Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Yola çıkan öyküler (2)

14 Ocak 2020 Salı 10:11 Güncelleme : 14 Ocak 2020 Salı 10:11

İzmir vapurunun çarpışması pasaportta bomba etkisi yaparken,skı yönetimin sancıları herkesi olumsuz etkiliyordu.

İzmir vapuru İstanbul'dan İzmir'e gelirken körpezin ağznda  Amerikan şilebi ile çarpışınca haber bir anda pasaport semtinde adeta patladı. Haber dilden dile yayılırken gazeteciler çarpışmanın olduğu yere nasıl gideceklerini düşünürken içlerinden biri "Bir motor kiralayalım"dedi. Olur mu olurdu. Hemen limana dalıp bir motor kiraladılar ancak bu arada yakınlarındaki fırından da sıcak ekmek ve bakkaldan zeytin-peynir alıp hızla olay yerine yöneldiler. Bir süre sonra gazetecilerin karnı acıkınca aldıkları yiyecekleri açıp yemeğe başladılar. Motor gecenin karanlığında ilerlerken Ahmet Gültaş yediği zeytin çekirdeklerini denize atmıyor, külaha konmuş zeytinin yanına bırakıyordu. Bir süre sonra Özden Alpdağ isyan edercesine bağırdı "Bu zeytini kim aldı yahu. Tümü taş gibi, dişimi kıracağım yerken " Orhan İlhan kızan arkadaşına "Özdencim Ahmet yediği zeytin çekirdeklerini denize atmıyor, kulahın yanna bırakıyor. Zira o denizin kirlenmesini istemez. Sen herhalde..." deyince Özden Alpdağ "tamam ulan belli oldu ben etsiz zeytin çekirdeklerini yalayıp durdum. Allah belanızı v........."

İLGİNÇ OLAYLAR

Orhan İlhan ile Özden Alpdağ çok samimi arkadaştı.Yaşları da birbirine yakındı. Siyasi düşünceleri de benzerdi.Onları basın camiasında sevmeyen yoktu.İkisi  şu anda aramızda yok.
Neyse basın dünyamızda ilginç olaylar epeyce çoktur.Her gazete, her gazeteci mutlaka ilginç olaylara tanıklık etmistir.
1980 yani 12 Eylül ülkemizin duraksadığı yıllardı.Sıkı yönetim bir kabus gibi her yeri sarmıştı.Hatta bir süre gazeteler bunun sıkıntısını ciddi biçimde yaşamıştı. 

KİMLİK YERİNE ZİPPO

Bir gün Ekip olarak İzmir-Kilizman'a bir görev için gitmiştik. Bir saat sonra da geriye dönerken Narlıdere İstikam okulu ve eğitim Merkezi Komutanlığı önünde askerler "kimlik"kontroluiçinotobüsümüzü durdurdular. Asker bağırdı "Herkes kimliğini çıkarsın" hemen ellerimiz ceplere girdi ve askerin yaklaşmasını beklerken yanımda oturan merhum gazateci Sadık Narin'i bir heyecan kapladı ki sormayın. Ben sessizce onu izlerken yanıma gelen asker kemliğimi istedi . Ben de uzattım ve  "Tamam"deyip Sadık'a seslendi. Sadık elindeki gazlı çakmağı yani zippoyu uzatıp ardından adını ve soyadını söyleyerek "Bakın benim adım burada yazılı " demez mi...Asker nufus cüzdanını istediğini söyledi ama Sadık Narin inatla zippo'yu ve üzerindeki ismi anlatıyordu. Asker dayanamadı "Alın bunu "dedi ve Sadık Narin'i otobüsten indirip nezarete attılar. Sadık'ın bize söylemi şuydu; "Tayyarcım beni kurtarın" İki gün sonra Orhan İlhan ağabeyin ağırlığı ve çevresi ile durum anlatıldı ve Sadık Narin dışarıya çıkarıldı. O olaydan sonra kimlik yanında zippoyu da taşıdığını biliyorum .
Gazetecilerin renkli yaşamları içinde espriler her zaman yerini korumuştur. Taze adaylar yani mesleğe yeni başlayanlar özellikle deneyimliler tarafından yanıltıcı konuların adayları olmuşlardır.Ancak her uğraşın zarar verici bir sonuç vermediğini de biliriz.
Kenan Evren uzun bir süre karargahından çıkmadı. Halkın içinde olmaktan çekindi. Ancak Gazetecilerin bazı yıllık gecelerine ya da plaket dağıtımlarında konuk olarak katılırdı. Kuşadası'ddaki bir törende de bana da Hasan Tahsin yarışması için plaket vermişti.

DEMİREL VE BASIN

Eski dönemlerde siyasilerin büyük çoğunluğu gazetecilerin özellikle karikatürlerine olumsuz bakmazlardı. Aksine onların kendilerini çizmelerinden hoşlanırlardı. Günün Başbakanı Süleyman Demirel bu alanda çok önemli bir isimdi. Onun hiçbir karikatüriste aksi birşey söylediği duyulmamıştır. Bedri Koraman onu çok güzel çizerdi ve Demirel bu çizgileri görünce hep güler ve "Adam bana nasıl da benzetiyor"diye gülermiş. Demirel ile ben iki kez karşı karşıya gelmiştim. İlkinde Gazeteciliğe yeni başladığım dönemlerdi. İkincisi ise Köşkteydi. Cemiyet yönetim kurulu olarak ziyarete gitmiştik. Orada yakından gödmüştüm. Dönemin CHP lideri Bülent Ecevit te bu konuda nasibini alanlardandı. Kendisinin basın mensubu olmasının da rolü olsa gerek. O da kendisi ile ilgili çizgilere hiç bir zaman itiraz etmediğini biliriz. Diğer liderlerle benzer anlayışı  gösterirlerdi. Aksi bir durum olsa tüm basın bunu yakından izlediği için bilirdi. Küçük çaplı da olsa İzmir B.Şehir Belediye başkanı Osman Kibar belki de basınla iç içe yaşan ender bir siyasetçiydi.Kibar aynı zamanda  esprili ve her durumda şaka yapmayı seven bir kişilikti. İhsan Alyanak, Yüksel Çakmur, Burhan Özfatura bu insanlarla siyasetin içinde zaman, zaman buluştuk. Ne varki en uzunu benim için Yüksel Çakmur olmuştur. Çakmur, spor bakanlığı yaptııı dönemlerde İzmir'e gelmiş ve dönemin Gençlik ve Spor Bölge Müdürü Erdenay Oflas'a kafayı takmış olacak ki, yaptığı basın toplantısından sonra  meslektaşım Gürkan Ertaç'a ardından da bana "Ayrılmayın sizinle konuşacağım"dedi. Ertaç, özür diliyerek işinin çokluğu nedeniyle gazeteye dönmek zorunda olduğunu belirtip ayrıldı. Çakmur ile ben Menemen'e birlikte gittik. Makam aracında konuyu açtı ve Erdenay Oflas'ı görevden alacağını ancak benim görüşümün bu kararda etkili olacağını söylemez mi. Ben de gerekeni belirttim ve Oflas görevine devam etti. Bazı olaylar var ki, insanın yaşamını tamamen değiştirebiliyor hele, hele ülkemizde. Görevden alıp küçültüçü görevlere tayin etmek gibi. Daha sonra Oflas bu görevini uzun yıllar İzmir'de sürdürdü.
12 Eylül ülkenin bir çok yerinde dahası alanında olumsuz etkisini sürdürürken Altay kulübü de bu gargaşada nasibini alan kulüp oldu. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün kiracısı konumundaki Altay Denizüstü Lokali ksa süre içinde yıktırıldı. Neymiş efendim; Gece bu lokalden çevreyi rahatsız eden müzik sesleri dayanılmaz durumdaymış. Ve bir kişinin şikayeti ile güzelim Deniz Üstü Lokal kaldırılmış oldu. 
(Devam edecek)     

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün