Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
Yenigün
PAYLAŞ

Yaşam bir oyundur!

2 Aralık 2019 Pazartesi 09:59 Güncelleme : 2 Aralık 2019 Pazartesi 09:59

Önceki gün, çocuklarım salondaki koltuğun üzerinde cep telefonlarını kurcalarken, hatırlayabildiğim kadarı ile kendi çocukluğum aklıma geldi…
Benim ki; hani “entel dil”de “özeleştiri” derler ya; bu öyle bir şey değil. “İnsanın geçmişi ile hesaplaşması” gibi…
Yaşam; herkes için farklı şekillerde yapılabilen; ancak sonuçları her zaman aynı olan; kimi zaman heyecan, kimi zaman da kendimizi sınadığımız bir oyundur…
Bu çok eski çağlara dayanır. Yunan mitoloji kitaplarında, dolaylı olarak da olsa insanlar ve oyunların, tanrılarla ilişkilerini de bulmak mümkündür. 
Antik Yunan’ın tanrı inancı, bugün adına “mitoloji” dediğimiz yaşamda da vardı...
Bu kitapları okurken ve olayların içine "girdiğimiz" zaman; mitolojik tanrıların yaşantıları içinde kendimize bir yer bulmaya, birlikte rol arkadaşı olmaya çalışır, aynı oyunun bir parçası olduğumuzu varsayarız. O devirde de insanlar, ne yapıyorsa ya tanrıları da yapıyordur ya da tanrılarıyla birlikte yapıyordur.
Kısacası birlikte oynuyorlardır…
Yani aynı sahnede, aynı perdede rol alıyorlardır... 
Günümüzde durum değişmemiştir. Yunanlılar ile Truva kenti arasındaki savaşı okudukça, öğrendikçe, kahramanlardan birini kendimize rol arkadaşı yapar onunla birlikte oyunun içinde kalmaya çalışırız...
Yani aynı sahnede, aynı perdede rol alıp, oyunun içinde kalırız…
Kısacası “yaşam” böyle bir oyundur... 
Sadece Antik Yunan’da, antik çağlarda değil, günümüzde de, "oyun” insanlığın en büyük keşiflerinden birisidir…
Şimdi de aynı tepkilerimizi sürdürüyoruz. Televizyonda izlediğimiz dizilerin içindeki oyunculardan birini kendimiz ile özleştirir, böylece onun hayrını olur, gelecek hafta ne yapacağımızı kendimiz de merak ederiz; yani oyunu yaşantımız gibi birlikte kurgular, birlikte oynarız…
Kısacası; çocuklarımı izlerken böyle duygu ve düşüncelerin içine gömüldüm, gittim…
Amacım, çocuklarım akıllı telefon veya tablet ile oynarken onları yermek için değil, nasıl bu hale geldiğimizi düşünmemden kaynaklanıyor…
Şehirler, insanlar tarafından “acımasızca beton yığını” haline döndürülürken, biz de çocuklarımızın elinden “çocukluğunu, oyuncaklarını alıp” birer akıllı telefon veya tabletle vakit geçirmesini sağlıyoruz…
Oysa çocuk demek “oyun” demektir…
Çocuk her şeyi bizim gibi oynayarak öğrenir.
Çocukların doya doya oynaması, onların kişiliklerini, zekalarını ve becerilerini geliştirir. Oyun oynayan çocuk, kurallara uymayı, başkasının hakkına saygı göstermeyi, kendini ifade etmeyi öğrenir. Çocuk oyun içinde kazanmayı, kaybetmeyi, hayal kırıklığını bu sayede “hayatın kendisinden beklediklerini” görür…
Beton yığınları arasında kalan daracık alanlarda oynamaya çalışan çocuklarımızın bilmeden de olsa yarınlarını “sadece okul ve kitaplar” arasında sıkıştırıyoruz…
Çocuklarımızın yarını için, ruh sağlıkları için “oyun hakları”nı geri vermemiz gerekiyor. 
Toplumun ve anne babaların oyunları küçümsemesi nedeniyle “çocukların temel hakkı oyunlar”  ellerinden alınıyor…
Şunu da unutmayalım; sanal oyunlar çocukların gelişmesine herhangi bir katkı sunmaz. Sadece vakit geçirmesini sağlar…
Onun için “hayat oyunu”nda çocuklarımız gibi, herkes rolünü kendi seçmeli ve oynamalıdır.
Haftaya buluşmak dileği ile…
 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün