Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Depremden kurtulmanın tek yolu…

19 Ağustos 2019 Pazartesi 07:13 Güncelleme : 19 Ağustos 2019 Pazartesi 07:13

Bir takım basit doğal afet olaylarında bile doğa anaya teslim olan şehirlerimizi ve altyapılarını şöyle baştan aşağı bir incelemek gerek.
İncelemenin akabinde ivedi olarak büyükşehirlerden başlanarak sorunlar kalem kalem ele alınmalı ve sonuca gidilebilmeli.
Ve müdahaleler sadece belediye eliyle değil devletin de içinde olduğu özel bir koordinasyon çalışması ile yapılmalı.
Örneğin;
Bir dolu inşaat şirketi, kentte belediye ile çözemediği imar işini, Ankara’da bakanlıkta hallediyor. Bu nasıl bir katliamdır ki, Ankara’daki müfettişler oturdukları yerlerinden coğrafyanın falanca yerindeki trafik problemini, taşkın suları, toprağın yapısını, ilçenin durumunu, yeşil alan miktarını ve dere yataklarını sözde göz önünde bulundurarak imar çalışmasını tamamlayabiliyorlar?
Gelelim sadede…
Türkiye’de büyükşehirler son yıllarda gitgide artan nüfus artış hızı ile baskılanır konumda.
Belediye başkanları tüm planlarını bu doğrultu üzerinde şekillendirmek zorunda.
Özellikle kırsaldan kente göç hızının hala yavaşlatılamadığı günümüzde, belediyelerin bir görevi de yeni yaşam alanları yaratabilmek.
Lakin uygunsuz yapılaşma, 80’li yıllarda büyük artış gösteren gecekondu stoğunun yarısının dahi eritilememiş olması belediyelerin ellerindeki tüm kozları eritip bitiriyor.
Kuşkusuz bunun için en önemli sonuç sağlıklı bir kentsel dönüşümden geçiyor. Fakat o da sorun yumağının çözüm noktasında atıl kalmış durumda. Çünkü bizim insanımız, kentsel dönüşümün sözcük anlamını “Yenileme” olarak belirlemiş ve tüm çalışmalarını bunun paralelinde yoğunlaştırmış.
Bugün gelinen noktada 40 yıllık bir bitişik nizam, otoparksız, yeşil alansız bir apartmanı yıkıp yerine aynısının yenisini yapmanın adına kentsel dönüşüm diyenler var.
İşte bu noktada devletin rolü önemli. Bu tip inşaat çalışmalarını kentsel dönüşüm yasası üzerinden değerlendirmemeli. Ve inşaat sahipleri ödemesi gereken hiçbir vergiden muaf tutulmamalı.
17 Ağustos depreminin 20. yılında fay hattı üzerinde bulunan hiçbir şehrimiz bir yıkıma hazırlıklı değil. Bunun için acil olarak önlemlerimizi almak zorundayız. Zira konuşulanlar ve beklenen şiddeti ne psikolojik ne vicdani ne de maddi olarak kaldırabilecek gücümüz var.
Şimdi lütfen sıkı durun.
Türkiye’nin pek çok şehrinde, deprem toplanma alanları olarak belirlenmiş noktalar ya sınırsız yapılaşma hevesimizin kurbanı olmuş ya da moloz dökme alanı olarak kullanılır duruma gelmiş. Tüm bunlar değilse bile mahalleler neredeyse ilçe olmuş, nüfus artmış ve o alanlar toplam nüfusun yarısını dahi taşıyamayacak duruma gelmiş.
Demem o ki, hiçbir doğa olayının önüne bireysel çalışmalarla geçebilmek mümkün değil. Bugün kendi evin depreme dayanıklı olsa bile, sarsıntıya komşusunun dayanıksız evinde yakalanmayacağını garanti edemez.
Bu sorun bizlerin olduğu kadar devletimizin sorunu. Çözümü de birlikte arayıp bulmalıyız.
Aslına bakacak olursanız.
Kentsel dönüşüm yasası, inşaat sektörünün bir takım sorunlarını değil, insani bir takım ihtiyaçları göz önüne alacak şekilde revize edilmelidir.
Depremde ölmemenin yolu tam da budur.
“Fay bizim mahallenin altında kırılmasın Yarabbi” duasını ağzından düşürmeyenlere;
Eşeğini önce sağlam kazığa bağlayacaksın…
 Ağustos depreminin 20. yılında hayatını kaybeden tüm canlarımız için ailelerine bir kez daha başsağlığı diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün