Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
Yenigün
PAYLAŞ

Kalenin Havvası

10 Temmuz 2019 Çarşamba 07:16 Güncelleme : 10 Temmuz 2019 Çarşamba 07:16

Bu bir kitap adı. Yazarı Yelgin Arkoç Mesci. Altın Kitaplar Yayınlarından…
Kalenin Havvası; acıları, aşkları, kıtlığı, gözyaşlarını, kavuşmaları, tevafuku, geçmişten kalan bir aşkın mirasını, ilginç bir coğrafyayı tarihi roman gibi, roman tadında bir tarih gibi, bir film gibi anlatıyor. 
Bilmem bilir misiniz, Amasyalı Strabon’un tarihteki ilk coğrafyacı olduğunu, 40’ın üzerinde yazılı eser bıraktığını, bunların bir kısmının henüz gün yüzene çıkmamış olduğunu ve dünyanın dört bir coğrafyasında da bilindiğini… Fırtına tanrısı Teşup’un Hititlerin baş tanrısı olduğunu…
Daha neleri anlatmıyor ki…
Dünyanın  ilk coğrafyacısı  olan Strabon’un Amesia’sını… Limanı ile 1900 yılının Samsun’unu, II. Abdulhamid Dönemi'nin İstanbul’unu… 
Savaşlar yokken barış içinde bir arada yaşayan Rum, Ermeni, Arnavut, Gürcü, Çerkez ve Türklerin birbirleriyle olan kaynaşık ilişkilerini… Çiçeklerin bin bir çeşidini, heybetli dağları, gizem dolu mağaraları,  tarihe geçmiş depremleri- yangınları, Arnavut kaldırımlı sokakları, görkemli konakları, saygılı aile içi ilişkileri… Çeteleri, tehciri, bağımsızlık mücadelesini, ihanetleri, korkuyu, sevgiyi, destansı aşkları, tarihi ve coğrafyayı gözler önüne seren, düşündüren, gözyaşına boğan, içinizi burkan olaylar zincirini,  rastlantıları, salgın hastalıkları… Rus Harbi, Balkan Harbi, Birinci Paylaşım Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na giden yolun Amasya’sını…  
Anlatıcının dilinden her birini içinde yaşamış gibi öğreniyoruz 326 sayfalık romanda.
Amasya’da geçen çocukluk günleri… 
Her evde illâ ki bir musiki aletinin bulunduğu, çoğu kadının en az bir musiki aleti çaldığı, kanun- ud- tambur ve cümbüş eşliğinde söylenen şarkıların gökyüzüne yükseldiği Amasya günleri…
İrfan Özbakır’ın, Kutlu Payaslı’nın, Giriftzen Asım Beyin izlerini taşıyan Amasya…
Marınca, alasit, çavuş, horozyüreği, abalıkoca, kazova, tilkikuyruğu, sergen denilen üzüm çeşitlerinin toprağı…
Erarmut, mustafabey, dikenli, değermi çiğit, göğüsulu, yanılkızı armutlarının/  kara mürdüm, yeşil mürdüm, caneriği ve tokaloğlu kayısılarının memleketi Amasya…
                                                                          *
Güllüoğulları'nın kızı, Sarımüderrisler'in gelini Havva Kaleköy’de doğmuş. Makedonyalı Büyük İskender’den de öncesine dayandığı söylenen kadim Kaleköy’de… Binlerce yıl sayısız uygarlığa beşiklik etmiş bir köy Kaleköy. Roma İmparatoru Severus Alexandre’un darphanesine ev sahipliği yapmış örneğin…
Berlin Antlaşması’nın imzalandığı 13 Temmuz 1878’de… Osmanlı’nın çok toprak kaybettiği bir günde… O gün, Kaleköy’ün üstüne iki bulut gelmiş, gök gürlemiş,  yağmur boşanmış.  Bebesi olmayan kadınların çaput bağladığı alıç ağacının dibinde doğmuş Havva. Bembeyaz tenli, maviye çalan yeşil gözlü, sarı lüle saçlı olarak…
5 erkek çocuktan sonra 6 kardeşin en küçüğü olarak doğan Havva, “Kalenin Havvası” olarak bilinmiş hep. Küçücük yaşında büyükanasının desteğiyle köyün hocasından hem okumayı hem de yazmayı öğrenmiş. Kur’an-ı Kerim’i de…  Köye gelen nameleri hep Havva okumuş. 9 yaşındayken ilk kez duyduğu griftin sesiyle kendinden geçmiş. Halılar, kilimler dokumuş, ekmiş, biçmiş. Üretmiş hep…  Amasya Mutasarrıfının  sipariş verdiği, gül goncası ile adını işlediği  ipek halıyı dokuyan Havva’nın Şahu Geda Divanı’yla tanıştığı günler de o günler…
‘Vadideki Zambak’  ile de o günlerde  tanışıyor.  Âşık olacağı Mutasarrıfın torunu Ali Kemal ile de o günlerde tanışıyor. Çocuk yaşında “Havva, inşallah ilerde benim zevcem olacak”  deyivermiş biridir Ali Kemal… O Ali Kemal ki, Fransa’da eğitim alacak, sonradan Havva ile yolları Samsun’da yeniden kesişecek ve Mustafa Kemal’in yanı başında yer alacak yurtseverlerden biri olacaktır.
Dağların kızıdır Havva.. Aynı zamanda  toprağın…
Ondaki toprak sevgisi büyükanasından… “Bizler topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Yaradan sevdiğimiz kadar verir. Toprağı sevin. Seversen, korursan, sahiplenirsen, iyi bakarsan o da sana bakar.”  diyen büyükanasından…
1 liranın 5 mecidiye, 1 mediciyenin 20 kuruş, 1 liranın 4 bin para ettiği günlerin kızıdır Havva.
Daha âdet bile görmeden, 1890 yılının sıcak bir yaz gününde 15 yaşındaki Mehmet’in karısı olan Havva bir anda Gühatun’la Murat’ın annesi olur.
O yıllarda öğreniyoruz ki; İstanbullular, medrese âlimleri, öğrenciler, müderrisler, imamlar, müezzinler, tekke şeyhleri, devlet memurları, kadılar, padişah hizmetinde 14 yıl bulunanlar askerlikten muafmışlar. Gayrimüslimler ise 65 altın verip 60 yıl askerlikten muaf oluyorlarmış. Zengin Müslüman da ya yerine birini buluyor ya da 50 altın vererek askerden muaf tutuluyormuş. Yetim bir kızla evlenen de…
Salgın hastalıkların tüm Anadolu’yu kasıp kavurduğu bir dönemde eşini, kızını ve oğlunu kaybeder Havva.
1899’da, güzeller güzeli Havva Müderris Tahsin Hoca ile evlenir. Kırklı yaşlarında, ince ruhlu bir hocadır Tahsin. Yaşamlarını Amasya’da sürdürürler.
Şehzade Mustafa’nın katlinden bu yana yüzü gülmeyen Amasya’nın güzel kadını Havva, kocasından Mihri Hatun’u öğrendiği gibi, onun yol göstericiliğiyle kıymetli eserleri de okumaya başlar. Tahsin Hocaya büyük bir saygı duymakta, acılarını unutmakta ve kocasını dert ortağı olarak görmektedir artık. Havva Halvetiliği, Osmanlıdaki eğitim sistemini öğrenmeye başlamıştır. İstanbul dışındaki medreselerde pozitif bilimlerin yasaklandığını da anlatmıştır Müderris Tahsin Hoca.
Biz de satır aralarından Anadolu’dan İstanbul’a gidişin Samsun’dan denizyolu ile olduğunu, Karadeniz’deki gemi ticaretini öğreniyoruz bu arada...
Havva’nın eşiyle birlikte göçtüğü İstanbul yaşamında artık yemeği bakır sahanlarda değil Çin işi porselen tabaklarda yemeye başlamışlardır. Erkeklerle de aynı sofrada yer alabilmektedirler artık… Konakta oturmaktadırlar… Ev içi hallerinde kadınların çarşafla dolaşmadıklarını, çok zarif elbiseler içinde yaşadıklarını ve aksesuara çok önem verdiklerine de tanık oluyoruz. 
Temizlenmeyen bacalar nedeniyle İstanbul’da çok yangın çıktığını, Abdülhamid Han’ın katledilirim diye Osmanlıyı Dolmabahçe Sarayı’ndan değil de Yıldız Sarayı’ndan yönettiğini de öğreniyoruz. O Dolmabahçe Sarayı ki, Osmanlının gücünü göstermek amacıyla yapılmış/ Ermeni ustası birinin şaheseri…
Saray yaptırmak, gücün mü timsali oluyor diye düşünmeden edemiyor insan bugün geldiğimiz noktada…
İlginçtir… O günlerin padişahının, yani Abdülhamid Han’ın bir fermanla Müslüman kadınlara kara çarşafı yasakladığını da okuyoruz. Kocasının müderris olması nedeniyle sosyal yaşamını konaklarda ve seçkin çevrelerde sürdüren Havva, saraylardaki tavan kabartmalarını, mermer insan başlarını, süslemeleri görünce kendi kendine mırıldanıyor. Endişeyle, merakla: “Bunlar günah değil miydi?”
Çünkü Havva, kul kafalı kadın değil, düşünen- sorgulayan bir Osmanlı kadını!
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ı okuduğu gibi neler yaşadıysa onları yazmayı da öğreniyor. Nitekim “Daha çok öğrenmek, öğrendikçe öğretmek istiyordum.” diyor. Yakınında bulunan kızların da illâ okuması için çaba sarf eden biri Havva.
Geri döndükleri Amasya’da bitişik komşuları ney ustası Giriftzen Asım Beydir. İlginç değil mi, satın aldıkları evin mahzeninde gayrimüslimlerin kullandığı şınavat düzeni ve şarap küpleri bulunmaktadır. Güzel ve yanık sesli Havva, 'gülme hissi veren Uşşak makamı'nı seviyor olmalıydı.
1910 yılında 4 çocuk sahibidir artık. Mutlu evliliği 1911’e kadar süren Havva Müderris Tahsin Hocayı karlı bir kış gününde kaybediyor.
Çocukluk aşkı Ali Kemal’den gelen bir mektupla ilk kez hıçkıra hıçkıra, doya doya ağlıyor. İstanbul kokan, Boğaz’da oturduğu yalının kokusu kokan, yalının odalarını teneffüs ettiği, ceviz ağacı kokan, Ali Kemal kokan bir mektuptur bu. Otuz beşindedir henüz…
Birinci Paylaşım Savaşı'nın ayak izleridir çevresinde olup biten olaylar… Çetelerin soygunları, karaborsa, at izinin it izine karıştığı günlerdir.
Yaşayacağı acı ve keder bitmemiştir henüz…  Yitirdikleri olur Havva’nın…
1919 yılıdır. Mustafa Kemal, arkadaşlarıyla Samsun’a çıkmıştır. Amasya’ya geldiğinde yanındakilerden biri de birçok isimsiz kahramandan biri olan Ali Kemal’dir. Havva’nın çocukluk aşkı… 
Amasya Tamimi yayımlanmıştır. Umut olmuştur Mustafa Kemal ve arkadaşları…  İstanbul Hükümeti bitmiştir. 
Havva’nın ve ülkenin sıkıntıları bitmemiştir… Cumhuriyet ilan edilmiş olsa da… Mübadele ile yerinden yurdundan edilmiş insanlar da mutsuzdur.
Kızı Halise ve oğlu Tahir’i evlendiren Havva 1939’a geldiğimizde artık torun torba sahibi ninedir.
Tuttuğu anı defterinde şunları yazmıştır: “Ne insanı ne toprağı, kimseyi ötekileştirmesinler! Ben değil, biz olmayı öğretsinler evlâtlarına!”
                                                                          *
Havva’nın yetiştirdiği çocukların, torunlarının da anlatacakları bir hikayeleri olacaktır elbette.
Kalenin Havvası,  hukuk okumuş anlatıcı torunun destansı romanıdır.
Güldüren, düşündüren, öğreten, ağlatan; yaşamın içindeki kadını anlatan  destansı bir roman!
Kitabın yazarı, bölgenin insanını, toprağını, suyunu, dağlarını/ çiçeklerini/ bitkilerini doktora yapmışçasına bilen bir Ziraat Yüksek Mühendisi; bir ‘Bölgesel Kalkınma Uzmanı’. Hem de Amasyalı…
Atalarının ve özel olarak da Amasyalı rol model bir kadının izini süren bir Amasyalı…
Romanı okuyunca da Amasya’ya bir yolculuk depreşiyor okurun zihninde. Romanın yaşandığı coğrafyayı Havva’yla gezinmek daha anlamlı olacak çünkü.
Bu romanı bana okutan Sayın Kemal Nehrozoğlu’na teşekkür etmek boynumun borcu. Ona olan borcum zaten öyle çok ki, yazarak hiç olmazsa biraz hafifleteyim dedim.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün