Yenigün
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Heyamola'nın edebiyat dünyasına kazandırdığı Salim Çetin

21 Mayıs 2019 Salı 07:00 Güncelleme : 21 Mayıs 2019 Salı 07:00

Sık  sık  Basmane  taraflarına giderim. Kapılar, Tilkilik, Namazgâh’ta vakit geçiririm. Suriyeli bir berberde traş olurum. Tevfik Paşa Konağı'nın altındaki kahvede çay içerim. Oteller Sokağı'ndaki Afrikalıları izlerim. Gülen Oteli yanındaki sahafa uğrarım. Kürtçe, Arapça, Türkçe, İngilizce, Nijerya, Kongo, Zimbabwe dillerinde staj yapıyor gibi Tilkilik sakinlerinin arasında  dolanır dururum. Şadırvanın oradan yukarılara çıkar ara sokaklarda eğleşirim. Sokağa adı verilmiş kişinin kim  ve neci olduğunu sorarım herhangi birine, bazen de  evinin önünde oturan  yaşlı teyze ya da amcaya evinize girebilir miyim derim. O evlerde yaşananlara tanık olmak, evin eşyalarını görmek isterim. 

Polonya’da da yaptım bunu. Salim Çetin tanıktır. Hayat, benim için ara sokaklarda, eski evlerde…

***

Evler, o güzelim taş evler beni öyle cezbediyor ki… ‘Evler şairi'ni sevmem herhalde bundan…

Ayvalık’ta da bütün günümü ara sokaklarda dolaşarak geçirdiğim çok oluyor. O muhteşem Rum yapısı evlerin fotoğraflarını çekerek  akşamı ediyorum. Behçet Necatigil görseydi o evleri ne şiirler döktürürdü kimbilir… Çektiğim o fotoğraflarla bir sergi açmak istiyorum hatta.

Kesinlikle AVM’lere düşmez yolum. Adım atmam oralara… Ya da Üçkuyular, Yeşilyurt, Balçova, Eski İzmir gibi semtlerde dolaşasım gelmez. Ya taş evlerin bulunduğu sokaklar ya da  tamamı ahşap evlerin bulunduğu mahalleler…  Beni açan onlar !

Sık gitttiğim semtlerden biri de Kestelli. Özellikle de 838 Sokak. Çünkü bu sokakta üç yaz tatilim geçti benim. Cumbalı bir evde... Teyzemler oturuyordu orada. Şimdi o sokakta bulunan eski  bir Rum evi - üç katlı bir köşk de diyebilirsiniz - Sabahattin Ali Sanat Merkezi olarak restore ediliyor Konak Belediyesi’nce. Oradan da  aşağılara inip  442 Sokağa gidiyorum.  İsmet İnönü Anı Evi’ne..

Ne iyi etmiş de Özgür Kaplan, Karataş’ta üç Rum evi alıp restore etmiş ve yaşanılır mekânlar haline dönüştürmüş o  viran  evleri. Şimdi annesi ve babası adına kültürevine dönüştürdü birini. Özgür,  hayırlı evlât doğrusu…

Alsancak sokakları  daha bir başka… Kiliseleri ve cumbalı evleri görmeye doymuyor miyop gözlerim. Havra Sokağı'ndaki sinagogları ve yıllara meydan okuyan İşhanlarını da ihmal etmiyorum.

Köprü ve Küçükyalı’daki gök mavisi boyalı Yeşim Hanım Köşkü, ona komşu olan sarı ve pembe boyalı köşkler ve bunların arka tarafındaki cumbalı Cheeky Monkey, Özel Türk Koleji yakınındaki Ayşe Mayda’nın evi, Halilrifatpaşa’da  TÜLOV'a ev sahipliği yapan bahçeli o muhteşem köşk, mimarisiyle hâlâ yıllara meydan okuyor, baktıkça bakasınız geliyor.

Karşıyaka sahilindeki yalılara komşu o iki köşk gibi…

Gezmek, keşif duygusu bana annemle babamdan geçmiş olsa gerek. Hiç durmazlardı, sürekli gezip dolaşsınlar! Sayelerinde coğrafyam, coğrafya öğretmenlerimi bile sollamıştı.

Tıp eğitiminin önemli bir özelliği analiz üzerine kurulu olmasıdır derler.

Oturduğum kentin ya da kasabanın her sokağını, mahallelerini, ibadet merkezlerini, türbelerini, meydanlarını bilmek, başkalarına da anlatmak isterim hep. Mahallenin adının hikâyesini,  o mahallede oturanların nerelerden göç edip geldiklerini de…

Bendeki,  karşı konulmaz bir merak  ve öğrenme duygusu. Akademik bir çalışmanın ön çalışması falan değil. Sadece merak !

Kaç kişidir bilmem, oturduğu semtin / sokağın / mahallenin hikâyesini yazan…

17 yıl Konak, 5 yıl da Karabağlar Belediyesi’nde  kültür müdürlüğü yapmış olan Salim Çetin ‘ Benim büyülü semtim ‘  alt başlıklı ‘ Hatay’ ı yazmış. Eskilerin 2. Karantina dediği Hatay’ı…

Heyamola Yayınları’ndan çıkan bu kitap, Salim Çetin’in ilk kitabı. Okuyunca  hemen aklıma düştü Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim’i… O kitapla tanıdım ben Ahmed Arif’i. Daha doğrusu o kitapla tanındı Ahmed Arif.  Salim Çetin’in güçlü kalemi, okura ‘ Bugüne değin neden yazmadın ? ‘ dedirteceğe benziyor. Sayfalar arasında arada bir Sait Faik öykülerini okuyor gibi bir hisse kapıldım.  Eminim çok iyi öyküler de çıkar bu kalemden… Zaman zaman  da bir akademisyenin / bir kentbilimcinin ders notlarını  okur gibi  oldum. Bazen de bir  sosyoloğu  dinliyor gibi ...

Ortaokulu okumak için doğduğu Erzurum’dan kopup gelmiş İzmir’e. Yeşilyurt’a…  Geliş, O geliş !

İmroz Öğretmen Okulu’nda okumuş. 5 yıl öğretmenlik yapmış. Bu arada iletişim fakültesini bitirmiş,  1986’da da belediyeci olmuş. Yıllarca kültür müdürlüğü yapmış birinin kusursuz bir dil ve anlatımla  karşımıza çıkması aslında bir sürpriz değil. İyi bir okur olduğunu bildiğim Salim Çetin’in, yıllar önce şiir denemeleri  olduğundan da  haberimiz oldu bu kitap nedeniyle. O, her 3  kişiden 5’inin şair olduğu bir toplumda şairliği tercih etmek yerine  hep okumayı yeğlemiş olmalı ki şiir coğrafyamızda yok !

Bu kitapla da kentkültürü ve kentlilik konusunda herbirimize  çok şeyler anlatmış. ‘’ Başından beri şehirler benim için keşfedilmesi gereken hazine gibidir. ‘’  derken aslında  alanını da belirlemiş. Şehircilik, kent planlaması, kentkültürü…

Yeşilyurt’un, Hatay’ın, Limontepe’nin, Göztepe’nin, Güzelyalı’nın dününü gözler önüne serer,  Hatay’da yaşamış olan ünlüleri bize tanıtırken hem İzmir’in hem de  bu semtlerin demografik  yapıları hakkında  da bilgilendiriyor bizleri.

16. yüzyılda İzmir, Foça, Çeşme, Urla’dan farksızmış. 18. Yüzyılda ise Selanik, İstanbul ve İskenderiye’den sonra gelen  bir liman kenti oluyor. Sonraki yıllarda ise avantajlı konumunu kaybediyor. Pamuk ve tütün tarlalarında / bağlarda küçülme yaşanıyor. Göç olayının da  birçok sorunla birlikte şehrin kimyasını bozduğuna değiniyor.

Genel hatlarıyla İzmir’e değinmişse de  belediyeci olarak yıllarca yaşadığı Hatay’ın sorunlarını, güzelliklerini daha bir öne almış. Çünkü kitabın adı ‘Hatay ‘

Yaşanmışlıklarımıza tanıklık eden meydanların ve parkların olmadığını söylüyor. Karşıyaka doğumlu olup sonra  karşı tarafa yerleşen Metin Oktay için top koşturduğu Damlacıkspor’un bulunduğu yerde değil de Damlacık’a  uzak kalan  Bahçelievler’de heykelinin dikilmesi  bundan.. Meydansızlıktan !

Büyük bir iddiayla şunu diyebiliriz, Türkiye’nin kimlikli meydanları yok denecek kadar az ! Roma, Paris, Londra, Bişkek, Isfahan, Şiraz, Semerkant, Üsküp, Sofya, Tiflis gibi kentlerde ulusal kahramanlar, şairler ve yazarlar kentlerin meydanlarında  büstleriyle/ heykelleriyle boy gösteriyorken  biz bunlardan mahrumuz.  Bereket versin ki Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın yaşadığı  232 Sokakta  onun bir büstü bulunuyor hiç olmazsa… Dudaktan Kalbe’yi Karabağlar’da yazmış ünlü romancımız Reşat Nuri Güntekin’in Karabağlar’a bir heykeli yakışmaz mı ? Büyük bir meydanımız olsa da orada Egeli düşünürlerin/ Heredot’un, /Thales’in/ Pisagor’un/ Homeros’un ve diğerlerinin büstleri yer alsa…  239 Sokaktaki Tarık Dursun Anı Evi’nin düşün babası olan Salim Çetin, yaşadığı semtin  o semtle özdeşleşmiş olan esnaflarına, sanatçılarına da değinerek  o semtlerde yaşanan sanat etkinliklerini de büyüteç altına almış bu kitabında.

17 yıl Yeşilyurt’ta yaşadım.  Güzelyalı 56/ 5’te  6  yıl… 3 yılım da Küçükyalı’da geçti … Nokta’daki arkadaşlarla buluştuğum kahveden çıkar, Hatay  Sinemasının yanından doğruca  Küçükyalı’ya inerdim. O dik yokuş bana mı demezdim kolej yıllarımda... Köşk Sineması’ndaki filmleri de kaçırmazdım. Akşam üzerleri Hatay Caddesinde bir ileri iki geri dolaştığımız günler az değildi. Nergis’i, Melek’i görmezsek olmuyordu.  Gözümoğlu ve Divan gibi açık hava sinemalarında izlediğim filmleri unutamıyorum.

Hatay’ı okuyunca hem öğrendim hem de  eskiyi bir kez daha yaşamış oldum.

***

İyi şair, iyi şiirleri okuya okuya olunur. İyi yazar da adım gibi eminim ki  iyi okurlardan çıkıyor. Umarım, Heyamola Yayınları Salim Çetin’e bir de Konak Belediyesi Kültür Müdürlüğü günlerini anlatma/ yazma görevi verir de biz de o güzelim günleri bir kez daha yaşamış oluruz. 

 Argo nedir bilmeyen ,  entelektüel camiada  herkesçe kabul görmüş Salim Çetin,  şehircilik konusunda Cevat Geray’ın  rahle-i tedrisatından mı geçti acaba diye düşündüm   ‘ Hatay’ı okuyunca. Sanat tarihçisi, yazar, çevreci, kentbilimci  birinin elinden çıkmış gibi bir kitap  ‘Hatay’.

Yarından tezi yok, Sezen Aksu Sokağı’na gidiyorum. Minik Serçe’nin evini görmeye… Bir de Merhaba Apartmanına selam vermeye… Cevat Şakir’e dokunmaya… Dilek Cafe’de çay içmeye… Necatibey İlkokulu / Ortaokulu bahçesindeki cıvıltılı kalabalığı  görmeye… Behçet Uz Parkı’nda  kedilerle oynaşmaya,  parktaki Behçet Uz Çocuk Kitaplığı’na bir kitap bırakıp görevliyle tanışmaya…

Hatay’ı okuduktan sonra bu farz! Ardından da Tarık Dursun  adına açılan anı evine…

Sonra da Salim Çetin’e uğrayıp kahve içmeye…

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün