Yenigün
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Handan Gökçek'in Babasının Foça'sı

11 Haziran 2019 Salı 07:05 Güncelleme : 11 Haziran 2019 Salı 07:05

Tunç Devrinden bu yana 5 bin yıllık bir yerleşim merkezi Foça. Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden… Taş evleri ile kule evleriyle meşhur. İki katlı ve bitişik olarak yapılandırılmış birçoğu. Sokakların iki yanına sıralanmış, ön bahçeleri olmayan evler bunlar. Kapıdan çıkar çıkmaz adımınızı sokağa atıyorsunuz. Burası 12 İon kentinden biriymiş.
Evliya Çelebi, Foça’nın Orhan Gazi’nin askerleri tarafından Cenevizlilerden alındığını yazıyor. “Kalesi deniz kıyısında, kale dışında bağı bahçesi çoktur, limanı büyüktür” diyor.
1913’te 7- 8 bin nüfusu olan Foça’da nüfusun dörtte biri Türklerden, dörtte üçü ise Rumlardan oluşuyormuş. Türk askerinin Foça’ya girişi ise 1920’nin Eylül’ü.
Mübadeleyle buraya Limni, Midilli, Selânik ve Kavala’dan Türkler geliyor. Buradan da evlerini, komşularını ve anılarını bırakıp Yunanistan’a gidenlerin sayısı oldukça fazla.
Piri Reis’ten öğrendiğimize göre Eski Foça’yı Venedik tüccarları kuruyor. Yeni Foça’yı da Cenevizli tüccarlar… 17. Yüzyılda Foça, yakın doğu ticaretine limanını açmış bir Osmanlı kazası. Foça-i Atik ve Foça-i Cedid olarak geçiyor.
15. yüzyılda ise Foça; İmroz, Semadirek, Limni, Sakız, Taşoz ve Midilli ile birlikte  Cenevizlilerin elinde. 1455 yılında Kaptan-ı Derya Yunus Paşa komutasındaki Osmanlı donanması önce Yeni Foça’yı, ertesi yıl da Eski Foça’yı Osmanlı topraklarına dahil ediyor.
Adının nerden geldiğine gelince… Hikâyeye göre foklar, deniz tanrısı Poseidon ve güneş tanrısı Apollon’un koruması altındalarmış. Çünkü foklar uzun yıllar hep yağı ve derisi için avlanıyormuş insanoğlu tarafından. Yunanlılar, tombul hayvan anlamına gelen ‘foka' demişler  bu sevimli yaratıklara. Fokalar nedeniyle bu şehrin adı da  zamanla Foça olmuş.
Foçalılar, tahtadan çok sayıda horoz heykeli yaparlarmış. Bunları da tapınaklarına, gemilerinin burunlarına, meclislerine ve meydanlarına asarlarmış. Horoz, Foçalılar için diriliğin ve erken uyanışın sembolü… Usta denizci olan Phokaialıların büyük gövdeli yük gemileri yerine 50 kürekli, 500 kişi taşıyabilen tekneleri bulunuyor. Mühendislikteki başarılarının tartışılmaz olduğu söyleniyor.
Denizcilikteki başarıları nedeniyle Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de birçok koloniler kurmuşlar. Ticaret alanındaki başarıları da denizciliklerinden… Çok zenginleşiyorlar. Pek çok devletin iştahını kabartacak kadar… İonya’da altın ve gümüş karışımı elektron sikkeyi ilk bastıran kentlerden biri Phokai.
Ne var ki Perslerin istilâsı ile görkemli çağları son buluyor. Gemilerine binip kurdukları kolonilerine gidiyorlar.
                                                                               *
90’lı yılların başında gördüm Eski Foça’yı. Bir meslek dergisinin İzmir Temsilcisiydim.  Hasan Ali Yücel’in şube müdürlerinden, unutulmaz öğretmen Ferit Oğuz Bayır burada yaşıyordu. Onunla röportaj yapmak için iki üç kez kez evine gitmiş, bir kez de onun ve benim de içinde yer aldığım bir etkinlik için bulunmuştum bu şirin ilçede. Aynı dönemde belediye başkanı olan Nihat Dirim de bir kitabıma sponsorluk yapmıştı. Foça denilince aklıma hep bu iki güzel insan geliyor. Yıllar sonra da kütüphane konulu bir etkinlikte konuşmacı olarak bulunacaktım bu ilçede.
Sosyal demokratların iktidar olduğu bir dönemde de gazeteci Çağlayan Bilgen arkadaşım kanalıyla Eski Foça’nın öğretmenevine müdür olacaktım az kalsın. Ulaşım, konaklama gibi nedenlerle bu öneriyi reddetmek zorunda kalmıştım.
Burnumuzun dibinde olmasına karşın ne Eski Foça’ya ne de Yeni Foça’ya  gidip gelebildik yıllarca. Kızımın Yeni Foça’ya atanmasıyla hiç bilmediğim Yeni Foça’yı da öğrenmiş olduk bugünlerde. Mavi beyaz boyalı / begonvilli, bahçesinde tulumbası olan Rum evleri, kayısı, dut ve incir ağacı bolluğunun dışında, şirin cafeleri, çok sayıda berber, emlâkçı dükkânları ve   fırınlarıyla ve henüz Alaçatı/ Çeşme olamamış Yeni Foça’da sıcaktan yanmak yerine dört gün boyunca üşüdük derecesinde serinledik doğrusu. Geceleri saat 10’da çıkan sıcacık simiti de yemeyi unutmadık… Manisa’nın Alaşehir’inde de yaşıyor bu gece simidi geleneği…
Ara sokaklarda, arka sokaklarda öğrenme açlığıyla kapı önlerinde komşularıyla muhabbet eden teyzelere sordum da sordum. Foça’nın yeni olanını öğrenmeye çalıştım. Kırık hayatların, acıların, hüzün ve mutlulukların yaşandığı iki katlı bakımlı- bakımsız Rum evlerinin herbirinin fotoğrafı var şu an elimin altında. Haa, unutmadan… Konuştuğum bir bayandan  bakınız ne işittim: “Evimizin ilk sahibi çıkıp geldi bir gün. Şimdi Yunanistan’da yaşıyormuş. Bizim evde doğmuş. İçeri aldım. Yaşı ilerlemiş bir adamdı. Benimle konuşurken gözleri dolu dolu oldu. Ağladı da… Sonraki yıllarda da kendisi değil, çocukları geldi.”
Alın size bir mübadele romanı konusu daha… Her ne kadar benzerleri yazıldıysa da…
Bu bölgede çıkan Foça taşlarından yapılmış olan Rum evleri, kimbilir daha ne çok acılara-  ayrılıklara ev sahipliği yaptı. Çektiğim o fotoğraflarla bir sergi açmayı düşünüyorum. Cunda’dakiler, Ayvalık’takiler ve Bergama’dakilerle birlikte… Sergimin teması da şimdiden beynimin orta yerinde. ‘Mübadillerin ağrılı acılı yuvaları'.       
Yeni Foça; yeşilin hükmünü sürdürdüğü, yeşilin korunduğu, sabahları horoz sesleriyle  uyandığım, ağacından dut koparıp yediğim, binalara tırmanan / onları sarıp kucaklayan  begonvillerine hayran olduğum, İsmet İnönü ve Cumhuriyet Parkı’nda dinlendiğim, çarşı ile plajın iç içe olduğu, huzurlu, barışsever, hoşgörülü insanların kasabası olarak kalacak zihnimde. Sokak aralarındaki bir kahvede çay içip tavla oynamayı da ihmal etmedik.
Roman, öykü, çocuk kitapları, tiyatro oyunu ve değişik yerel gazetelerde yayımlanmış yazılarıyla İzmirlilerin yakından tanıdığı Handan Gökçek’in yazdığı ‘Babamın Foça’sını okuyunca bende kalanları ve Foça’nın bana anımsattıklarını yazmazsam hasta olurdum.
Heyamola Yayınlarına ve Handan Gökçek’e bin teşekkür ile…  

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün