;
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Gazetecilik gözüyle Abdullah Gül

1 Ekim 2019 Salı 10:00 Güncelleme : 1 Ekim 2019 Salı 10:00

Siyasi portrelerin anılarını yazmasını isterim hep. Sanatçıların, öğretmenlerin, bilim insanlarının da… Keşke utanmasalar da cellatlar, işkenceciler ve yosmalar da yazabilseler anılarını… Zevkle ya da iç burkulmalarla onları da okurduk.
Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, anılarını yazmadı ama yedi yıl boyunca basın başdanışmanlığını yapan değerli gazeteci Ahmet Sever başardı bunu. Ahmet Sever’i kutlamak gerek, yaptığı başarılı gazeteciliği nedeniyle. Kitapta abartı olmadığı gibi unutulan çok konu da yok gibi… Gibi diyorum çünkü eksik bulduğum konular da yer alsaydı eğer bu kitapta Ahmet Sever’in elini sıkmak için onu aramaya çalışacaktım. Ben gene de kutluyorum bu işini bilen arkadaşı.
Abdullah Gül, 28 Ağustos 2007 – 28 Ağustos 2014 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yaptı. Doğrusunu söylemek gerekirse cumhurbaşkanlığı süresince çok kişinin söylediği gibi noterlik yaptı. AKP Hükümetinin her şeyini onayladı. Bir tek ‘İnternet Yasası‘ konusunda pişmanlığını dile getirdi. “Keşke imzalamasaydım” dedi. Bir de kendisinden önceki cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer’in izlediği tutumluluğun tam tersini sergiledi. Sayın Sezer yedi yılda 197 bin 675 lira bütçe kullanmışken Sayın Gül yedi yılda 745 bin 620 lira bütçe kullandı.
Kimselerle didişmedi, ülke sorunları konusunda herkesi dinlemeye çalıştı, kavganın tarafı olmadı. Hükümetten gelen her yasayı bekletmeden imzalayarak tartışmalara neden olmadı. Abdullah Gül, doğru bir tercihte bulunmuş Ahmet Sever’i yanına alarak. Ölçülü, lideri yanıltmayan ve ona el ayak olan, işini bilen, bürokratik işleyişi tanıyan ve bürokrasidekileri bilen, iyi bir iletişimci, barış ve sevgi yanlısı bir gazeteci Ahmet Sever. Okuduğu okullar bunun kanıtı zaten. Yıllarca Brüksel’de yaşamış biri olarak cumhurbaşkanını yanıltan biri de olabilirdi pekala. Özellikle de Avrupa Birliği konusunda.
Sırrı Süreyya Önder’in önerisini pekala cumhurbaşkanına iletmeyebilir, Sur Belediye Başkanı Abdullah Demir’in yurtdışında tedavi görmesini sağlamayabilirdi de… Hümanizması ve barış yanlısı biri olması nedeniyle bir siyasinin hayatının kararmasına engel olmuştur en azından.
Keşke Ruhi Su hastayken de bir Ahmet Sever olsaydı cumhurbaşkanlığında. Keşke Harun Karadeniz hastayken bir Ahmet Sever’imiz olsaydı o günlerde. Övünülecek bir şey midir bilmem cumhurbaşkanının görev süresince kaç ülkeye ziyarette bulunduğu… 84 ülkeye 115 seyahatte bulunmuş Sayın Gül. 128 yabancı devlet başkanını ağırlamış. Ben de derim ki Türkiye’nin çağdaş dünyada yer almasını sağlayan Atatürk hiç yurtdışına çıkmamıştı cumhurbaşkanı olarak. Türkiye’nin itibarı mı zedelenmişti? Cumhurbaşkanının çok gezmesi ülkenin gelişmesine/büyümesine katkı yapmıyor ki…
Ama Gül’ün yaptığı iyi işlerden biridir 81 ili ziyaret etmiş olması. Ülke insanının nabzını tutmuştur en azından. 2009’da Muş Havalimanından Bitlis’e karayoluyla giderken yol üstündeki Güroymak için ‘Norşin’ adını telaffuz etmesi en azından bu bölge insanına bir yakınlığın işareti olmuştur. 
Orhan Pamuk 2006 yılında göğsümüzü kabartan Nobel Edebiyat Ödülünün sahibi oldu ya… Türk Edebiyatını dünyaya anlatmış oldu ya… Doğrusu çok gururlanmıştık o günlerde. Bu konuda yapılan spekülasyonlardan çok da rahatsız olmuştum. Kıskançlık histerisine kapılmışların yanı sıra  fanatik/ milliyetçi Orhan Pamuk karşıtlarını kaale almamış ve Orhan Pamuk’u kutlamıştı. Yaşar Kemal konusunda da 2008’de buna benzer bir jestte bulunmuştu.
2008 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü o yıl Yaşar Kemal’e verilmişti. Ödülü veren Abdullah Gül’dü. Necip Fazıl Kısakürek’in yolunda yürüyen, kendi tabiriyle ‘Büyük Doğucu’ olan Abdullah Gül, Türkiye’nin yüzakı romancısı Yaşar Kemal’e ülkenin en büyük devlet ödülünü vermişti. Bu, alışageldiğimiz bir şey değildi. O günlerin gereğiydi şeklinde düşünenler de olabilir pekala ama ne olursa olsun Yaşar Kemal’e sahip çıkmak çok önemliydi. Nitekim ödül töreninde Yaşar Kemal'e bakarak şunları diyecekti: “Sayın Yaşar Kemal, Homeros'tan Dede Korkut'a, Kürt destanlarından Yunus Emre ve Karacaoğlan'a, Evliya Çelebi'den Sait Faik'e uzanan son derece zengin geleneklerimizi kendi evrensel ve anıtsal eserlerine dönüştürdü. Bunu, insancıl ve halkçı özünü hiçbir zaman yitirmeksizin başardı.'' Ahmet Kaya için de '' Ahmet Kaya, sözleriyle, türküleriyle ve sazıyla hangi fikirden ve ideolojiden olursa olsun herkesi yakalayan bir insandı'' demiş ve ölümünden sonra da olsa onu değerlendirmiş, adeta özür dilemişti. 
Farklı bir cumhurbaşkanı ve farklı bir gazeteci olunca şahinler de boş durmuyor elbet. Ahmet Sever de şahinlerce pek sevilmemiş, işine son verilmesi istenmiş, fitneci ve kardeşlik hukukuna zarar veren kişi ilân edilmiş.
Isfahan’da da Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bölgedeki  Vank Kilisesini ziyaret eden de Sayın Gül’dür. Gel gör ki Ahmet Sever bu ziyarete yer vermemiş kitabında. Tahran ve Tebriz ziyaretleri basında yer alırken Isfahan’daki Ortodoks Ermenilerin kilisesine olan ziyaret es geçilmiştir. Ben Gül’ün bu kiliseyi ve anıtı ziyaretini Isfahan gezimde öğrenmiştim.
Oylumlu anı kitabında eşinin başörtüsü nedeniyle AİHM’e açtığı dava da yer almamış. Oysa  olmalıydı. Gizlemenin gereği yoktu bence. Güneşin balçıkla sıvandığı nerede görülmüş ki…
Ne olursa olsun gazeteci Ahmet Sever, bazı hassasiyetler nedeniyle bizim bildiğimiz kimi konulara kitabında yermemiş olsa da bir bütün olarak kitap, amacına ulaşmış bence.
Sırt sıvazlamadan, “başkanım” tiradlarından uzak bir anlayışla ele alınmış ve çağına/dönemine tanıklık yapmış. Brüksel Üniversitesi’nde Siyasal  Bilimler okumanın farkı  bu olsa gerek…

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün