Yenigün
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Yeşil oluşum...

1 Haziran 2019 Cumartesi 07:21 Güncelleme : 1 Haziran 2019 Cumartesi 07:21

Hayatımıza sessiz sedasız bir anda girdi ‘yeşil devrim’ denilen organik oluşum.
Ancak şu nokta var ki, bu noktayı kaçırmamanızda fayda var.
O da, organik, yeşil oluşumun başlamasına sebep olan durumun ardında yatan büyük sebepler.
*

Bu yeşil oluşum ile batı dünyası şimdilerde sürekli organik, doğal besin arayışında.
Ancak kendi kendine de çifte standartta.
Neden mi?
Kendi kullanmadığı, zararlı, kanserojen ve kimyasal gübreleri gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelere pazarladı. Yani, batı dünyası bu oluşum içinde önce kendini güvene aldı, sonra bizim gibi tarım ülkelerine elinde kalacakları sattı.
Ve adına da ‘sanayi devrimi’ dedi.
*
Köyler boşaldı, kentler doldu.
Kırsal çaresiz kaldı.
Eken gitti, biçen gitti.
Elde kalmadı. 
Tohumda yok edildi yavaş yavaş.
Eee ne olacaktı?
Kırsal boşalınca nasıl ekilecekti o kocaman tarlalar?
Devreye sanayi devrimi girdi.
*
Malum nüfus da artımda.
O zaman ne yapalım? 
Kimyasala yüklenelim.
Kimyasal gübre ile işi çözelim.
Ne hacet ki çalışana?
Makineler var, onlar görür işimizi nasıl olsa.
Ve yola çıkıldı.
Adına da sanayi devrimi denildi.
*
Bizim gibi tarım ülkelerine satılan satılana.
Uçsuz bucaksız tarım arazilerini ekip biçen, hormonu basan basana.
İcatlar durur mu?
Gübresiydi, kimyasalıydı, hibritiydi. 
Hepsi geldi.
Sanayi devrimi ile işçi sıkıntısına çözüm getiren batı dünyası az insan, çok iş dedi kısaca. 
Makine geliştirdi,  ilacını, gübresini vs vs geliştirdi.
Milyonlarca ton üretildi bu kimyasallardan.
*
Eee ne yapılacaktı?
Tek tek kullanıldı.
Önce ucuza satıldı. 
Alıştırıldı.
Verim artışı alındı.
Sonrası malum. 
Verim git gide düştü.
Topraklar kirlendi.
Sağlık ise elden gitti.
*
Zamanında batı dünyasında organik gübreler üretildi ancak bize mi sanıyorsunuz, kendilerine tabii ki. 
Bu organik solucan gübreleri doğal ve sağlıklı, verimi arttıran, toprağa ve bitkiye zarar vermeyen gübre iken.
Bitki ve toprak için yararlı mikroorganizmalar,  yararlı enzimler,  bitki besin elementleri içeren gübre iken.
Gelişmekte olan ülkelerin, bizlerin de payına düşen gübre ise, milyonlarca ton üretilen kimyasal gübre. Ve kimyasal gübre ve ilaçlar ise bize ne yazık ki ‘Marshall yardım planı’ altında sunuldu.
Kimyasal maddelerin hayatımıza girmesi işte bu yardıma dayanır.
*
Batı dünyası kendi ülkelerinde yasakladığını bize satıyor.
Neden?
Çünkü bu bir savaş.
Kimyasal savaş.
Biyolojik savaş.
Teknoloji, ekonomi, tarım ve sağlık alanlarında ki büyük savaş.
Sağlığı nasıl bozacaklardı? 
Tabi ki yediklerimizle, içtiklerimizle. 
Bu biyolojik savaşta bunlar hep silah.  
Gizlide adı bu şekilde anılsa da görünende, açıkta, olanda kolaylık, çok ürün, verimlilik, güzellik vs vs.... 
*
Aldanmayın!
Kanmayın!
Bu biyolojik silahlar sizi aldatmasın.
Besinlerin görüntülerine aldanmayın. 
Ne yazık ki, içi zehir hepsinin. 
Aşırı kimyasal gübreleme var.
Hibrit var.
Hormon var.
Bu sebeple, bitkilerden insanlara geçen o kadar çok kimyasal zehirler var ki.
*
Düşünün, son yıllarda kronik sağlık sorunları artmadı mı?
Allerjiler çoğalmadı mı?
Kısırlık artmadı mı?
Kanseri saymadım bile.
Yapılan araştırmalarla insan sağlığını bozan etmenlerin, tarımda kullanılan kimyasal gübreler olduğu bilinmiyor mu? 
Biliniyor. 
İşte bu etmen bilindiğine göre bu ısrar niye?

İşte, bu görünen tüm eylemler ülkemizde ve dünyada çok az kesim tarafından fark edildi ve arayışlar arttı.
Bu arayışlar sonucunda organik ve doğal herşeyi içimize yavaş yavaş sokar olduk.
İşte,organik tarım bu nedenle önemli.
Kimyasal gübreler zehirdir. 
Toprakta ki yararlı mikroorganizmaları, zararlı böceklerin yanı sıra  yararlı böcek ve solucanları  da öldürür.
Her yıl topraklarımız kimyasal gübreleme sonucu verimsizleştiriliyor, çölleştiriliyor. 
Uyanın!
*

Doğal gübre ile üretilen ürünler yüzde yüz organik, sağlıklı, doğal tat ve aroması olan dayanıklı ürünler olduğundan ülkemiz için yeşil oluşum, devrim çok önemli.
Türkiye bu konuda çok geç mi kaldı gibi soru akla gelebilir.
Evet geç kaldı diyebilirim, ancak  yine de umudum var.
‘Geç olsun ama güç olmasın’ diyerek devletimizin de desteği ile tüm bu  sorunları aşmanın zamanı geldi.
 
*
Yeşil oluşumu geliştirip devrimi başlatalım.
Ülkemizde ki kimyasalları topluca bitirelim. 
Ama buna yürek gerek.
Uluslararası kimyasal, ilaç, hormon, hibrit vs vs yi bize pazarlayan firmalara ‘dur’ demek için ‘yürek’ gerek.
Yeşil devrimi başlatmaya mangal gibi yürek gerek...


Dip notlar;
Buğday ve yulaf tohumunun ibretlik hikayesi...

“Bahar mevsimi, toprak içinde iki tohum yan yana yatıyorlardı. 
Buğday tohumu yanındaki yulaf tohumuna seslendi:
– Ben köklerimi toprağın derinliklerine salmak, filizimi toprağın üstüne uzatmak istiyorum. Baharın müjdecisi olmak, ileride tomurcuklar açmak ve güneşin sıcaklığını yapraklarım üzerinde hissetmek istiyorum. Rüzgar yavrusunun başını okşayan baba gibi okşasın istiyorum.
Yulaf tohumu korkulu bir sesle: 
‘Ben korkuyorum...
Köklerimi salarsam kurtlar kemirmeye kalkar, filizlerimi toprağın üstüne gönderirsem belki de kuzular beni bekler. En iyisi uygun zamanı beklemek.’
‘Hem burada sırtüstü yatmak bana göre çok zevkli görünüyor. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmak, yeni bir maceraya sürüklenmek istemiyorum.’
Buğday tohumu: 
‘Yeteneklerimi geliştirmek, başarmak, özgürce gökyüzünü seyretmek istiyorum. Tembellik, miskinlik bana göre değil.’
Buğday tohumu arkadaşlarıyla yollarını ayırdı. Köklerini toprağın derinliklerine saldı. Filizlerini toprağın üstüne uzattı. Filizleri kısa sürede yaprağa dönüştü. Her sabah güneşle selamlaşmak, kuş sesleriyel tanışmak, rüzgarın kıllarında sallanmak hoşuna gidiyordu. Muhteşem bir duyguydu. İyi ki yerinden fırlamış, çalışmış ve köklerini salmayı başarmıştı.
Yulaf tohumu, uygun zamanı bekliyordu. Tembel tembel yatmakta denebilir. O sırada baharın gelmesiyle toprağı eşeleyen tavuk gagasıyla yulaf tohumunu buldu ve bir lokmada yutuverdi. Yulaf olmayı göze alamayan tohum gübre oldu.”

İşte, burada bir seçim var. 
Sizin seçiminiz hangisi?
Buğday olmak mı istersiniz özgür ve hayatın tadını çıkaran? 
Yulaf gibi gübre olmak mı istersiniz? 
Seçim sizin...

Kitaplar ve öneriler…

‘Slow Death by Rubber Duck’,  ‘Cradle to Cradle’  ve  ‘In Defence of Food’...
Bu kitaplar zehirli ürünleri ve sağlığımıza etkilerini anlatıyor.
Değişmezsek yaşayacağımız geleceği bize anlatacak  Wall-E  filmi...
Ve çok satan kitaplardan Bea Johnson’ın    “Sıfır Atık Ev”i...
Bir belgesel de önereceğim moda sektöründen bahseden. 
‘The True Cost’.
Ve tabii ki de olmazsa olmaz belgesel harikası. ‘Home’...


Fıkra;
Napolyon askerlerini etrafına toplayıp " Karar verdim, bundan sonra seçim yapacağız.
Başınızda ki komutanı siz seçeceksiniz " demiş.
Asker şaşırmış ;
-Nasıl yani, istediğimiz kişiyi seçebilirmiyiz ? diye sormuşlar,
Napolyon cevap vermiş ;  
- Bana oy verdiğiniz sürece hiç sorun yok..!

Günün sözü; 
Derimiz ne renk olursa olsun, hangi dili konuşursak konuşalım, hepimiz aynı katmerli toprağın farklı çamurlarından değil miyiz?...
Eduardo Galeano...


 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün