Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Solgun insanlık...

15 Haziran 2019 Cumartesi 07:01 Güncelleme : 15 Haziran 2019 Cumartesi 07:01

Zaman dilimleri ne kadar güzel olursa o kadar acı vermeye de başlarlar.
“En olağanüstü keşiflerin bizi zamanın varoluş alanı içinde beklediği inancı yıllardır içimi kemirip duruyor. Bizim zaman hakkındaki bilgimiz, dünyadaki her türlü şey hakkındaki bilgimizden daha az” der Andrey Tarkovski.
*
İnsanın en belirgin ve kabullenmediği özelliği "bencillik"tir. 
Yani, her insan bencildir, hatta köküne kadar.
İnsan yeri gelir gizliden bu özelliğinden dolayı utanır, ancak kabul edemez.
Önünde hep dağlar vardır.
Aşamaz.
*

Hiç bir insan "bencilsin" sözünü kabul etmez.
Ama bencillik yapar. Tıpkı dünyasına yaptığı gibi.
Çünkü, insan kendisine zararı olacak bir şeyi yapmak istemez.
Kendine zararı olan aslında diğer tarafa iyilik değil midir?
Çok nadir kişilik diğer tarafı düşünür.

*
Bu aşamalarda gerçekliğimizi unutuverdik işte bizler.
Kendi küçük evrenimizde sıkıştık.
Yaşamı olduğu gibi kabullenerek yanılsamalar ile oyalandık durduk.
Hayat...
Gerçek...
Ben...
Kavramlar...
Benlik ve daha niceleri içinde oyalandık.
*
Ve biz insanlık sonsuzlukta, sonlu gibi o kaosun içinde kalarak yorulduk. 
Ruhani bir varlık olduğumuzu unuttuk.
İşte o nedenle acımasız olduk.
İşte bu nedenle nefretle dolduk. 
Ve bu acımasızlık ve nefretler içinde solgun hayatlardayız.
*
Bilmediği için değil, öğrenemediği için solgun hayatlarda insanlık.
Kabullenemediği için.
Kabullenmiş olsa bile nefretlerini biriktirdiği için.
Hatta sevgisini bile nefrete, acımasızlığa, maddiyata teslim ettiği için.
*
Masal dinlerken sıkılan, kitap okurken uyuyan biz, hep içimizdeki o derin boşluk ile yol alırız. Ve bundan dolayı da, yine onu dolduracak her ne varsa onu ararız. Onun peşinde bir ömür yitiririz.
Oysa o boşluğu sevginin en saf hali ile, paylaşımla, merhametle doldurabiliriz.
Kapitalizm ile değil.
Sevgiyle.
Maddiyatın getirdiği güç ile değil.
Aşkla.
Nefretle değil, şevkatle.
Hırs ile değil, yardımlaşma ile doldurabiliriz.
*
“Aşk bir suçtur, ama olmaması daha büyük bir suçtur.” “Neden kendimizi anıtlaştırmayı bu denli çok isteriz? Daha yaşarken bile” diye ilerleyen kitap dizelerinin yazarı Margeret Atwood, roman içinde roman tekniği ile yazılmış ‘Kör Suikastçi’adlı bu eserinde şöyle seslenir bizlere: 
*
“Yangın musluklarının dibine işeyen köpekler gibi varlığımızı ispat etmeye çalışıyoruz. Fotoğraflarımızı, diplomalarımızı çerçeveletip asıyor, gümüş kaplamalı bardaklar kullanıyor, yatak çarşaflarına baş harflerimizi örüyor, ağaçlara ve tuvalet duvarlarına isimlerimizi yazıyoruz. Hepsini aynı dürtüyle yapıyoruz. Bundan ne elde etmeyi umuyoruz? Alkış, gıpta, saygınlık? Yoksa yalnızca ilgi mi çekmek istiyoruz, ne tür olursa olsun ilgi mi istiyoruz? En azından bir tanık istiyoruz. Sesi kısılan radyo gibi, kendi sesimizin sonunda ebediyen susmasına tahammülümüz yok.”
*
Bu distopik roman iki dünya savaşı arasında, Kanada'nın küçük bir şehrinde yaşayan, babaları düğme fabrikası sahibi olan ve büyüme yıllarını annesiz geçiren iki kız kardeşin hikayesi. Paranın, refahın ve sonsuz sanılan aile mutluluğunun bitişinin hikayesi.
Yüzyılı sarsan savaşların ve iki kız kardeşin yerle bir olmuş, yıkıntılardan geriye kalan hayatlarının hikayesi. 
Değişen hayatların, değişen şartlara uyum sağlama çabalarının hikayesi.
*
İnsan trajedisinin bugün ve gelecekteki yüzünü yansıtan eşsiz bir yapıt olan roman sayfaları tam bir ayna bize.
İşte bu ‘aile öyküsü’ sanmayın ki ülkemizde ki ailelerde yok.
Nice nice aile öyküleri barındırır bu topraklar.
Sanmayın ki bizlerde de yaşanmıyor o solgunluk dolu sonbahar hayatları.
*

O nedenle; solgun hayatların ördüğü duvarlarımızı yenilemek için kendi küçük evrenimizden dışarı açılma zamanı.
İşte o zaman şu solgun hayatlarımız renklenir.
Gökkuşağı renkleri ötekiler olmadan, ayrıştırılmadan bizi sarmalar...
Hiçbir güce tapmadan, ayrımcılık köşemize uğramadan bizi sarmalar...
*
“Bir insanın gerçek nefesi hangisidir? İçine çektiği nefes mi, yoksa dışına verdiği nefes mi? Hayatta yapılan en iyi işlerin çoğu, gidecek hiçbir yeri, harcayacak hiçbir zamanı olmayan, çaresizlik kelimesinin anlamını gerçekten kavramış olan insanlar tarafından yapılır. Bir uçurumun kenarına getirildiğiniz zaman, ya düşersiniz ya da havalanıp uçarsınız” kitap cümleleri ile bitirelim solgun hayatımızı.
Biz havalanıp uçanlardan olalım... 
Uçanlardan...

Dip notlar; 

Kader...
Nobugara adlı bir general kendi güçlerinin düşmandan kat kat zayıf olmasına karşın saldırı kararı almıştı. Kendisi zaferden emin olduğu halde askerleri şüphe içindeydi.
Yol üzerindeki bir Shinto tapınağının önünde durdular. 
General: “Bir süre tapınağa çekilip Karnilerden yardım dileyeceğim. Sonra da yazı tura atacağım. 
Yazı gelirse kazanırız, ancak tura gelirse kaybedeceğiz demektir. Artık kaderin elleri arasındayız” deyip tapınağa girdi. 
Bir süre dua eden Nobunaga dışarı çıktı ve eline madeni bir para alıp havaya attı. 
Yazı gelmişti.
Askerlerin morali düzeldi.
Savaşçılar kazanacaklarını bilerek tüm güçleriyle zafere koştular ve şaşılacak bir süre içinde düşmanı yendiler.
Zaferden sonra yaveri generalin yanına gelip heyecanla: 
“Demek ki, kimse kaderi değiştiremezmiş. İşte bunu ispatladınız.”
General elinde tuttuğu hileli parayı göstererek sadece: 
“Kim bilir?” demekle yetindi.

Cennetin krallığı...
“Bir kral bir insanı yönetebilir. Bir baba, oğul dünyaya getirebilir. Ama unutma, seni yönetenler kral dahi olsalar ya da güce sahip olsalar, ruhun her zaman sana ait olur. Tanrı'nın önüne çıktığında: "Bana bunu başkaları emretmişti" ya da "Erdemli olmak beklenen şey değildi" diyemezsin. Bu yeterli olmaz.
Sakın unutma!”
Cennetin Krallığı...

Mutlu kalın...

Fıkra;
Gullabi Turan Erzurum’da Faytonculuk yapan bir gariptir. Bir gün durakta beklerken yanına şişman mı şişman bir adam gelir ve:
- Beni şu yokuşun başına kadar çıkarıver, der.
Gullabi bir şişman adama bakar birde cılız mı cılız atlara ve eğilir adamın kulağına yavaşça:
- Ağabey atlara görünmeden arkadan bin! der.

Günün sözü; 
''Umutsuzluk içinde yaşamak su katılmamış bir nankörlüktü.'' 
‘Bugünü Yaşama Arzusu’. Irvin D. Yalom...

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün