Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
Yenigün
PAYLAŞ

Korku...

2 Kasım 2019 Cumartesi 12:29 Güncelleme : 2 Kasım 2019 Cumartesi 12:29

Korku hayatımızın bir parçasıdır, ancak bizi içine aldığında parça kalmaz, bütün dağılır. Bu nedenle en büyük düşmandır insana. Ama olmazsa da olmazdır. Varlığı korumak ve sürdürmek için otomatikman gerçekleşen bu tepki aslında her şeyin temelini oluşturmakta.
Yani, en güçlü duygu… 
*
Ve hayatımızda ne yaparsak yapalım bu duygu sayesinde yaparız biz. Bilinçli ya da bilinçsiz fark etmez.
Ancak etrafınıza baktığınızda birçok kişinin bu duyguyu yok saydığını görürsünüz.
Korkularını kontrol altında tutamadıklarına şahit olursunuz.
Buna siz de dâhilsiniz. Ve saman altına saklarsınız, örtersiniz. Ta ki belli zamanlar haricinde önemsemediğiniz bu yanınız ile yüzleşene dek.
Yok saydığınız bu yanınız aslında hep içinizde.
Günlük yaşamda.
Hareketlerinizde.
Farkında olsanız da olmasanız da o sizinle.
*
Korku az da olsa fırsat bulmaya görsün. Hemen çıkar. Aklı ele geçirir. Sımsıkı sarar. Yüzleşmek ister.
Örtülür.
İçinizden geçip gitmesine izin vermezseniz. Gözünü size çevirir.
Gittiğiniz yerde peşinizi bırakmaz, insanın yaşamında en çok bu duygunun izi kalır. Maya budur. 
Biliyoruz ki o derin korkular, arkamızda yanan bir mum alevinin duvarda oluşturduğu gölge misalidir. Kaçtıkça bizi takip eden, büyüyen, ancak üzerine gittikçe küçülendir.

*
Hayatımızı aslında korkularımız yönetiyor. Küçük bir beden iken kucakladığımız ve sonra artarak büyüyen engellenemez duygu sindirildiğinde hayatımızı yöneten korku derinliği de git gide kaybolur.
Farkındalık yaratmak ve korkudan kendinizi arındırmak, ruhunuzu ayırmak zor. Ancak imkânsız da değil. 
Korku içimizi kapladığında, onu bedenden ayırmak için önce kendinizi resetleyin.
Korku sistemi yerine sevgi sistemi ile yeniden açın kapılarınızı. 
Bu sayede hayatınızı yeniden şekillendirebilirsiniz.
*
Ve ebeveynler olarak çocuklarınızı korkuyu tetikleyen inanç sistemi ile değil de, sevgiyi veren sistemle yetiştirmek birinci göreviniz olmalı.
Sürekli korku ile yoğrulan bizler, aile, öğretmen, otorite, çevre ile nasıl eğitildik hatırlayın.
Ve bu sistem ile geleceğimizden korkar olduk, ürker olduk.
Gönüllere sevgi tohumları ekildiği takdirde korku yeşerebilir mi?
Yeşeremez. İşte bu nedenle, ebeveynlik çok çok önemli nazarımda.
*
Şimdi korkuyu bölün. 
Bir yanı düşüncenizde oluşan olsun. Diğeri ise yaşadıklarınız olsun.
Düşüncelerimizle oluşturduğumuz korku size derin endişeyi taşır, mesela sevdiğinizi kaybetme korkusu gibi.
Tüm senaryo beyindedir.
İkincisi ise aniden çıkar yaşam içinde. İliklere kadar yaşanır. 
Çocukluğumuzda mesela gece yolda yürürken sokak lambasının bize yarattığı gölgelerden irkilmedik mi?
Aniden içinizde biriken çığlığın nefesini hissetmedik mi? 
Kaç çeşit korku var? Karanlıktan, yüksekten, yaşamaktan, kaybetmekten, köpekten, ölümden korkmak.
Hepsi korku adında olsa da hepsinin yarattığı his aynı mıdır? 
Değildir.

*
İşte farkındalık da bu iki ayırımda başlar aslında.
Kokunun kökeni eninde sonunda kaybetme duygusuna sizi götürür.
İnsanoğlunun hayat mücadelesinde en güçlü şekilde yer etmiş bu köken sevgi ile yan yana yürür. Dallanıp budaklanarak büyük bir ağaca dönüşür.
Ölüm gerçeği buradan doğar.
Hayatta kalabilmek dürtüsü buradan doğar.
Ezeli varoluşun bir eseridir derince bakıldığında. Ancak eline düşüldüğünde ise yer bitirir.
*
İnsan, korkusuzmuş gibi görünendir.
Korkusunu saldırganlık ile gizleyendir.
Bunu iyi bilenler aslında korkusuzluk diye bir şeyin olmadığını da çözerler. Korkusuzluk yoktur, korkuyu senin ele geçirmen, ona yenilmemen vardır.
Bugün bizi hayata karşı cesur olmaya yönlendiren de budur. İnsanın savunması buradan çıkar, bilgisi buradan şekillenir.
Teknolojinin gelişmesinin kökeninde bile bu vardır.
Ölümden kaçan insanlık hayata korkuları ile bağlanır.
Tıp bu yönde gelişmez mi? 
İnsanın daha fazla hayatta kalması için çaba değil midir?
*
Bugün bizi korku karşısında eli kolu bağlı tutan ‘ne olacak’ düşüncesidir.
Bizi kilitleyen budur.
Ne olacak?
Bana ne olacak? Sevdiklerime ne olacak?
Evime malıma ne olacak? Vs. vs. 
Dinlere bakın. Korku hâkim değil mi?
Sadece kutsal kitaplardaki hikâyeler değil, mitolojideki hikâyeler de korku üzerine kurulmamış mı?
Tablonun ötesini görmek gerekir. Korku temasının ötesini görmek gerekir.
İnsan kendi düşüncelerinden, arzularından korkar.
İsteklerinden, keyif almaktan korkar.
İnsan kendinden bile korkar. Korku hiç terk etmeyecek bir sevgili gibi bedenimizdedir çünkü.

*
Kaybetme ihtimalinin olduğu her yerde bilmeliyiz ki korku da vardır.
Ve asıl bizi korkutan aslında kaybetmek değil, onun ardından gelen mutsuzluk duygusudur.
Örtmeye en yatkın olduğumuz, kaçtığımız en önemli duygu, kontrol yoksunluğu olduğuna göre, en büyük hatalarımızı dile getirmenin tam da yeri.
''İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, artık sevmekten ve sevilmekten korkuyor. Kendini dahi sevemiyor. 
Sorumluluktan korkuyor.
Konuşmaktan korkuyor.
Yaşlanmaktan, ret edilmekten, eleştirilmekten korkuyor.
Hatta kendini bu nedenle ifade etmekten korkuyor.”

*
Yol ayırımı işte bu. 
Korkuyu biz yaratırız. Ondan korunmak da yine bizim elimizde.
Çoğu zaman neden korktuğumuzu anlamasak da, kaynağı bulmalıyız.
Korkularının yerini belirleyip yaşamasını durdurmalıyız. 
"Korku gerçek değildir. Korkunun var olabileceği tek yer, gelecektir. Ve korku bir seçimdir."
İnsanlar kendilerini tanımadığı için, kendilerinin içinde bulundukları tüm bu korku durumlarına yabancı. Ve bu nedenle kendini tanı, korkunu tanı.
Dışarıdan müdahale etmesi zor olduğundan içinden çöz. 
Çocuklukta insanlar, durumlar, yaşam bilinçaltınıza bu düğümü atar.
Çözmek sizin elinizde.
Önce düğümü keşfedin. 
*
Bir gün tamamen özgür, rahat, sadece kendinize ait bir insan olun.
Olun ki, korkunuz azalsın.
Yeni bir algı edinin.
Zincirlerinizi kırın.
Bilinçaltınızı şifalandırın.
Özgürleşin…
Ancak; özgürleşirken kimseden onay almayın!
Sadece inanın.
Kimseye kendini ispata çalışmana gerek yok ki...
Korkmayın!
Sadece yürüyün…

Dip notlar;

Murathan Mungan’dan bir şiir…

“Herkes başka olur bir başkasıyla.
Serin tutulmuş içeri, koyu tutulmuş dışarı yolculuk bu.
Bilinmez getirdikleri, 
Yolculukla gençlik arasında çatılmış mitoloji.
Her hikâye oradan geçer dünyaya.
Yıllar önceydi hani, 
Sahilde uzun bir gece, 
Sabaha karşı, ortalık aydınlanıyorken,
birdenbire, kararlaştırılmamış gözlerle bakmıştık dünyaya.
Sanki derin, kör yorgunluğumuzdan sıyrılıp ilk kez görüyorduk her şeyi.
Büyülenmiştik, şaşkınlığımız korkutmuştu bizi.
Kısık sesle, ‘daha akşamdan başlar sabahın yolculuğu’ demiştin.
Sanki zaman koyup gitmiş bize burada.
Sabahına çekip gittin, ben değildim korktuğun biliyorum.
Sen, zamanın geçtiğini ve dünyanın korkulacak bir yer olduğunu o gece keşfetmiştin.

Tragedyalar…
"Sonra her şey birdenbire çirkin, birdenbire çirkin, birdenbire çirkindi.
Bozuldu bir akşamüstü kıyılara çıkmak,
çünkü eller bir soğuk el resmine girip dondular.
Ay çürüdü, her şey bir hizada kaldı, bütün eşyaları kaldırdılar, o kaldı.
Bir o kaldı: gelişen korku.
Yani kutsal kitaplardaki değil ve çağdaş felsefedeki seçkin bir dili abartırken ki görkemli bir korku değil.
Değil de, ne Romalı bir köleninki, 
ne engizisyon mahkemelerindeki, 
ne de barışsever bir Yahudi’nin avlanırken duyduğu bir korku da değil bu.
Ve bütün insan avlarında duyulan, konuşmaya ya da telaşlanmaya
hiç mi hiç vakit bırakmadan tüyler, anılar bir daha yaşasın.
Bırakmadan kocaman bir “vur!” sesi var ya o bile değil.
Gelişen bir korku bu yalnız umudu, umutsuzluğu bir anlama getiren anlamsız bir soy olma korkusu." 
Edip Cansever…

Psikolojik çözümleme romanı
Stefan Zweig’ın sekiz yıldır evli, iki çocuğu olan ve rahat bir hayat yaşayan bir kadının kocasını aldatmasını ve bunu bilen birinin şantajına maruz kaldığında yaşadığı korku dolu günleri anlatan kitabı.
Bir pasaj;
“Korku cezadan çok daha beterdir çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar kötü değildir.”

Mutlu kalın…

Fıkra; 
Küçük Temel, ayakkabılarını çıkarmadan yatağa girmişti. Annesi:
-Ne o çildirdun mi?
-Ne yapayim anacuğum, dün gece korkuli bir rüya gördüm da.
-Nasi rüya?
-Dün akşam çiplak ayakla kırık camlarun üstünde dolaşayidum. Bu akşam da aynı rüyayı görürsem ayaklarım kanamasun diye giydum.

Özlü sözler;
 “Gerçek benliğimizin en derin kapasitelerini yerine getirmemizi sağlayan seçimleri yapmalıyız.” Thomas Merton

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün