Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

İşte o zaman ‘sevineceğiz’...

17 Ağustos 2019 Cumartesi 11:31 Güncelleme : 17 Ağustos 2019 Cumartesi 11:31

Geçtiğimiz hafta bayramdı ya. 
Bayram ‘bayram gibi’ olamadı ki gönlümde.
Ben anlamadım bayram nedir, ne değildir? 
İnanın. 
Benim bayram dediğimde aklıma ilk gelen, çocukluğumun macunları, pamuk helvaları, ‘bayramlık’ dediğimiz  elbise ve ayakkabılar gelir hep. 
Neden mi?
Orada gerçek sevinç vardı çünkü.
Orada gerçek özgürlük vardı.
Yavan değildi bayramlar. 
Şimdi yavan, tatsız.
*
Sabaha kadar yastığımın atında duran ve ilk ışıklarda hemen üstüme geçirdiğim elbiseydi bayram.
Heyecandı. 
Sevgiydi.
Özlem ve kavuşmaydı.
Kesilen ağaçlar, yok edilen hayatlar öyle aleni aleni ve onlarca olmazdı. 
*
Sadece biz büyüyoruz değil mi?
Çocuklarımız ön yargısız, sevgi dolu da ondan sevinçliler.
Ya biz!
Ne zaman sevineceğiz.
Biz sevinemedik ki.
*
Biz galiba o özlemleri tekrar yaşayabildiğimizde sevineceğiz.
Şimdi sevinemedik ki.
‘Dünya’da ki, bütün çocukların karnı tok olduğunda sevineceğiz.
Yüzleri güldüğünde biz de güleceğiz.
Gelecekleri  tecavüze uğramadığı zaman mutlu olacağız.
Ve en önemlisi anaların yürekleri ağlamadığı zaman, terör bittiği zaman kutlama yapacağız. 
*
İşte o gün hep birlikte, hep bir ile gerçek bir kutlamayı hak edeceğiz. 
Nedensiz ölümler bittiğinde.
Hırsa dayalı ölümler bittiğinde güleceğiz.
Bayramları ‘bayram’ gibi kutlayacağız.
*
İnanç sistemi ve özgürlük bizi tam olarak bizi sardığında. 
Sürekli  yargılanmak ortadan kalktığında sevineceğiz.
Toplumun özgürlüğü ve ona karşı oluşturulan davranışlar dikkat çekici olsa da birleştirici olduğumuzda her zaman kazanacağız. 
Ayırımlar bizi ayırmadığında, her şeyi olduğu gibi kabullenebildiğimizde sevineceğiz.
*
Eşler ağlamayacak. 
Analar ağlamayacak. 
Babalar tabutlara sarılmayacaklar.
İşte biz o gün sevineceğiz.
İşte o gün bize gerçek bayramlar olacak.
Ağaçlarımız kesilmeyecek. 
Yıkım, kıyım bitecek.

*
Ön yargısız olduğumuzda sevineceğiz biz.
Özgür isek sevineceğiz dolu dolu.
O nedenle sen sadece kendin ol. 
Kendini keşfet.
Pişman hissetme, kalbini iyiliklere aç.
Ruhunu besle. 
Güzellikleri besle.
*
İşte o zaman sevineceksin.
Seveceksin.
Gerçeklere kalbini açacaksın.
O gün gerçek bayramın olacak...
*
Ama biz içinizdeki çocuğu kaybetmediğimizde...
Onu tekrar yeşerttiğimizde...
İşte biz o gün gerçekten sevineceğiz.
Hep bayram...
Hep bayram...
O zaman bize hep bayram...

Dip notlar;

Hep söyledik... 
Son ağaç kıyımının tepkilerinden sonra, “Çok geç artık bir orman yok oldu!” diyenler var.
Hayır hiç birşey için asla geç değil.
Bu memleketin kökünü kurutmaya çalışanlar mücadele veriyorsa, ülkesini sevenler de yeşilini, doğasını, toprağını, tohumunu, kökenini korumak için mücadele verecek.
Bodrum başta olmak üzere birçok yerde ağaçlar kesilerek betona teslim edildiğimizi söyledik.
Marmaris’te kesildiğinde söyledik.
ODTÜ’de de söyledik. Karadeniz de ağaç katliamlarında susmadık.
Şimdi de ‘Kaz Dağları’da olsa, 40 kilometre uzakta da olsa susmayacağız. Tek ağaç bile olsa susmayacağız.
Altın meselesi bizi ortadan böldü.
Görmek gerekli bunu.
Ülkenin toprağını, taşını, varını, yoğunu sevenler...
Ve ülkenin altınını sevenler...
Taş koymuş kim varsa Türkiye’min yoluna, zerre sevmiyordur vatanını.
Betona, plastiğe teslim olduk, HES’e tslim olduk,  ithal ürünlerine teslim olduk, altına, siyanüre, yabancı ortaklara teslim olduk sanmayın. 
Sizlere emanet edilen bu topraklara ihanet etmeyin artık.
Halka ihanet etmeyin.
Korku ile kendinizi yok ettiğiniz tabiata gün gelip teslim olacağınız günlerde gelecek.
İşte o zaman görkemli binalar insanı koruyamayacak.
Betona harcadığınız israf paralarınız sizi kurtarmayacak.
Tabiatı peşkeş çekenler elbette bunun hesabını tek tek yine tabiatın elinden görecek.

Anımsama...
“Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde tutsaklık günlerinden bir gün denetimi için Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir.
Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
- Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir? der.
Nazım’ı odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve:
-Demek Nazım sizsiniz, der. Nazım’a oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, “gidebilirsiniz” der.
Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
-Ömer Hayyam adını duydunuz mu? diye sorar. Müfettiş hemen atılır:
-Kim duymaz Hayyam’ı.
Nazım:
-Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? diye sorar. Müfettiş şaşırır. 
Nazım konuşmasını sürdürür : “ Görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı’nı ve sizi kimse anımsamayacak” der çıkar.
Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım’ı geri çağırır ama Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur.”

Yapılan yanlışlar er geç mutlaka anlaşılır...
Mutlaka...

Not;
Kendinizi bir süredir en dipte olmasa bile aşağılarda hissediyorsunuz değil mi?
Bunun ilk sebebi hedefsiz olmanız. 
Hayatınız içinde benimsediğiniz, değerli, anlamlı, güzel hedefleriniz yok.
Ha var diyelim ilerlemeye sebep olacak hayal gücünüz yok.
O halde düşünün...


Mutlu kalın…

Fıkra;
Mahkemede hakim davacıya sormuş:
"Kazadan sonra size ‘Nasılsınız?’ diye soran otoyol polisine ‘Çok iyiyim, harikayım’ demişsiniz, şimdi tam tersini söylüyorsunuz ve tazminat istiyorsunuz!"
 "Efendim atım Karataş."
 "Bırak şimdi atını matını… Olayı anlat..!"
"Efendim, müsaade ederseniz olayı arz edeceğim, atım Karataş ile otoyolda giderken kamyonun biri bize çarpınca ikimiz de yolun kenarına fırladık, müthiş canım yanıyor ve kımıldayamıyordum, yattığım yerden atımın acı dolu feryatlarını duyuyordum tam o sırada otoyol polisi geldi, atın iniltilerini duyunca ona yöneldi, tüfeği ile tam alnının ortasından vurdu, elinde dumanı tüten tüfekle benim yanıma geldi, “Atının durumu çok kötüydü hallettim” dedi ve “Peki, sen nasılsın bakalım?” diye sordu.
 Affedersiniz ama siz olsaydınız ne yapardınız!


Günün sözü; 
"Aklın uykusu canavarlar doğurur." Goya
 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün