Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Ders vermek, öğretmek...

4 Ağustos 2020 Salı 00:06 Güncelleme : 4 Ağustos 2020 Salı 00:06

Toplum kuralları var.

Bu kurallar erkekler tarafından yazıldı zamanında. Ve kadınlar kenara itildi yıllarca bu kurallar yüzünden.

Ve kuralların başında kız çocuklarımıza nasıl davranmaları ve kendilerini nasıl korumaları gerektiğinin öğüdünü verdik durduk.

Vermeliyiz de aslında.

Ancak zulme, itilmişliğe, her türlü eyleme maruz kalan kadınlar ve kız çocukları değil mi?

Neden zulmü yapana, eylemi gerçekleştiren kendini bilmezlere dersler verilmiyor da zulme maruz kalana o dersler veriliyor yıllardır.

Hatta tüm dönemler boyunca neden idrakler bu şekilde işledi durdu?

*

Oysa zulme, eyleme maruz kalandır düşünülecek.

O ders verilecek midir?

Kime?

Eylemi gerçekleştirene.

O nedenle tüm ‘kendini korumalısın’ dersleri öncelikle kız çocuklarına değil de, ‘zarar vermeyiniz’ dersi erkek çocuklarına verilmeli diye düşünüyorum.

*

Evet, elbette kız çocuklarına da kendini korumasını, sakınmasını öğreteceğiz ancak buradaki ilk durum, ilk düşünüş önemli.

Anneler babalar ve toplum üyeleri, ders verecekseniz, lütfen önce erkek çocuklarınıza verin, doğruyu öğretin.

*

Onlara lütfen ama lütfen ‘saygınlığı’ öğretin.

Tüm aşamalarda saygı üzerine durulduğunda o kişi saygın olmayı da öğrenir.

İnsan gibi yetiştirin erkek çocuklarını.

‘Eksik etek kız çocuğu’ düşüncesini vermeyin onlara.

O zaman sorun kökten çözülecek.

*

Evde anne babadır öğretici, okulda ise öğretmen.

İnsan olmayı onlar öğretecek.

Ve toplumda da şekillenecek bu öğretiler.

Kızlarımızı korumanın yolu onlara ‘korku’ salmak değil, ‘saklamak’ değil, ‘suçlamak’ hiç değil.

Onları ‘sevgi içinde’ görebilmek.

‘İkinci şahıs’ muamelesi, ‘namus bakımından zayıf kişilik’ olarak görmek değil, ‘güçlü’, ‘sağlam kişilik’ olarak görebilmektir.

*

Ağaçları kesmemek değildir mesele.

Mesele ağaçlar kesildiğinde çevrenin bize verebileceği zararı anlatabilmektir.

Doğa kanunları acımasızdır.

Kız çocuklarına, kadınlara yapılan her zulüm de mutlaka ilahi adalet çerçevesinde değerlendirilir unutmayın!

*

Kız çocuklarımızın etrafına duvar örerek mi saklasın aileler?

Bu duruma mı sokmak niyetiniz?

Niyet ne?

‘Korunmalı’ diyerek farklı kapılar mı açmak niyet?

*

Lütfen önce erkek çocuklarınıza öğretin saygıyı, sevgiyi, değer verebilmeyi, nazikliği...

Sonra gelsin sıra kız çocuklarına. İşte o zaman öğretin kızlarınıza...

Neyi?

Şu dünyada ayakta kalabilmeyi.

Erkek egemen toplumda yaşayabilmeyi.

*

Öğretin...

Nasıl yaşayabileceklerini.

Kendini koruyabilmeyi.

Öğretin, istenmediği yerden uzaklaşmasını.

Hissetmediği gönülde kalmamayı.

Öğretin kızınıza.

Kendisi eşsiz ve nadidedir. Gözyaşları incidir.

*

Öğretin ona kendini önemsemeyi.

Öğretin ona herkese güvenilmeyeceğini, herkesin arkasından gidilemeyeceğini.

*

Öğretin onlara...

Üzülmemeyi, kendini sürekli suçlamamayı. Kapalı dünyasından çıkmayı.

Geçmişi silmeyi.

Silkelenip kendine gelmeyi öğretin ki yıkılmasınlar.

Başa çıkabilsinler şu hayatın içindeki oyunlarla.

Manevi kalpleri ile görebilsinler hayatı.

*

Öğretelim birlikte “yoğun duygularla başa çıkmayı”.

Küçük büyük dalgalara kapılmamayı.

Hayatlarında iki seçenekleri var.

Kaçmak ya da savaşmak.

*

Kaçmak istediklerinde sığınırlar ama sığındıkları ya onları işgal ediyorsa?

Uyuşuyorsalar.

Sessizlik içinde kalıyorlarsa, tek başına sessizlik içinde.

*

Kavgacı tarafı seçtiklerinde, savaştıklarında şefkati mi bulacaklar?

Orada yine “yalnız ve sessizler”

Öğrenmeliler sadece kendine şefkat duymaları gerektiğini önce.

İşte şifa burada.

*

Kalbe en çok zarar vereni keşfettiklerinde öfkeleri dinecek.

Kendilerine duydukları kızgınlıkları da bitecek.

Kendine hak ver.

Önce sen kendini sev.

Sonra kapılar açılır sana.

*

Şunu anlayalım ki öğrenmeliyiz.

Sessizlik ve yalnızlık içinde.

Önemsemek ile önemsenmek duygusunu. Ve teslim olmanın anlamını öğrenmeliyiz.

Aslında annelerin derin ellerinde gizli teslim olmak.

Hep orada, hep oradaymış.

O nedenle, önce erkek çocukları şekillenir duygularda, sonra kız çocukları.

Dip notlar;

Öz, içimdeki öze...

Ve bana teslim olmanın anlamını öğret!

Nehirle birlikte akmanın büyüsüne kapılayım.

Bana anda olmanın ihtişamını yaşat!

Gökyüzünü seyretmenin tadına varayım!

Kim bilir kaç yaşamdır arıyorum seni, bana bulmayı öğret!

Baktığım her yüz sen ol!

Gördüğüm her şey sen!

Bana bir’i öğret!

İkilikten özgür olmayı…

Kendimi parçalamadan sevmeyi, dertlere gülüp geçmeyi, dağlara bakıp ferahlamayı öğret!

Ben yolu seyrederken sen elimden tut!

Yolda yürümeyi öğret!

Her yüzdeki kutsallığı görmeyi, başkalarını kalpten sevmeyi öğret!

Bana sen olmayı öğret, öğret ki yaşamın hakkını vereyim...

(Nazlı  Akın - Melek Fısıltıları)

Hint Felsefesinin Dört Kuralı

Kural 1: “Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.”

Kural 2: “Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiçbir şey, hem de hiçbir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. ‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.”

Kural 3: “İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.”

Kural 4: “Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.”

Yapay tatlandırıcılar...

Sıcak günlerin soğuk içeceklerindeki büyük tehlike aslında hayatımızın içinde görülmeden ilerliyor.

Çok sıcak günler yaşıyoruz ve bu günlerde içeriğine hiç bakmadan buz gibi içeceklerle serinlemeye çalışıyoruz.

Ancak bunu deneyimler iken tatlandırıcı ile hazırlanmış ürünlerin tüketim sıklığına ve miktarına dikkat etmiyoruz.

Sağlık Bakanlığı’nın “özel beslenme amaçlı gıdalar” tebliğinde kullanılmasına izin verilen ve kilo almamak için şeker yerine kullanılan bu yapay tatlandırıcılar vücudu kandırma konusunda fazla tehlikeli. Yani, daha fazla şeker kullanma isteğini ortaya çıkarabiliyor. Özellikle hamilelerde fetüste biriken tatlandırıcı bebeğe de zarar veriyor.

Besinlerde light veya diyet ürünü gibi ibarelerinin olması bu besinlerin herkes tarafından rahatça ve sınırsızca tüketeceği anlamına gelmiyor.

Tatlandırıcı kullanacaksanız şayet  toksik ve kanserojenik olmayan, ağızda acı ve metalik tat bırakmayan, düşük kalorili olan ürünleri tercih edebilirsiniz. Kilo problemi olanlar ile diyabet hastaları için enerji içermeyen tatlandırıcılar kullanılmalı.

Unutmayın lütfen! Şekersiz veya diyet ürünlerini sınırsızca tüketerek sağlığınızı daha da büyük tehlikeye atarsınız.

Kısaca bilinçli tüketim diyoruz.

Mutlu kalın...

Fıkra;

Annesi en küçük oğluna nasihat ediyordu:
"Şayet bu yaramazlıklardan vazgeçer de okursan, vali, paşa olursun" dedi.
Çocuk sordu: "Kim onlar anne?"
"Büyük adamlar." diye cevap verdi annesi.
Çocuk bir süre düşündü. Büyük adamların nasıl bir şey olacağını bir türlü bulamamıştı. Annesine:
"Büyük adam dediklerin elektrik direkleri gibi uzun mu oluyor anne?" diye sordu...

Günün sözü;

Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar. (Mustafa Kemal ATATÜRK)

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün