Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
Yenigün
PAYLAŞ

Biz ‘tamamlanırız’...

7 Eylül 2019 Cumartesi 09:34 Güncelleme : 7 Eylül 2019 Cumartesi 09:34

İnsan" olmayan biri için hiç bir şey tamamlayıcı değildir, yani "insanlık" tüm sıfatlar için "gövdedir" ve insanlar arasında ortak paydadır.
Bu gövde yoksa diğer hepsi boştur, bu gövde varsa, diğer hepsi olmasa da hoştur.
Onu bunu bırakın, siz insan olmaya bakın.” Der, İran Azeri Türkü olan Dr. Anooshirvan Miandji.

*

Şimdi bu söz üzerine yola koyulalım.

Cinsiyet önemli mi?

Güç önemli mi?

Bu söz üzerine yola koyulalım.

Mevki önemli mi?

Zenginlik önemli mi?

İsim önemli mi?

İnanç önemli mi?

Görünüşün, eğitimin, diploman, entelliğin, bilgin önemli mi?

*

İnsan olmayı başarmadan hepsi olsan ne yazar.

İnsan" olmayan biri için hiç bir şey tamamlayıcı değildir” sözü şimdi oturdu yerine.

Ve şimdi anlaşılıyor.

İstediğin sıfatta kal, istediğin sıfatı kendine yakıştır.

Boş.

Bak kaldı üstünde o gömlek tam oturmadı sana.

O nedenle hepimiz insan, evet gerçek insan olmaya bakacağız.

Şimdi düşünelim.

Milliyetimizle övünürüz.

Ancak insan mıyız?

İnsanlık içinde değilsek, milliyet önemli mi?

*

2012 yılında kaybettiğimiz halk ozanı, yani ‘Bozkırın Tezenesi’ olarak bilinen ‘Abdallık’ geleneğinin son büyük temsilcisi olan Neşet Ertaş, şu sözü ile kalplerimize taht kurmuştur.

Biz doğduğumuzdan beri yoksulduk. Varlığı görmedik ki yoksulluktan şikâyet edelim.”

Nasıl müthiş bir söz.

Nasıl da derinden delip geçiyor.

*

İnsanız.

Belki ayıbımız çok.

Yaşamak öyle basit bir şey mi ki ayıbı olmasın?

Değil tabii ki...

Nefes alıp vermekten mi ibaret sandınız hayatı?

Değil tabii ki...

İbadettir hayat.

İşte en büyük ibadettir. Bunun farkına varmak lazım.

Bu nedenle, boş bakmamak gerek.

Hayatı boş değerlendirmemek gerek.

*

Hayata tutunmak ve yapılan ayıplarımızı güzelleştirme zamanı.

Yap- boz ile kendimizi tamamlama, büyük resmi tamamlayıp karşısına geçip, ‘oh be bitti’ deme zamanı.

O zaman okuyup öğrenelim, bilelim, farkına varalım.

Bakalım daha neler neler öğrenmemiz gerekiyor.

Hepsini teker teker yap-boz tahtamıza dizelim.

Daha kim bilir hangi eksiklerimizi tamamlayıp tam ve bütün olmak niyetiyle yanıp tutuşacağız?

Daha neler gelecek hayatımıza, neler ‘hoş bulduk’ diye bizi selamlayacak?

*

Kendimizce cevaplar kâh bulacağız, kâh bulmayacağız, çırpınacağız.

Ama bıkmadan usanmadan hep bir cevap arayacağız.

Ve hala bekliyoruz.

Umutluyuz.

Yap-boz tahtamızın içinde umut var.

Bunun için sevgiyi içimizde yitirmeden tamamlanmak için çırpınıyoruz.

Tamamlanıyoruz.

*

Bu nedenle en iyi yaptığımız şeyi yapalım.

Sevelim.

Bunun için kendimize fırsatlar verelim.

Kendimizi kalıplar ardına saklamadan, hayatın içinde her şeyi olduğu gibi kabul edip sevelim.

Kendinizi keşfederek yaşayan insan olalım.

Çağımızın en büyük hastalığı olan sevgisizliği içimizde yok edelim.

*

Milan KunderaKimlik’ de der ki;

Bugün can sıkıntısının miktarı eskiden olduğundan daha fazla.

Eskiden yapılan meslekler, hiç olmazsa birçoğu, insanın o mesleğe karşı kişisel bir tutkusu yoksa akla bile getirilmeyen mesleklerdi; topraklarına âşık köylüler; güzel masaların büyülü yaratıcısı dedem; köydeki insanların tümünün ayak ölçülerini ezbere bilen ayakkabıcılar; ormancılar, bahçıvanlar; o dönemde askerlerin bile birbirlerini tutkuyla öldürdüklerini düşünüyorum.

Yaşamın anlamı, insanlar için bir soru işareti değildi, yaşam onlarla birlikteydi, tüm doğallığıyla, işliklerinde, tarlalarındaydı. Her meslek, kendine özgü düşünce tarzını, kendine özgü varoluş biçimini yaratmıştı. Oysa bugün, hepimiz birbirimizin benzeriyiz; işimize karşı gösterdiğimiz ortak ilgisizlik bizi birbirimize bağlıyor. Bu ilgisizlik bir tutku haline geldi. Çağımızın tek büyük, kolektif tutkusu.”

*

Haklı...

Evrenimizde tanıdıklar çoğaldı, ama biliyoruzki artık dostlar eksildi, tutkular eksildi, çabalar eksildi.

Akabinde de ne yazık ki mutluluklar azaldı.

Kim en mutlu diye sormuyorum artık.

Ayrılık varsa, bölünme varsa, mutluluk olur mu?

Mutluluk birlikte, dirliktedir.

Yarım kalmamaktadır.

Tamamlanmaktadır.

*

Hiç bir yararı olmayacağını bile bile sen yine de insan kal.

Kimliğin ‘insan’ olsun.

İşte o zaman tamamlanırsın...

Ve kalıcı olan gerçek mutluluğu kendinde yarat.

İşte o zaman tamamlanırsın.

 

 

Dip notlar;

Kaknüs kuşunun hikayesi…

Kaknüs güzel fakat acayip bir kuştur.

Yeri yurdu da Hindistan’dadır.

Uzun, kuvvetli bir gagası vardır. O gagada ney gibi birçok delik bulunur.

Yüze yakın delik vardır.

Sonra bu kuşun eşi de yoktur; tektir bu kuş!

Her delikten başka türlü bir ses çıkar; her sesten de başka bir nağme duyulur. Bütün kuşlar susarlar. Onun sesinin güzelliğinden hepsinin de aklı başından gider. Bir filozof vardı; bir müddet onunla düştü kalktı ve müzik bilgisini onun sesini taklit ederek meydana getirdi.

Bu kuşun ömrü bin yıla yakındır. Öleceği vakti bilir. Öleceğini anlayıp da kendisinden ümidi kesti mi çalı çırpı toplar, onları çepeçevre yığar. Tam ortasına da kendisi geçer, yüzlerce türlü nağmelerle feryada başlar. Âdeta ruhunun her deliğinden başka çeşit bir dertli nağme çıkar.

Hem feryat eder hem de ölüm derdinden gazel yaprağı gibi titrer. Onun feryadını duyup işiten bütün kuşlar, onun coşkunluğunu gören bütün yırtıcı hayvanlar, karşısında düşüp ölürler. Hepsi onun ağlamasına bakar, bir kısmı da dermansız takatsiz bir hale düşüp ölür gider.

Onun bu ölüm günü acayip bir gündür. Gönüller yakan feryadından adeta gönüllerden kanlar damlar. Nihayet bir soluk ömrü kalınca şiddetle kanatlarını çırpar. Kanadından bir kıvılcım çıkar; alev alır, ateşlenir. O ateş çevresindeki çalı çırpıyı tutuşturur; bu suretle tamamıyla yanıp gider.

Külde bir zerre bile ateş kalmayınca, o külden başka bir kaknüs kuşu meydana gelir...

 

Yüzleşme…

Onunla yüzleştiğinizde.

Kendinizle yüzleştiğinizde.

Toplumla yüzleştiğinizde neler olur neler…

Ve yüzeye ne kadar yakınsınız görürsünüz.

Acınızı görürsünüz.

Duygularınızı hissedersiniz.

Birleşen ve ayrılan hayatları görürsünüz.

Yaşamı bilirsiniz.

Yüzleşin…

Her anınızla yüzleşin…

 

Fıkra;

Bir gün Temel ile Dursun iki katlı otobüsle yolculuk ediyormuş.

Temel cep telefonunu çıkartıp alt kattaki Dursun’u aramış.
- Orada havalar nasıl da Dursun kardeşüm?
- Ya uşağum bizim şöför uyumuş da. Otobüs kendü kendüne gidiyo valla Temelciğüm...
- O da bir şey mi uşağum? Bizim katta şöför bile yok. Otobüs kendü
kendüne gidiyo ya...

 

Günün sözü; “Ah, cesur yenidünya, ne güzel insanların var!” Margaret Atwood.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün