Yenigün
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Bitmez…

8 Şubat 2020 Cumartesi 00:45 Güncelleme : 8 Şubat 2020 Cumartesi 00:45

Adı önemli değil, her yıl bir şekilde bir virüs vakası var.
Bir ara kuş gribi.
Bir ara domuz gribi.
Çin'deki öldürücü koronavirüs salgını.
Son gelen bilgilere göre koronavirüs onlarca ülkeye sıçrarken, şimdi de Çin ve Vietnam'ın ardından Suudi Arabistan'dan da kuş gribi salgını açıklaması geldi.
Sonra o. 
Sonra bu. 
Bitmez.
*
İnsan sağlığını tehdit eden ve ekonomik kayıplara da neden olan salgınlar korkulu rüya.
Zamanında kuş gribi neticesinde korkulu zamanlar çok yaşandı.
Domuz gribi hakkında yeterli bilgiye ve çabaya uzun zamandır sahibiz.
Günlerce konuşulan ve hala konuşulmakta olan yeni koronavirüsü hakkında gerekli bilgileri ve önlemleri de bildirdikleri kadarıyla saydık.

*
Ben özellikle ‘Grip’ in geniş açıdan bakıldığında çeşitli yorumlara açık olduğunu düşünen, şüpheci yaklaşanlardanım. Büyük salgınların günümüz dünyasında biyolojik silah olarak kullanıldığını ve çıkarıldığını düşünenlerdenim.
Birçok kişide böyle düşünmekte.
Kısaca bu tür virüslerin bulaştırıldığı yönünde ki iddialar ise yıllardır konuşulur. Ancak bu düşünce hayli haklı çıkaracak tam bir veride ne kişilerde, ne de devletlerde mevcut, yani perde arkasında.
*
Genellikle virüsler tarafından meydana gelen ve özellikle üst ve alt solunum yollarını tutan enfeksiyon hastalığı olan bu gribal durumlar sadece silah değil, kitle imha yöntemi değil, aynı zamanda genetik araştırmalar için de kullanılabilir.
Ancak bu konu hakkında da sağlam bir veri yine de elimizde yok.
*
Bağışıklık sistemi bozulmuş olanlar, çağın hastalığı tabir edilen stresi artanlar, aşırı yorgunluk, beslenme yetersizliği olanlar, alerjik hastalar, kanser tedavisi görenler kadar çoğaldı ki artık sayısal veriler oldukça korkutucu.
Kronik kalp ve akciğer hastalıkları arttı.
Tüm düzen hibritler, GDO’lar, renklendiriciler, hormonlar, koruyucular yüzünden bozuldu. Kaliteli yiyeceklere ulaşmak maalesef ki pahalı.
Durum böyle olunca bu tür hastalıkların da artması ve arttırılması da olağan.
*

Kafamda ki soru işareti ise şu;
‘Her yıl hangi virüsün salgın yapacağı DSÖ tarafından belirlenir. Nisan veya Mayıs aylarından itibaren virüsler tespit edilir. A grubu virüslerden ikisi, B grubu virüslerden de biri seçilerek aşı üreten bütün firmalara bildirilir. Bu veriler doğrultusunda aşılar üretilir. O yüzden her yıl aşılar yenilenir. Her yıl grip aşısı olanlarda bağışıklık oranı artar. Bu yıl gribe karşı koruma sağlanmak isteniyorsa bu yeni aşıdan yaptırılması gerekir. Diyen bir DSÖ var.
Evet, bu hal böyle iken Çin’de ki aniden ortaya çıkan bu virüs hakkında tek bir bilgisi dahi olmamak da neyin nesi?
*
Özellikle aşı konusu ise tam bir muamma bana göre.
Neden mi?
Uzun süren araştırmalar sonucunda ortaya çıkabilen bu virüslerin aşıları her zaman konuşulan ve üzerinde tartışılan büyük bir konu olmuştur.
Çünkü arkada devasa ilaç şirketleri var.
Hal böyle olunca bu şirketlerin neler yaptığı ve neler yapabileceği ise malum herkes tarafından bilinmekte.
*
Tohuma dahi el uzatan ilaç şirketleri var dünyada.
İnsanların genel düşüncesi bu şirketlerin ‘önce hasta yap, sonra ilaç sat’ ilkesini taşıdığı yönünde.
Bunlar birer iddia ama iddialar da her zaman kafa bulandırır.
*
Şimdi kafamızı karıştıran bu iddiaları bir kenara atıp kış aylarında etkili olan virüslere baktığımızda en çok yaşlılar ve çocukların etkilendiğini görürüz. 
Aman grip diye geçiştirmeyin. 
Özellikle küçük çocuklar, 65 yaşından büyükler, kalp yetersizliği, diyabet, hipertansiyon, astım,  kronik bronşit, karaciğer ve böbrek yetersizliği, kanser gibi hastalığı olanlarda ağır seyreder. 
Kas ağrısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı, halsizlik, viral kaynaklı ateş, iştahsızlık, gözlerde yanma, sulanma, göğüste ağrı ve yanma, kuru öksürük derken alt solunum yolu bulguları olan balgamlı ve sürekli öksürük ortaya çıkmaya başlar. Eğer ikinci haftada öksürük devam ediyorsa ve ateş artmışsa gribe eklenmiş bakteriyel bir enfeksiyon oluşur. Akabinde akciğer dokusunun iltihabı ile seyir daha da kötüleşir. 
Hafife almamak gerek.
*
Ve genelde karıştırılan bir konuya değinmeliyim.
Halk arasında nezle ve grip birbirine karıştırılır. 
Nezle; birkaç gün süren burun akıntısı, hapşırık, öksürük ile karakterize bir hastalıktır. ''Rhino'' virüsü, burun mukozasında çoğalır hapşırık, burun akıntısı, ateş, halsizlik ve bitkinlik yapar ancak kas ağrısı olmaz. 
Gribin ise baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı gibi daha sistemik belirtileri vardır.
Gribe yol açan ''influenza'' virüsü boğaz, burun mukozası ve akciğerde çoğalarak, yaşlılar ve çocuklar için tehlike arz eder.
Ve gribin genelde ölümle sonuçlanması zatürre yüzündendir. Özellikle her yıl hekimlerimiz kalp ve akciğer hastalığı bulunanlar, 65 yaş ve üstündekiler, riskli gebelere grip aşısını bu nedenle önermekte.
*
Öksüren, hapşıran bir insanın havaya verdiği virüsler iki saat su damlacıklarının içinde havada kalır. Bu nedenle toplu yerlerde ve kapalı ortamlarda hastalığı almak kolaylaştığından solunarak bulaşan viral kaynaklı enfeksiyonlardan en en etkili korunma yolu temastan kaçınma ve maske. 
Yüzüne bile bakılmayan maskeler de haliyle bugünlerde aranır oldu, fiyatları katladı. Bunun başka oluru yok. El temizliği ve iyi beslenilmesi gerektiği de ayrıca unutulmamalı. 
*
Bilinçlenin lütfen!
Siz kendinizi sevmezseniz karşıdan bu denli sevgi göremezsiniz.
Önce siz ayakta duracak ve sizi sevenleri siz ayakta tutabileceksiniz. 
Bu yüzden mutlaka ama mutlaka bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirmelisiniz.
Ülke olarak bağışıklığımız düşürüldü.
Sağlıklı besinler elimizden alındı. 
Bu nedenle önce kendinizi sevin, mücadele edin. 
Bilinçlenin.
Gerisini gerçek sevgi halleder.


Dip notlar;   
Kış hastalıkları…  
Üst solunum yolu enfeksiyonu, nezle, ‘tonsillit’ dediğimiz bademcik iltihabı ve çok sık görülen orta kulak iltihapları çocukların baş derdi.
Sonrasında  ‘adenotonsillit’, ‘boyundaki lenf bezlerinde büyüme’, ‘enfeksiyonun aşağıya inmesi ile ati pik öksürük ile beraber çocuklarımızın kapısını çalan ‘bronşit’ ve zatürre oluşur.
Erişkinlerimizde ise en sık görülen kış hastalıkları; ‘nezle, grip, sinüzit, bronşit, farenjit, tonsillit, orta kulak iltihabı, larenjit, lenf adenit denen enfeksiyonun boyun lenf bezlerine atlaması ve zatürre’dir.

Hastalıkların önlenmesinde koruyucu besinler:
Gripten korunmak için özellikle kış aylarında alınması gereken, günlük vitamin mineral ihtiyacımız çok önemli.
Sebzelerde çeşitlilik açısından oldukça bol bir mevsimdir kış ayları.
Nezle ve gribe karşı olan maydanoz limon ikilisi,  portakal, nar, greyfurt, mandalina ve patateste var olan C vitamini bizi korur. Portakal, ananas, havuç, brokoli, soğanda var olan A vitamini, B vitaminleri, kırmızı et, ay çekirdeği, balık, tavuk eti, hindi, yerfıstığı, muz, kavun, brokoli, ıspanak, domates, yumurta, kavun ve enginar kombinasyonları, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagillerden alınması gereken E vitamini, süt ve yoğurt kaynaklı kalsiyum beden için çok büyük önem taşır.
Somon, domates, avokado ve enginarda bulunan magnezyum, salatalık, deniz ürünleri ve susamda var olan selenyum, badem, ceviz, fındık, mantar ve kümes hayvanlarının etlerinden temin edilebilen çinko minareli mutlaka alınmalı. Kan dolaşımı için kanda akışkanlığı sağlayan Omega 3 bulunan ceviz, fındık, soya fasulyesi, lahana, ıspanak, brokoli, marul, balıkyağı, soğuk su balıkları ve Omega 6 yiyecekleri ayçiçeği, soya, tahıl ürünleri kış aylarında ihmal edilmemeli ve güçlü bir antibiyotik olan sarımsak, elmanın suyunda bulunan kuersetin adlı madde çok güçlü bir antioksidan olduğundan elma sık tüketilmeli.
Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için maydanoz, havuç, domates.
Öksürük için küçük portakal. 
İdrar yoları için nane, elma, akciğer kanseri riskini azaltmak için elma ve soğan, alerji için kuru kayısı kış aylarında kurtarıcınızdır.

Yapmanız gereken öncelikle hastalanmamak. 


Mutlu kalın…

Fıkra; 
Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırıvermişler. Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girmiş. 
Mollalar Hoca'yı memnun etmek için: 
-Aman ne güzel çocuk. Adı ne bunun? diye sormuşlar.
-Adı Farzdır, demiş. 
Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar: 
-Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık. 
Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
 -Yahu, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin?

Günün sözü;
Sular hep aktı geçti, kurudu vakti geçti, Nice han nice sultan tahtı bıraktı geçti, Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti… Yunus Emre


 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün