Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

‘An’ı yaşamak...

21 Mart 2020 Cumartesi 01:50 Güncelleme : 21 Mart 2020 Cumartesi 01:50

 Hep söylenir; ‘Geçmişi düşünmeden, ‘an’ı değerlendirin.’
‘Geleceği düşünmeden ‘an’ı değerlendirin.’
‘An ’da kalın...
Vs...
İyi de nasıl?
Kimsede yolu söylemez.
*
Yine derler ki;
‘Bir yıl önce neler olduğu önemli değil.
Veya birkaç gün sonrası da her şey olabilir.Buda önemli değil.Siz içinde bulunduğunuz an’a bakın. Sizin var olduğunuz yer, içinde bulunduğunuz andır.’
Kabul böyle. 
Ancak kimse yine yolu söylemez.
*
Ve oluşan ani bir olayda her şey ortaya serilir.
Geçmişteki sorunlarınız sizi takip eder.
Geleceğe yönelik endişeleriniz anı yaşamanıza engel olur.
Kaygı oluşur.
Umutsuzluk belirir.
Korku ortaya çıkar.
Ve sonuç depresyon.
Yine konuşan konuşur bunlardan kurtulmanı yolu ‘anı yaşamaktır’ diye.
Ancak yine konuşan çok. 
Ve yine yolu söyleyen yok.
*
Nedir bu yol?
Yaşadığımız ana hükmedebilir miyiz?
Kaygıları atabilir miyiz?
Umutsuzlukları veya korkuları.
Heleki şimdiye bir bakın.
Bu durumda siz kaygılarınızı atabiliyor musunuz?
Ortalık yangın yeri.
Ortalık kaynıyor.
Korku en tepede.
*
Zor. 
Atanlar az.
Korkmayanlar çok az.
Bu durumdayken hayattan zevk almayı düşünen ise çok çok az.
Şimdi düşünün.
Öncelikleriniz neler?
Gezmek mi?
Yurtdışı turları mı?
AVM lerde kahve yudumlamak mı? 
*
Önceliklere ne oldu?
‘Mutluluğumuzu ileri bir tarihe erteleyerek yol almak. Hasta olmamak’ oldu. 
‘Basit bir hayatta kalma taktiği’ oldu.
‘Kendini izole et ‘oldu.
Öncelik ne oldu?
Ardımıza attığımız ‘sağlık’ oldu.
‘Yardımlaşma’ oldu. 
Kaybedilen ‘paylaşma’ oldu.
Çöpe atılan yiyeceklerin ‘kıymetini bilmek’ oldu.
Unuttuğumuz yaşlılarımızı ‘düşünmek’ oldu.
*
Gelecekte “bir günün” bugünden daha iyi olacağına kimse garanti edemiyor.
Sadece yapabileceğimiz kalpten inanmak.
Korku salanlara inat kalbimizi ferah tutmak.
İnanmaya çalışmak.
Çünkü elimizde kalan sadece inancımız.
*
Şimdi bize,‘geleceğe bakın’ diyen kişiler nerede?
‘Geçmişte şöyleydik’ diyen kişiler nerede?
Zihniyet, sürekli korku pompalarken ‘korkmayın, bu bir oyun’ diyenler az. 
Azınlıkta.
*
Yaşam bizi başka planlara her an atabilirmiş.
Yapılan planlar bozulabilirmiş.
Biz planlar yapmakla meşgulken, çocuklarımız ileride panik atak olacak endişesi içimize tohum olarak atılabilirmiş.
Çok kolaymış bunlar.
Yaşadık, yaşıyoruz ve görüyoruz.
Mişler mışlar...
*
Sevdiğimiz insanlar bizden uzağa kaçabilirlermiş. Hayallerimiz uçup gidebilirmiş.
Kısaca hayat elimizden kayıp gidebilirmiş.
Öğrendik.
Çoğu insan hayatını, geleceği kurgular gibi yaşar.
Hep planları vardır.
Ama bir ‘ufak’virüs, dehşeti yaşatan virüs, bize o provayı unutturabilirmiş.
*
Kimsenin yarın burada olma güvencesi yok.
Kimsenin yaşamını kurgulama yetisi yok.
Sahip olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz tek şey andır.
İşte yol budur.
Anda kalın, anı yaşayın budur bana göre.
Gösteremedikleri yol budur.
Hayat sana rağmen akar yapar planını.
Sen akışa uyacaksın akış sana değil.
*
Tek zaman, içinde bulunduğumuz ‘an’ dır, çünkü planlamadığımızdır. 
Şu an nerede ise onu yaşarız.
Korkuda ise korkuyu, panikte ise paniği.
Endişede isek endişeyi yaşarız.
*
Korkuyla savaşmak için en iyi yol nedir bilir misiniz?
Şimdiye dönmek.
Sevdiklerinizi kucaklayabiliyorken kucaklayabilmek.
Sevebiliyorken sevebilmek.
Umudunuz var iken ona tutunmak.
Yetinmek.
Paylaşabilmek.
Yok, olanı var edebilmek.
O an ‘şu’ an.
*

Hayatımız riskli. 
Ama bizim o. 
Hayatımız akıyor. 
Bizimle beraber.
Yan yanayız, omuz omuza.
Korkuda olsa, endişede dolsa yürüdüğümüz istikamet içinde tek seçenek biziz.
Zengini, yoksulu, açı, toku, 5bin dolarlık çantası, bir liraya muhtaç hayatlısı, evlisi evsizi, mallısı, malsızı korku tek oldu yüreklerinde.
Ayırım yok.
Tolerans yok.
Sadece ortak noktada buluşum var saklılarda gizlenen.O ise sevgi.
İşte her an aslında ortada olan ve ortaya çıkabilen gizli güç.
*
Nazım Hikmet ’der ki:
“Hastalar,
Kardeşlerim,
İyileşeceksiniz.
Ağrılar, sızılar dinecek.
Yumuşak, ılık. bir yaz akşamı gibi inecek, ağır, yeşil dalların ardından rahatlık.
Hastalar, kardeşlerim.
Biraz daha sabır, biraz daha inat.
Kapının arkasında bekleyen ölüm değil, hayat.
Kapının arkasında dünya, dünya cıvıl cıvıl.
Kalkacaksınız yatağınızdan, gideceksiniz.
Tuzun, ekmeğin, güneşin tadını yeni baştan keşfedeceksiniz.
Sararmak limon gibi, mum gibi erimek, devrilmek kof bir çınar gibi ansızdan.
Kardeşler, hastalar,
biz ne limonuz, ne mum, ne çınar.
Biz insanız çok şükür.
Çok şükür biliriz ilacımıza umudu katmasını, 
‘yaşamak gerek’ diyerek ayak direyip dayatmasını.
Hastalar,
kardeşlerim, iyileşeceksiniz.
Ağrılar, sızılar dinecek.
Yumuşak, ılık bir yaz akşamı inecek, ağır yeşil dalların ardından rahatlık.”

Gelecek ‘an’ ‘her an’...

Dip notlar;

Hayat dersi...

"Bir profesör konferans vermek üzere salona girer ve dinleyicilere 'hayat nedir? ' diye sorar.
Böyle bir soru beklemeyen dinleyicilerin kısa sessizliğinden sonra sözlerine devam eder:
'Bir insan ortalama 70 yıl yaşar.
Günde 24 saatin ortalama 8 saatini uykuda geçirir, kalır 16 saat. 
İş ve yolda da ortalama 10 saati geçer, kalır 6 saat.
Yemek ve fiziksel ihtiyaçlar için de 2 saati düşersek kalır 4 saat.
Bir insanın günde ortalama üç saat televizyon seyrettiğini düşünürsek kalır 1 saat.
Bu 1 saati bütün ömrü için toplarsak 3 yıl yapar.
Yani ortalama bir insanın ruhunu ve beynini geliştirecek faaliyetlerde bulunması, sevdikleriyle beraber olması, hayatına güzellikler katması için yalnızca üç yılı vardır.
Sadece televizyon seyretmeyi bıraksa 9 yıl kazanır.
Uykusundan bir saat fedakârlık etse 3 yıl daha kazanır.
Her anın önemli olduğunu düşünerek yaşarsa buna daha yıllar ekler.
Hayat yaşadığımız zamandır ve zaman su gibi akıp geçer.
İnsan ne yaşarsa bu yıllar içinde yaşar veya yaşamaz.'
Hayâ ettiğiniz insan olmaya çalışmak içinizdeki insanı harcamaktır..."
(Alıntı)

Tensel temas sarılma...

Tensel teması ‘sarılma’ yı şu günlerde kısıtlı kullanıyoruz.
Hatta hiç.
Bu corona bizleri kısıtlı tutan bir çalışmada.
Sarılma ilişkide yaşanan problemleri çözmede etkili. Olumsuz duyguları azaltıp olumlu duyguları arttırıyor. Bu etki kadın-erkek farkı gözetmeden herkeste aynı şekilde. Sarılma kadınları ve erkekleri olumlu yönde etkileyerek onlarda iyileştirici bir rol oynuyor. Yaş, ırk, eğitim ve ilişki durumu da fark etmez. Aynı etki var.
Araştırmacılar sarılmanın bu denli güçlü olmasını önyargısız olmasına ve kuvvetli bir empati içermesine bağlıyorlar.
Şu dönemde askıya aldığımız sarılmayı şu dertten kurtulduğumuzda acilen uygulayın. Yakınlarınıza önemsendiklerini göstermek ve onları yargılamadan yanlarında olduğunuzu hissettirmek için bunu yapın.
Onlara bol bol sarılın.
Kendinizi daha iyi hissetmek için her gün yeni bir kucaklaşmaya kapı aralayın.
Ancak şimdi değil. 
Şimdi ihtiyacımız olan durulmak.
Onları sevginin evrensel gücü ile kucaklamamız yakın.

Tuvalet hijyeni...

Hayatımızın en önemli ve temizliğe en önem vermemiz gereken yer banyo ve tuvaletimiz.
Bu corona bizi bu konuda dize getirdivallaha.
Tuvaletimizde yaşayan mikroplar hijyene önem vermediğimiz takdir de, bir sifon yardımıyla taşınabiliyor.
Klozetlere tutunan mikroplar, virüsler tek bir sifon çekimiyle 1,5 metre zıplayabiliyor.İlginç değil mi?
Bu yayılma ve dağılma anında diş fırçasından çocuğunuzun banyo oyuncaklarına, havlunuzdan tuvalet kâğıdına kadar hijyenin büyük önem taşıdığı her noktaya ulaşabilirler.Nemli bölgelerde yaşamayı ve üremeyi severler.
Bazı yüzeyler milyonlarca virüs taşıyabilir ve mutlaka dezenfekte edilmelidir. 
Temizlik bezleri, küflü yüzeyler, evcil hayvan sepetleri, çöp kovası, çocuk bezleri, buzdolabı, bebek kapları ve oyuncaklar hijyen koşulları göz ardı edildiğinde mikrop yuvasına dönüşebilir. Unutmayın, bakterileri ve virüsleri öldürmek hiç kolay değildir!  
Bu inatçı ve güçlü virüslerden kurtulmanın en etkili çözümü hijyendir.
Abartmamak şartı ile tuvaletinizi mutlaka 24 saatte bir çamaşır suyu ile temizleyin. Sakın solumayın.
Tuvalette, genel ev temizliğinde, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Hastalık Kontrol Merkezi’nin (CDS) de tavsiye ettiği en sağlıklı hijyen ürünlerini, sabunlarını ve çamaşır sularını tercih edin. Bazı çamaşır suları çevreye de zarar vermez ve su -tuz bileşenlerine ayrılıp zararsızca çevreye geri döner.


Mutlu kalın...

Fıkra;
Temel iş hanında çay ocağını işletmektedir. 
Üst katlardaki iş yerlerinden biri seslendi 
– Temel efendi, dört çay yap!
Biri açık olsun… 
Çaycı Temel yanıt verir: 
-Abi hangisi açık olsun?

Günün sözü;
"Her varoluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu." 
(Yaşamın Ucuna Yolculuk), Tezer Özlü

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün