Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
Yenigün
PAYLAŞ

Kur’an’a göre dua nedir? İnsanın duaya ihtiyacı var mı?

25 Ekim 2019 Cuma 10:08 Güncelleme : 25 Ekim 2019 Cuma 10:08

Dua, Allah'a yalvarma, Allah’tan yardım isteme anlamlarına gelir. Bazı İslam uleması duayı ibadetin özü olarak görür. İnsan, dünyada çok karışık ve karmaşık bir ortamda yaşadığı için, bir sürü de tehlikeyle, kaza ve bela ile, bin türlü zorlukla karşı karşıyadır. Bu bakımdan Allah’tan yardım isteme ihtiyacını duyar. Kişi, hem dünyasını ve Ahret’ini kazanabilmek için hem de görünür görünmez kaza ve belalardan, musibetlerden korunabilmek için Allah’tan yardım ister. Aslında bu, biraz da insan ruhunun bir ihtiyacı, bir isteğidir. Çünkü dua, bir bakıma ruhu rahatlatan, onu teskin eden bir ilaç mesabesindedir. İnsanlar dünya ve ahretteki bunca yükün altından tek başına çıkamayacağını görür ve anlar. Bu sebeple de ruhuyla ve yapacağı dualarla Yüce Mevla’ya bağlanmaya doğru yönelir. Mevla ile bu manevi bağı da dua ile elde eder. Bu bakımdan Peygamberimizin ifadesi ile dua, “Müslüman için rahmet kapılarının açacağı ve aynı zamanda da kendisini koruyacak en büyük silahtır.” (Tirmizi) Bu bakımdan C. Allah da, Müminün Suresi 60. Ayet’in de “kullarının kendisine dua etmesini ister” Bakara Suresi 186.Ayet’inde de “Dua eden kuluna karşılık vereceği vaadinde bulunur.” Bu bakımdan diyebiliriz ki dua, isteklerimizi Allah’a iletmek ve O’nunla manevi bir ilişki kurmaktır. Dua olmasaydı, Allah’a da ulaşma imkânı olamazdı. Öyleyse dua hem bizi korur, hayır yolumuzu açık tutar hem de Allah ile irtibatımızı sağlar. 

DUA SADECE ALLAH’A 
YAPILMALIDIR

Bu başlığı şunun için koyuyoruz. Bazı Müslüman kardeşlerimizin türbelere, yatırlara giderek yatan velilerden, yatırlardan dua ederek istek de bulundukları görülmektedir. Bunlar yanlıştır. Dua sadece Allah’a yapılmalıdır. C. Allah Rad suresi 14.Ayetinde, “El açıp yalvarmaya layık olan ancak Allah’tır. O’nun dışında el açıp dua ettikleri, onların istediklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye, suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. (Hâlbuki suyu ağzına götürmedikçe) su, onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası, kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.” Bu Ayet’te, dua edilecek tek yerin Allah olduğu, başka düşüncede olanların düşüncelerinin boş olduğu bildirilmektedir. Diğer bazı Ayet-i Kerimelerden de mesela Bakara Suresi 186. Ayetinden de öğrendiğimize göre Allah, kendisine açılan eli geri çevirmeyeceğini dua eden kuluna cevap vereceğini bildirmektedir. Ancak, kendisine inanılmasını, yolunda olunmasını, dua edilmesini istiyor. Bu Ayet-i Kerimeleri gördükten sonra artık bir Müslüman’ın tutacağı yol bellidir. Allah’tan başkasına dua edilemez.

BİR MÜ’MİNİN DUA 
ŞEKLİ NASIL OLMALIDIR?

El açıp hulus-i kalple dua edenin duasını kabul edeceğini vaat eden C. Allah, bir müminin nasıl dua etmesi gerektiğini de yine Kuran’da açıklamaktadır. Araf Suresinin 55 ve 56. Ayetlerinde, “Rabb’inize Hulusi kalple, sessizce ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.” (Araf-55) “Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a, korkarak ve Rahmetini umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.(56)
Allah-ü Teâlâ bu Ayeti Kerime’lerinde de gösterişten uzak olarak dua edilmesini ve dualarda, Allah’tan korkarak ve umarak dua edilmesi halinde ise böyle dua edenlerin, C. Allah’ın rahmetine kavuşturulacağını bildirmektedir.

DUA EDENLERİN ANINDA 
NETİCEYİ BEKLEMEMESİ KONUSU

Allah (cc), Yunus Suresinin 11 ve 12. Ayetlerinde, Allah’a duada bulunanların, Allah’a tefekkür edenlerin hemen anında neticeyi beklemeye geçmemelerini, sabretmeleri gerektiğini, sabrın da bir ibadet şekli olduğunu iletiyor. Yunus Suresinin 11.Ayeti’nde, C. Allah,“Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk, istedikleri gibi şerri de acele verseydi, elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat bize kavuşmayı bekleyenleri biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde (kendi başlarına) bırakırız.” (Yunus-11)buyurmaktadır.
Müfessirlerin açıklamalarına baktığımızda bu ayetin niçin nazil olduğunu anlıyoruz. İslâmiyet’in yayılması sırasında, müşriklerden Nadir b.Hâris, gibi bazı İslam düşmanları, Resülüllah'ın peygamberliğini inkâr etmişler ve “Ya Allah! Eğer Muhammed’in peygamberliği doğru ise hemen gökten üzerimize taş yağdır veya bize acıklı bir azap getir” demişlerdi. Bunun üzerine bu ayet nazil olmuştu. Anlaşılan şudur ki, Allah, dilerse kullarını, işledikleri günahlardan dolayı hemen cezalandırmaz. Belki tövbe eder, pişman olur ve Hakka döner diye cezalarını erteler. Tövbe etmeyenlere de, kendileri için takdir edilen belli bir süreye kadar müddet verir. Ve bu süre sonunda, onların cezasını ya dünyada iken verir ya da ahrete bırakır. Takdir O’nundur.
Aynı surenin (Yunus Suresi)  12. Ayeti ’nde de, “İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak veya ayakta durarak (O zararın giderilmesi için) bize dua eder. Fakat (duasını kabul ederek)  biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan dolayı bize dua etmemiş gibi geçip gider. (Dua ile kurtulduğunu unutur)  İşte böylece haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi.” (Yunus-12)buyuran C. Allah, yapılan duaların, katında kabul edildiğini ancak insanların bunu çabuk unuttuklarını, kullarına yakışanın bu olmadığını belirtiyor.
Yine bu Ayet-i Kerime’de de Allah, her şeyin Allah’tan olduğunun, dertlerden, keder ve üzüntülerden belalardan kurtaranın, verilen yaşam kolaylığının Allah’tan olduğunun unutulmaması gerektiğini, o yüce toleransı ile bizlere iletmektedir.

DUAYI DAHA ÇOK NE
ZAMANLAR YAPARIZ?

Evet, malesef başımıza bir bela musibet, bir kötülük gelmeden dua etmeyi düşünemeyiz. Bu konuda, hemen hemen hepimizde bu yanlış bir anlayış vardır. Sadece bir bela ile, bir musibet ile karşılaşınca duayı hatırlarız. Aslında doğrusu hazırlıklı olma açısından, başımıza bir kötülüğün gelmesini önleme açısından, daha önceleri Allah’a dua etmemiz çok daha makbul olanıdır. Çünkü Allah’ın sadece sıkışınca değil, her an hatırlanması gerekir. C. Allah’ı arkamızda, yanımızda  koruyucu, kollayıcı ve kolaylaştırıcı bir güç olarak görmek istiyorsak Allah’ı anmayı, O’na dua etmeyi hiçbir zaman unutmamalıyız. Yani normal zamanlarımızda hem C. Hakka bolca şükredeceğiz hem de “Allah’ım beni, ailemi görünür görünmez kaza ve belalardan koru. İşlerimi zorlaştırma, kolaylaştır Ya Rabbi” diyeceğiz. Doğrusu bu olur.
Peygamberimiz  evinden her çıkışında “Rabbi yesir. Vela tü asır.Rabbi temmim bil hayır” 
“Allah’ım! Beni ailemi koru. Yaşamımı, işlerimi zorlaştırma, kolaylaştır. Başladığım her işi de hayırla sonuçlandır” duasını okur ve evinden öyle çıkardı. Düşününüz! O Allah’ın Resulü. C.Hakkın koruduğu bir peygamber. Fetih Suresi 1,2, ve 3. ayetinde bütün günahları affedilen, Allah’ın en sevgili kulu. Ama buna rağmen dua etmeden evinden çıkmıyor. Öyleyse Müslüman kardeşlerimiz, peygamberimizin bu tutumundan gerekli dersi almalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün