Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Kur'an'da kadın ve erkeğin şahitliği

11 Eylül 2020 Cuma 09:39 Güncelleme : 11 Eylül 2020 Cuma 09:39

Kur'an-ı Kerim, baştan aşağı kadını koruma altına almışken, kadınla erkeğin eşit olduğuna dair ayetlerle dolu iken yanlış bazı yorumlar, sahihliğinde şüphe olan bazı hadisler ve dört halife devrinden nakledilen bazı rivayetler sebebi ile İslâm Hukukunda iki kadın bir erkek yerine geçirilmiş ve kadın yarım adam olarak görülmüştür. Bu anlayış, Kur'an’a terstir, dolayısı ile de yanlıştır.

Çünkü Kur'an, kadının şahitliğini, aynen erkek gibi, hiçbir fark göstermeksizin kabul etmiş ve muteber olan bir şahit olarak isimlendirmiştir. Buna rağmen Şeriatla idare edilen ülkelerdeki bazı İslam âlimleri, sahih olmadığı kanaati olan hadislerle, nakledilen bazı rivayetlerle, kadını, sırf kadın olduğu için yarım akıllı, unutkan birer varlık olarak nitelendirmekten çekinmezler. Bu düşüncede olanlar, genellikle şeriatla idare edilen ülkelerde görülür. Ancak itiraf edelim ki ülkemizde bile bugün bazı ilahiyatçılarla bazı ilahiyatçı yazarlar, kadını sırf cinsiyetinden dolayı eksik göstermeye hâlen devam etmektedirler.

Şahitlikte, iki kadının bir erkek yerine geçtiğini iddia eden İslam âlimlerini daha iyi anlayabilmemiz için, dayandıkları hadislerle, rivayetlere ve örnek gösterdikleri Hz. Ömer’in sözlerine, en son olarak da dayandıkları Bakara Suresi 82. ayetine bakmamızda fayda vardır. Eğer bu düşüncede olanların dayandıkları delilleri şöyle dikkatlice ve sağlıklı bir düşünce ile incelersek, yanlış yolda olduklarını hemen anlarız.

 

ŞAHİTLİKTE, İKİ KADIN  BİR ERKEK YERİNE GEÇER DİYENLERİN DELİLLERİ

Önce sahih olmadığı apaçık olan hadise bakalım. Peygamberimize ait olduğu iddia edilen bu hadis de, “İki kadının şahitliğinin, bir erkeğin şahitliğine eşit tutulması, kadının akıl noksanlığını gösterir” (Müslim) buyurduğu iddia ediliyor. Peygamberimizin, bu söz dışında kadını bu şekilde aşağılayıcı hiçbir sözü bulunmamaktadır. Bu Hadis’in de sahih olmadığı kesindir. Yani o yüce insan Allah’ın yaratılışta erkekle eşit gördüğü kadını hiç “akıl noksanlığı içinde” görür mü? Buna imkân var mı?

Delil olarak gösterdikleri hadis budur.Ve bu hadis, sahih olmaktan uzaktır.

Rivayete dayandırılan bir iddiaları da, “Ne Hz. Muhammed zamanında ne de dört halife zamanında, kadınların HAD cezalarında şahitlikleri caiz görülmemiştir.” Görüşüdür. Bu da tamamen yanlıştır. Çünkü C. Allah Kur'an’da kadının tek başına şahitliğini bile kabul ediyor. Biraz sonra ilgili konuya girdiğimiz de Ayet-i Kerime'yi hep beraber göreceğiz.

Üçüncü bir delilleri de, yine bir rivayete dayanmaktadır. Nakledildiğine göre, Hz. Ömer zamanında bir erkek ve bir kadın şahitle kıyılan nikâhın, muteber olup olmayacağı Hz. Ömer’e sorulduğunda Hz. Ömer’in: “Eğer gerçek öyleyse bu doğru olmamış. Nikâh şahitlerinin ikisinin de erkek olması gerekir” demesini yine delillerinden birisi olarak gösterirler. Ve bu sebeple de, o zamanki İslâm uleması, bir kadının şahitliğinin geçerli olamayacağını ancak iki kadının bir erkek yerine geçeceğini söylerler. Hz. Ömer’in böyle bir söz sarfettiği bile sağlam bir delile dayanmıyor.Ki söylese dahi Kuran’a ters düşer.Hz. Ömer gibi adaletiyle meşhur bir halife bunu söylemez.

Bu görüşte olanlar, bu rivayetler dışında delillerine Bakara Suresi 282. ayetini de, yanlış yorumlayarak, kendileri için delillerinden birisi olarak gösterirler. Bu ayette Allah (cc) borçların bir kâtip vasıtası ile (Katip kadın da olabilir. Çünkü ayırım yok) yazılmasını emrediyor ve şöyle devam ediyor: “Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek bulundurulamazsa, rıza göstereceğiniz şahitlerde, bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki de kadın bulunsun”(Bakara-282)

İki kadını bir erkek yerinde görmek isteyenler bu ayeti de delil gösterirler. Ancak bu ayette, iki kadının da şahitliği şart koşulmuyor. Kadının birisi yanılırsa diğerinin ona hatırlatma yapması için iki kadın deniliyor. İkinci kadın şahitlik için değil, hatırlatıcı olması için davet ediliyor. Çünkü ayette iki kadın şahit olsun denilmiyor

Konunun aslı şudur. O devirde kadınların ticaret yapmaları söz konusu değildi. Kadınlar ticaretten anlamazlardı. Peygamberimizin ilk eşi Hatice Validemiz bile kervanlarını erkekler vasıtası ile ticarete sokuyordu. Sahibi Hz. Hatice idi ama ticareti, Hatice anamız adına erkekler yapıyordu. Yani ayetteki iki kadın lafzının geçtiği olayda, kadının ticaretten erkek kadar anlayamayacağı dikkate alınarak, “birisi unutursa diğerine hatırlatmak üzere” iki kadının bulunması isteniyor. Dediğimiz gibi ayette “ iki kadın şahit olsun” lafzı yoktur. Bu Ayet-i Kerime, iki kadının bir erkek yerine geçtiğini de göstermez. Çünkü ikinci kadın şahitlik için bulunmuyor. O, sadece hatırlatıcı olarak orada bulunuyor. O devirlerde kadınların ticaretle hiç ilgileri yoktur. İkinci kadın bu sebeple yani yardımcı olması için, yanılırsa hatırlatma yapması için orda bulunuyor.

 

KUR’AN, ŞAHİTLİKTE İKİ KADIN BİR ERKEK YERİNE GEÇER GÖRÜŞÜNÜ REDDEDER

Maalesef İslâm Hukukunda ve toplumda, şahitlik konularında iki kadının bir erkek yerine geçtiği inancı hâlen bazı din adamlarının kafasında yatmaktadır. Ama bu anlayıştır ve yoruma dayanan bir anlayıştır. Kur'an’da iki kadın bir erkek yerine geçer ifadesi, hatta benzeri bir ifade bile yoktur. O bakımdan o görüş, Kur'an’a ters gelen, Kur'an ile uyuşmayan bir görüştür. Kur'an, şahitlik konusunda bir kadınla bir erkeği aynı seviyede görür. İlgili ayetlere bakarsak bunun böyle olduğunu görürüz:

1) “Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca, vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi (Kadın erkek ayırımı yok) aranızda şahitlik etsin” (Maide-106)

2) “Bu şahitlerin bir günah kazandıkları anlaşılırsa, haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan mirasçılardan iki kişi (Kadın- erkek ayrımı yok) şahit olsun” (Maide-107)

3) “Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin(Yine ayırımı yok)”

Kur'an’da bu konu ile ilgili olan bir konu da, karısının zina yaptığını iddia eden ama dört şahit getiremeyen kocaya karşı kadının, kocasının yalan söylediğine dair kadı huzurunda yemin edip kendi kendine ve tek başına şahitlik etmesi dahi kabul edilir. Yani kadının bir tek kendisinin bile şahitliği Kur'an’da kabul gören bir şahitliktir. İlgili ayete bakalım: “Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah huzurunda yemin ve şahitlik etmesi, (Tek başına şahitliği, Allah tarafından kabul ediliyor) beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kendisinden cezayı kaldırır.”(Nur-8,9) buyrulması, Allah huzurunda kadının tek başına şahitliğinin bile kabul edildiğini gösterir.

Özetlersek, kadının Allah (cc) huzurunda, her şeyinin erkekle eşit olarak görülmesi gibi, şahitlik konusunda da erkekten bir farkı yoktur. Yani Kur'an’a göre kadın, ne erkeğin yarısıdır ne de ikinci sınıf vatandaştır. Kur'an’a göre üstünlük cinsiyette değil, hak yolunda olabilmektedir, Takvadadır. Bu, ayetlerle sabit olan bir Kur'an gerçeğidir. Bütün bunlara rağmen kadının şahitlikte bile hak ettiği yerde bulunamamasının sebebi, Kur'an’a ve dolayısı ile dine bağlanmamalıdır. Aksine Kur'an, kadını koruma altına alan yüce bir kitaptır. Ama Kur'an’ı yanlış yorumlayanlar, yaşadığımız çağı da göz önüne alarak yorum yapamayanlar, bu durumun en büyük suçlularıdır. Bu tür düşünce içinde olanlar, dini toplumdan koparan, toplumun kendiliğinden dinden uzaklaşmasına yardımcı olan kişilerdir. Bu tür yanlış yorumu yapanlar bence dine iyilik değil kötülük yapmaktadırlar.

Bu yanlış yorum dışında, İslâm alemindeki erkeklerin, Özellikle de Arap âlemindeki erkeklerin, erkek hâkimiyet gücünü bu işlerin içine fazlaca sokmaları da, bu işlerde etkendir. Ayrıca, yorumcuların sahih olmayan hadisleri de yanlış yorumlarına alet etmeleri, yine bu yanlış uygulamaların en büyük etkenlerindendir.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün