Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

İslam’da dünyanın maddi ve manevi boyutu

18 Eylül 2020 Cuma 09:40 Güncelleme : 18 Eylül 2020 Cuma 09:40

Biliyoruz ki dünyamızın, inancımıza göre maddi ve manevi yönü olmak üzere iki yönü, başka bir ifade ile iki boyutu vardır. Birinci boyutu, üzerinde yaşadığımız görünen fiziki yönüdür. Dünyamızın dağları, denizleri, taşı, toprağı bu yönünü oluşturur. Biz dünyanın bu yönüne fiziki yönü de deriz ikinci boyutu ise, göz ile göremediğimiz ama ayet ve hadislerle, İslam ulemasının var olduğunu bildirdiği manevi boyutudur. Bu görülmeyen ama varlığına inanılan manevi boyuta, Mâna âlemi, Gaybî alem denildiği gibi doğa üstü âlem de denilir.

Dünyanın bu doğa üstü boyutu üzerinde duran filozoflar o sahaya metafizik saha ismini verirler. Dünyanın, doğa üstü olarak nitelendirilen bu boyutu üzerinde ilk duran filozof, Aristo’dur. Daha sonraları Müslüman filozoflardan Farabi (X. Yüzyıl) ile İbn-i Rüşd, Gazzali, İbn-i Haldun ve İbn-i Sina gibi İslam filozofları da metafizik konusu üzerinde durmuşlardır.

 

MÂNA ÂLEMİ ANCAK İNANILIR VE HİSSEDİLİR

Dünyanın maddi boyutu olan madde âlemini herkes görür ve bilir. Yaratan bizleri o âlemi görüp bilecek şekilde yaratmıştır. İnsan dahil canlıların tümünü de bu âlemde yaratmıştır ve bu âlem de yaşatmaktadır. Ama Gaybi âlemi herkes görüp bilemez. Tabi o gaybi âlemi yaratan da C.Allah’tır. Böyle bir metafizik âleme, yani ruhani âleme ihtiyaç vardır ki yaratmıştır. Manevi âlemi her yönü ile tek bilen Allah’tır.

Ancak Kur'an ve hadislerden anlaşıldığı kadarı ile, C. Allah dışında o ruhani âlemi, peygamberimiz gibi, gören ve bazı önemli özelliklerine vakıf olan peygamber ve veli kişiler de vardır. İslam’a göre, bu durumdaki peygamber ve veli kişi sayısı çok kısıtlıdır. Bu bilgiye sahip olanlar İlm-i Ledün dediğimiz geçmiş ve gelecekten haber verme, bazı sırlara vakıf olma özelliğine kavuşturulan, C.Allah’ın yaratıklarına ait bazı sır bilgilere sahip kılınan kişilerdir. Ki bu bilgileri veren de tabi ki C. Allah’tır.

Dünyanın maddi ve manevi yönünün olduğunu bilen peygamber ve veliler dışında bir de buna inanan kişiler vardır ki onlar da Müslümanlar olarak bizleriz. Demek ki inancımıza göre dünyanın maddi ve manevi olmak üzere iki boyutu vardır. Bir Müslüman için bu, bir inanç ve iman konusudur.

 

MÂNA ÂLEMİNİN VARLIĞI AKIL VE FİKİR İLE ANLAŞILABİLİR Mİ?

Müslümanlar için gaybî âlem dediğimiz manevi âlemin varlığına inanma, Kur'an ile tescillidir. Bu bakımdan bir Müslüman gayıplar âlemine inanmakla mükelleftir. Çünkü dinimizin bir kısmı maddi kurallardan oluşuyorsa, bir kısmı da manevi yönle ilgili olan, vahiy dediğimiz inanç sahası ile ilgilidir. Gerçekten dünyanın bir Mâna alemi yönü var mıdır? diye kendi kendimize düşünürsek, yani kendimiz fikir yürüterek mâna âleminin, başka ifadelerle, dünyanın fizik ötesi bir ruhsal yönünün olup olmadığını düşünürsek, aklen, fikren de olabileceği kanaatine varabiliriz. Bu durumu aşağıda vereceğimiz üç örnekle anlatmaya çalışalım.

 

1)BÜTÜN CANLILARIN RUHSAL BİR YÖNÜ VARDIR

Önce canlılara, yani insan, hayvan ve bitkilere bakalım. Bu tür varlıkların bir maddi yönü olduğunu hepimiz görüyoruz. Ama aynı zamanda bu varlıklarda bir de göremediğimiz ama varlığına inandığımız, işaretlerini kesin olarak gördüğümüz ruhani bir yönünün de olduğunu, yani ruhlarının,canlarının varlığını da kabul ederiz. Bunu inkâr etmemiz mümkün değildir. Canlıları sadece et ve kemikten ibaret olarak göremeyiz. Görmeye çalışsak da yanlış olur. Çünkü biliyoruz ki yaratan, canlılarda onlara hayat veren, can veren, yaşam veren bir ruhi yön de yaratmıştır. Ayrıca Allah insanı, sevme, üzülme, vicdanlı olma, düşünme, hıfzetme gibi duygularla da donatmıştır. Ruhu da, duygularımızı da asla göremeyiz. Ama canlılarda böyle can dediğimiz bir enerji, kesin olarak vardır. Ayrıca yukarıda da dediğimiz gibi, insanlarda sevinç, üzüntü, acıma, şefkat, merha-

met, hıfzetmek, düşünmek gibi ruhi haller de vardır. Bunları da göremeyiz. Ama inkâr da edemeyiz. Çünkü insanda hem can dediğimiz bir enerji hem de yüzlerce duygu vardır. Öyleyse diyebiliriz ki insan, sadece et ve kemikten, yani maddeden ibaret değildir. Onda et kemik gibi hem bir maddi yön hem de ruh gibi bir enerji yönü, bir ruhani yönü de vardır.

Uyku halimizi düşünelim. İnsan rüyasında tanıyıp tanımadığı bir sürü insanla dolaşıp gezebiliyor. Gezip dolaşanın beden olmadığını hepimiz biliyoruz. Beden, yatağında uyuyor. Ama insan ruhu uyumuyor. Ziyaretler yapıyor, sevinçli olayları, üzüntülü olayları yaşayabiliyor. Bu, şunu gösterir. Demek ki insanların beden dışında bir de mana yönleri, görünmeyen ama varlığından şüphe olmayan ruhsal yönleri vardır.

 

2)RÜYA DA BİR RUHİ HALDİR

Başka bir örneğe bakalım. İlim adamları insanı küçük bir evrene benzetirler. Evrende olan çok şeyin

insan yapısında da olduğunu savunurlar. Ki böyle olduğu da doğrudur. Çünkü hepimiz bu olayları yaşayıp görüp geliyoruz. Madem ki insan, küçük bir evren, madem ki evrende olan çok şey, insan yapısında da vardır. Öyleyse evrenin, tabi ki dünyanın fiziki yapısı dışında neden bir de manevi âlem yönü olmasın. Bu anlayış, yok demekten daha çok akla yatkın bir anlayıştır.

 

3)UZAYDA VAR OLAN AMA GÖREMEDİĞİMİZ SES VE ŞEKİLLER MEVCUTTUR

Bir üçüncü örnek olarak gökyüzüne bakalım. Gökyüzünde bir sürü şekiller, sesler dolaşıyor. Biz bunların hiç birisini göremiyoruz, duyamıyoruz. Ama göremiyoruz, duyamıyoruz diye inkâr edebilir miyiz? Edersek de doğru olur mu? Tabi ki doğru olmaz. Çünkü bazı aletlerle, araç, gereçlerle bu ses ve şekilleri görüntü haline getirerek televizyonlarda seyredebiliyoruz. Demek ki göremesek de, duyamasak da uzay boyutunda hem ses, hem de şekiller vardır. Öyleyse uzay boyutunda ses ve şekil olamaz diyemeyiz. Çünkü yanlış olur.

Bugün fizik bilimi, uzaydaki sesleri alabilmemiz için, titreşim frekans sayısının 20 HZ ile, 20.000 HZ arasında olması gerektiğini ispatlıyor. Daha yüksek ya da daha aşağı frekans titreşim halinde olan sesleri duyamayız. Duyamayış sebebimiz budur.

Uzaydaki şekiller içinde aynı ilkeler geçerlidir. Bilim adamlarının bildirdiğine göre, ancak belli ölçüler içindeki elektromanyetik dalga halinde olan şekilleri görebiliyoruz. Bu böyle iken yani uzayda sesler, uzayda şekiller titreşim ve manyetik dalgalar halinde gezerken yani varken, bizim uzayda görünmeyen şekiller, sesler olamaz dememiz doğru olmaz. Kısacası uzay da, görünmeyen titreşim ve dalgalar halinde olan şekillerin olması, görünmeyenin yok olarak kabul edilmesi fikrini çürütür.

 

İNSAN HER ŞEYİ ALGILAYACAK ŞEKİLDE YARATILMAMIŞTIR

Tekrarlayarak söylersek dünyadaki ve insandaki Mâna Âlemi ile ilgili olan boyutları göremeyişimizin, ayrıca uzayda olanları, dünyanın boyutlarındaki yaşayanları, bizi izleyenleri göremeyişimizin sebebi, onları görecek ve duyacak şekilde yaratılmamış olmamızdandır. Bunun böyle olduğunu Ayet-el Kürsi'deki, “Her şeyi bilmemizin mümkün olmadığını ve ancak Rabbimizin müsaade ettiği kadarının bilebileceğimiz” bilgisini veren ayetten anlıyoruz. Bu ayet bize, bunu çok açık ve çok net bir şekilde bildiriyor. Öyleyse tekrarlayarak söylersek, göremiyoruz diye ya da işitemiyoruz diye var olan bir şeye yok diyemeyiz.

Bu boyutları ve o boyutlarda olanları göremeyişimizin sebebi, bize Allah tarafından o güç verilmediği içindir. C.Hak, insanı, Ahseni takvim üzerine yani en güzel şekilde yaratmıştır. Bu, Kur'an ile sabittir. Ama her türlü özelliği de vermemiştir. Mesela uçma özelliğimiz yoktur. Mesela, küçücük bir ateş böceğinin sahip olduğu elektrik üretme özelliğine sahip değiliz. Ahseni Takvim üzerine olmamıza rağmen en basiti,bir böceğin yaptığını yapamıyoruz. Yani mesela elektriği üretemiyoruz. Demek ki her şeyi bilmemiz, her şeyi yapmamız mümkün değildir. Ancak C.Allah’ın müsaade ettiği kadarına vakıf olabiliriz. Bunu da zaten C.Hak Ayet-el Kürsi'de bildiriyor. O sebeple aklen ve fikren de, evrenin ya da üzerinde yaşadığımız dünyanın mâna âlemi boyutları yoktur dememiz yanlış olur.

 

GAYBİ ÂLEM, FELSEFİ VE İLMÎ AÇIDAN METAFİZİK ÂLEMİNİ ANLATIR

Metafizik Alem, kısaca söylersek, madde üstü alemdir ve yukarıda da belirttiğimiz gibi fizik ötesi

ismini de alır. Elle tutulup, gözle görülmeyen her şey bu aleme girer. Bu mâna âleminin varlığı kesindir ama elle tutulur, gözle görülür bir maddi boyutu yoktur. İnsanlar metafizik aleme genelde akılları, inançları ile hissedişleri ile ulaşırlar. Çünkü ortada görülebilen bir şey yoktur.

 

MÂNA ÂLEMİ VE METAFİZİK ÂLEM FİLOZOFLARA DA KONU OLMUŞTUR

Metafizik konusu tarih boyunca pek çok filozof tarafından ele alınmış ve bu konu ile ilgili çalışmalar da yapılmıştır. Ama metafiziği felsefenin konusu yapan, filozofların babası olarak da tanınan Aristo’dur. Aristo metafiziği üç bölümde inceler. Birinci bölümde varlıklar âlemi dediğimiz Ontoloji yer alır. Onto (varlık), Loji (bilim) demek olduğuna göre Ontoloji varlıklar âlemini inceleyen bilim anlamına gelir. İkinci bölümü Teoloji bölümüdür. Bilindiği gibi Teo (Tanrı), loji (bilim) demektir. Birleştirdiğimiz de Tanrı bilimi anlamına gelir. Bu bölümde de İlahiyat ve Tanrı konusu ele alınır. Üçüncü bölüm ise, Arkeoloji bölümüdür. Bilindiği gibi Arke (yaratılıştaki ilk ana madde) , loji de (bilim) demektir. Yine birleştirdiğimizde, yaratılış ve yaratılıştaki ilk madde konusu anlamına gelir. Bu bölümde de yaratılışın ilk maddesinin, ilk hareketin ne olduğu konusu üzerinde durulur.

Özetlersek metafizik, felsefi sahada, varoluşu inceleyen bir felsefi akım olarak görülür. Metafiziğin, günümüzdeki anlamı, daha doğrusu insanlarımız tarafından metafizik kelimesinden anlaşılan, fiziki alanın ötesinde kalan mâna alemi olmaktadır. Yani, metafizik, fiziki alan dediğimiz elle dokunulabilecek, gözle görülebilecek varlıklar alemi üstünde kalan ve varlığı sadece inanca, düşünceye ve hissedişe dayanan aleme verilen isimdir. Örnekle anlatırsak, mesela Tanrı,vahiy, cennet, cehennem gibi inançlar metafizik aleme girer.

 

RÜYA ÂLEMİ İLE SANAL ÂLEM MANEVİ ÂLEME GİRER Mİ?

Rüya âlemi, manevi âlemin bir değişik yönü ile bir değişik görüntüsüdür denilebilir. Çünkü insanlar rüyalarında, dinimize göre beden uykuda olduğu halde sadece ruhları ile gezerler.

Hepimiz biliyoruz ki, dini görüşümüze göre,uyuyan bir insanın uyku halinde ,maddi olan her şeyle ilişkisi kesilir. Ama yine hepimizin bildiği gibi kişilerin ruhları, hemen hemen sabaha kadar sürekli gezer. Tanıdık tanımadık insanlarla gezer, konuşur, bazı maceralar yaşar.Hatta görmeyen insan, rüyasında görür. Yürüyemeyen insan yürür. İslam âlimlerinin bildirdiğine göre insan ruhu, diğer insanların ruhları ile irtibata geçer. Hatta ölen yakınlarımızın ruhları ile bile irtibata geçtiği olur. Ve ruhumuz, onlarla birlikte gezer dolaşır.

Kur'an-ı Kerim’de bu konuya küçük de olsa bir değinme, insanları küçük bir bilgilendirme vardır. Zümer Suresi'nde, "Allah, ölüm vakitleri geldiğinde insanları vefat ettirir, uyku halinde ise, kişiyi (bilinç kaybına uğratır). Onların ruhlarını belli bir süreye kadar serbest bırakır” (Zümer-42) buyrulan bu ayetten anlıyoruz ki, C. Hak, uyku sırasında kişilerin canları bedenlerinde en zayıf hali ile bırakarak, ruhlara serbest dolaşma imkanı verir. Müfessirlerimizin, İslam ulemasının genelde görüşü de bu yöndedir.

Demek ki dinimize göre ruhların bedensiz olarak dolaşması, “Ruhların belli bir süre serbest bırakılmasından ileri gelmektedir.” Öyleyse uyku hali, bir manevi âlem yaşam örneği olarak görülebilir. Ancak Sanal âlemi, Mâna âlemi olarak görmemiz mümkün değildir. Çünkü, Sanal âlemdeki görüntüler genelde, daha önce yaşanmış ya da videoya alınmış video kayıtlarından ibarettir. Düşünecek olursak, bu tür görüntüler, sunni olan tabi olmayan görüntüler olduğu için kanaatimce bu görüntüleri, manevi alem görüntüsü sayamayız.

Çünkü bu videolar, sinemalar aslında insanların isteyerek oluşturdukları yapay görüntülerdir. Bu olayların geçtiği alanları, eşya ve malzemeleri, insanları her an görmekteyiz. İstediğimiz zaman da istersek görebiliriz. Videoyu veya sinemayı beğenmezsek değiştirebiliriz, istediğimiz şekillere dönüştürebiliriz. Ama rüyalar için bunları söylememiz mümkün değildir. O bakımdan sanal âlemi bir manevi âlem sayamayız.

 

KUR'AN’IN, GAYIPLAR ÂLEMİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ NELERDİR?

Kur'an’da gayıplar alemi hakkında bilgi verilir. Ama zaten dinlerin hemen hemen hepsinde Mâna âlemi dediğimiz gayıplar âlemi vardır. Yoksa dinler, insanları yanlarında tutamazlar. Allah’a, meleklere, cennete ve cehenneme, ahiret gününe inanma, gayba inanma konuları arasına girer. Bakara Suresi 3, 4 ve 5. ayetlerinde, “Onlar gaybe inanırlar.” (Bakara-3) “(Ey Resulüm!Gaybe inananlar sana indirilene de (Kur'an’a) senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. (Bakara-4). “İşte onlar (Gaybeinananlar) Rablerinden gelen bir doğru yol üzeredirler. Ve kurtuluşa erenler de onlardır.” buyrulması, Kur'an’ın da mâna âleminin varlığını anlatması olarak kabul edilir. Tabi ki bu durum, bir Müslüman için gaybî âlemin varlığına inanması gerektiği gerçeğini de gösterir.

Demek ki, bütün Semavi dinlerde olduğu gibi İslam dininin de akıl ve nakil yolu olmak üzere iki yönün olduğu kesindir. Nakil yolu dediğimiz yol, dinlerdeki vahiy yolunu oluşturan yoldur. O da, inanan bir insana dünyanın mâna âlemi dediğimiz Allah-ü Teâla’nın, meleklerin, cinlerin, şeytanların, cennet ve cehennemin bulunduğu âlem demektir.

Böyle olunca bir Müslüman’ın, Mâna âlemini kabul etmemesi diye bir şey düşünülemez. Çünkü zaten İslam dini, Allah katından gelen bir dindir. Nakil veya vahiy yolu dediğimiz bu yol, dinin esasını oluşturan yoldur. Ve bu nakil yolu da bütün Müslümanların inanç ve imanını oluşturur.

Bizim burada bilmemiz gereken, Kur'an’ın Gayıplar âleminin varlığını söylemesi, gayıp âlemine inananın mümin ve Müslüman sayılacağını, kurtuluş yolunun da buna inanmadan geçtiğini bildirmesidir.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün