Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Genel anlamda ve islama göre din nedir?

9 Ekim 2020 Cuma 09:49 Güncelleme : 9 Ekim 2020 Cuma 09:49

Genel anlamda din, yaratıcı ile yaratılanlar arasındaki ilişkiyi kuran, yaratanın emir ve yasaklarını yaratılanlara ileten ilahi bir kurumdur. Dinler, yaratılan insanların, yaratana kulluklarını nasıl yapacaklarını birbirleri ile nasıl bir ilişki içinde olacaklarını, yaratanın vaat ettiği saadet ve mutluluğa ulaşmanın yolunun ne olduğunu, toplum ahlakının nasıl sağlanacağını, ölüm ve ölüm sonrası hayatı, kendi kuralları ile anlatmaya çalışır. Öyleyse genel anlamda din, insanları dünyada ve ahirette manevi huzura kavuşturacağına inanılan ilahi emir ve yasaklar topluluğudur. Bu anlayışa göre, insanları dünyada ve ahirette, manevi huzura kavuşturacak ilahi kuralları olan her ilahi özellikli sosyal kuruma din adı verilir.

Ancak Kuran’a göre yukarıdaki sayılan özellikleri taşıyan her sosyal kurum, gerçek din olarak görülmez. Kuran, sadece Allah katından vahiy yolu ile gelen dinlere, gerçek ve doğru din olarak bakar. Aslında Kuran’da diğer dinler de, din adı ile anılır. Ama o dinler,batıl dinler olarak görülür. Yani Tevhid dinleri dışında kalan diğer dinlere, Allah katında geçersiz olan,insanlara hiçi bir fayda temin etmeyecek dinler olarak bakılır. Tabi Bunu Kuran’daki ayetlerden anlıyoruz.

Âli İmran Suresi'nde, “Allah katında esas din, İslam dinidir.” (Âli İmran-19) buyuran ayet ile yine aynı suredeki, “Kim İslâm'dan başka bir dine yönelirse, onun dini kabul edilmeyecektir;o ahirette de kaybedenlerden olacaktır" (Âl-i İmrân -85)Ayetinden anlıyoruz.

Demek ki İslam’ın din görüşü, dinler tarihi ile Sosyoloji'den farklı olmaktadır. Ancak şunu da duyurmak zorundayız. Her ne kadar dinler tarihine ve Sosyolojiye göre, İslam dininin din görüşü temelde farklı olsa da, amaçlarında büyük oranda birleşme vardır. Yaratan ile ilişkinin kurulması, toplum ahlakının temin edilmesi, dünya ve ahiret saadetinin sağlanma yollarının gösterilmesi gibi benzeri konularda,bir tevhid dini olan İslam dini ile diğer dinler arasında yukarıda saydığımız bazı konularda benzerlikler vardır.

 

DİNLERİN AMACI NEDİR?

Yukarıdaki tanımda dinlerin amacı çok kısa bir şekilde bildirilmiştir. Ancak biraz daha açmakta herhalde fayda olacaktır. Ancak dinlerin amacının ne olduğunu, bugünkü dünya düzenini göz önüne alarak anlatmak hatalı olur. Çünkü tarihin her devrinde toplumların düzen ve nizamı bugünkü gibi modern hukukun kuralları ile sağlanmış değildir. Devlet ve millet düşüncesinin olmadığı, insanların ilkel kabile ve kavimler şeklinde çok basit yaşam şekilleri dediğimiz klanlar halinde yaşadığı dönemler olmuştur. Ve o dönemler de çok uzun sürmüştür.O dönemlerde Modern hukukun kuralları değil,dini kurallar vardı. Onun için bugünkü dünya düzenine göre dinlerin amacının tanımlanması yanlış olur dedik.

Antropoloji, etnografya ve Sosyoloji, tarih gibi bilimlerden öğreniyoruz ki, insanlar ilkel taş devrinden cilalı taş devrine, oradan da maden devrine geçerek bugünkü hale gelmişlerdir. Bize, ilimlerin bildirdiği budur.

O bakımdan dinlerin amacının ne olduğuna bakarken bugünkü dünya düzenine göre bir tanımlama yapamayız. Yaparsak bu doğru olmaz. Çünkü insanların bugünkü ulusal devlet düzenine geçişleri, 15. yüzyıl Avrupa’sı ile birlikte olmuştur. Ve tarihi de çok yenidir. O bakımdan, o dönemlerdeki din anlayışı ile bugünün din anlayışı arasında farklar olacağı kesindir. Tekrarlarsak, bugünkü görüntüye göre dinin amacını belirtmek yanlış olur dememizin sebebi budur.

Avrupa’da feodal yapının son bulması sonucunda merkezi devlet anlayışına geçilmiş ve ulusal devlet düzenine bu anlayıştan sonra ulaşılmıştır. Ki bu da, aşama aşama gelişerek bütünlüğünü ancak 19. yüzyılda tamamlayabilmiştir. Daha sonraları da diğer kıtalara yayılmıştır. Tarihi bilgilerden ulaştığımız sonuçlar bunlardır. Devlet ve millet düzenine geçişlerinin tarihi çok yenidir.

Klanlar, kavimler ve kabileler halinde yaşayan insanlar, aynı dili, aynı dini, aynı kültürü paylaştıkça aralarında milliyetçilik duygusu da doğmuş ve gelişerek millet dediğimiz topluluklar halinde yaşam biçimine geçilmiştir. Ama millet anlayışına geçiş de çok yenidir. Millet anlayışı, 16.yüzyıl Avrupası'nda başlatılan ve dünyanın her yerine de oradan yayılarak bugünkü hale gelen aynı ırka mensup insanların bir arada yaşama biçimidir.

Bu kısa bilgilendirme bize şunu anlatır. İnsanlık tarih boyunca, ne bugünün anlayışı olan millet duygusuna, ne de devlet anlayışına sahipti. İşte o millet ve devlet duygusundan yoksun dönemlerde ortada bir devlet olmadığı için bugünkü modern hukukun kuralları uygulaması da yoktu. O ilkel halde yaşayan toplumlarda, toplumsal düzeni sağlayan en büyük etken dindi. Bu dönemlerde din hem düzeni ve disiplini sağlıyordu. Hem de insanlardaki manevi boşluğu doldurarak, ölüm sonrası hayatın ne şekilde olduğu hakkında onları bilgilendiriyordu. Ve böylece, insan düşüncesindeki büyük bir boşluğu da dolduruyordu. Bir taraftan da yaratıcının vaat ettiği dünya ve ahiret saadetine ulaşmanın yolunu gösteriyordu.

Öyleyse diyebiliriz ki, dinlerin amacı, yaratıcıya ibadetin nasıl yapılacağını bildirmek, toplumsal yaşayışı düzenli yürüterek, ahlaklı bir toplum olmasına yardımcı olmak,insanların dünya ve ahiret saadetini elde etmelerinin yolunu göstermek, ölüm ve ölüm sonrası konularında insanları bilgilendirmektir. Tabi bu anlayış, İslam dini için de geçerlidir.

 

ESKİ TARİHLERDE DİN HERŞEYİ AYARLARDI

Yukarıda da belirtmeye çalıştığımız gibi din, yaratana kulluğun nasıl yapılacağı, dünya ve ahiret saadetinin nasıl kazanılacağı, yapılacak ibadetlerin neler olduğu ve nasıl yapılması gerektiği, ölüm sonrası hayatın nasıl bir hayat olacağı gibi konular hakkında insanları bilgilendiren ilahi ve sosyal bir kurumdur.

Bu tanımlamadan anlıyoruz ki dinin ilgilendiği, insanları bilgilendirdiği konular bunlardır. Günümüzde insanlar kendi işleri ile ilgilenirken, bilimler sadece kendi branşı içinde kalan kendi konuları ile uğraşırken, biz, kalkar da dini, fizik biliminin yerine koyarak fiziki olayları din ile anlatmaya çalışırsak bu doğru olmaz. Yahut da dini, Kimya bilimi ya da Matematik bilimi yerine koyarak, kimyasal olayları din ile izah etmeye kalkarsak tabi ki bu da doğru olmaz. Nasıl fizik bilimi dini konulara giremiyorsa, nasıl kimya bilimi dini konulara giremiyorsa, dinin de fiziğin veya kimyanın ya da bir başka bilimin sahasına girmemesi ya da başka daha doğru bir ifade ile dinin, konusu dışındaki sahalara girmemesi gerekir. Doğru olan budur.

Biliyoruz ki her bilimin uğraştığı ayrı bir sahası vardır. O bakımdan dini her yere, her şeye fazlası ile katmak, dini her sahaya müdahale eder duruma getirmek doğru değildir. Burada şunu da düşünmemiz gerekir. Kuran, bir fizik kitabı veya kimya kitabı değil ki o olayları Kuran ile açıklamaya çalışalım.

Ayrıca, biliyoruz ki dini yaratan C. Allah’tır. Ama Fizik, Kimya, Matematik, Astronomi gibi bilimleri de yaratan Allah-ü Teâla’dır. Öyleyse her bilim, Allah tarafından yaratılmıştır. O bakımdan dinin de diğer yaratılan bilimler gibi kendi sahasında ve kendi dalında kalmalıdır. Dini her yere zorlayarak katmaya çalışmak doğru değildir. Ama maalesef bugün bile İslam ülkelerinin hemen hemen çoğunda uygulama bu yöndedir. Belki Türkiye, dünyadaki diğer İslam ülkelerinden biraz da olsa farklı durumdadır. Ama hâlen eski anlayışa döndürülme çalışmaları, ülkemizde de sürdürülmektedir. Kanaatimce İslam ülkelerinin gerilerde kalmalarının en önemli sebeplerinden birisi budur.

 

DİNİN BAŞKA SAHALARA KARIŞTIRILMASINA DAİR ÖRNEKLER

Dini her sahaya karıştırmamak gerekir derken ne demek istediğimize daha bir açıklık getirmekte her halde fayda olacaktır. Osmanlı zamanında Türkler ülkeye matbaayı getirmek istiyorlar. Ama bu işin dine uygun olup olmadığı araştırılıyor. Ve engelleniyor. Bir başka örnek verelim. İstanbul’un bir köşesinde yol açılacak. Şeyhülislamdan fetva isteniyor. Ordu sefere çıkacak Şeyhülislam’dan fetva isteniyor. Dinin görevi bunlar olmamalı.
Dini her sahaya katmamalı derken bunun gibi, başka başka sahaları ilgilendiren işlerin yapımı için dinden müsaade istemeye kalkmamalı. Kastedilen budur. Karar verilecek konu ne ise o işin uzmanlarının görüşü alınmalıdır.

Ama maalesef tarih boyunca tam da bu düşüncenin aksi bir yol tutularak her şey ama her şey din ile çözülmeye çalışılmıştır. Şu anda şeriatla idare edilen ülkelerde devletlerin tuttukları yol böyledir. O bakımdan da yerlerinde saymaktadırlar. İslam ülkeleri içinde çok daha küçük ve kişinin isteğine bağlı olan, günah ya da sevap getirmeyecek türde basit basit işlere bile din karıştırılarak gelinmiştir. Ve bu türden işlerin din ile halledileceğine halkı inandırabilmek için de ortaya uyduruk bir sürü Hadisler konulmuştur. Mesela sivrisinek kara sinek gibi zararlı haşeratın ilaç yerine okuyarak dua ederek zararsız hale getirileceği ilan edilmiştir. Veya tuvalete girerken nasıl girilmesi gerektiği, hangi duanın okunması gerektiği gibi dini yollar gösterilmiştir. Yani şunu demek istiyoruz. Din, esas konusunun dışına taşınarak her şeyin din ile çözümü yoluna gidilmiştir. Böyle bir tutum, doğru değildir. Biliyorum ki bu fikrime karşı çıkanlar da olacaktır.

Şu anda dinin içine, yukarıda örnek olarak verdiğimiz konulara benzer o kadar çok kurallar yerleştirilmiştir ki, bugün artık bunları çözmeye, dinin içinden temizlemeye imkan ve ihtimal yoktur. Allah korusun, sanki din Kuran üzerine oturtulmaktan çıkartılmış ve başka başka inançlar üzerine oturur hale getirilmiştir.Bunların dine de, ülkeye de,insanlarımıza da zararları vardır.Onun için insanlarımızın,uydurma hadislere hurafelere dayanan İnançlara değil Kuran’a ve sahih hadislere dayanan inançları seçip bulması ve bu hurafelerin de dinimizden temizlenmesine yardımcı olmaları gerekir.

 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün