Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
Yenigün
PAYLAŞ

Dinimizdeki yanlış yorumların günümüze uyarlanması

29 Kasım 2019 Cuma 09:49 Güncelleme : 29 Kasım 2019 Cuma 09:49

Bugün, İslamiyet’te Kur'an ve Hadisler üzerinde yapılan yanlış yorumların dine ve Müslümanlara verdiği zararlar üzerinde duracağız. Bu yanlış yorumların düzeltilmesi zorunluluğunu anlatmaya, bunların düzeltilmemesi halinde de ortaya çıkacak sonuçların kötü olacağı konusunu örnekleriyle anlatmaya çalışacağız. Kuran ve ayetler üzerinde yapılan bu yanlış yorumların düzeltilmesi gerektiği gibi, bundan sonra da  ayet ve hadislerin yanlış yorumlanmasından kaçınılması gerektiğini yine örnekleriyle anlatmaya çalışacağız.     
Aslında İslam Dininde hemen hemen her konuda bu tür yanlış yorumlar, yanlış yönlendirmeler ve aşırılığa kaçmalar oluyor. Bunlar, Kuran’a uymayan yorumlardır. O bakımdan hepsinin düzeltilmesi gerekir. Nisa Suresi 171.Ayetine baktığımızda C. Allah’ın, “Ey Ehli kitap! Dinde sınırları aşmayın ve Allah hakkında (Yorumlarınızı değil) ancak doğruyu söyleyin.”(Nisa-171) buyurduğunu görüyoruz. Bu ifade bize, eğer yanlış bir yorum yapılmışsa, düzeltilmesi gerektiğini söylüyor. Yine mesela Âli İmran Suresi 7. Ayeti, “Olmadık yorumları yapmak için müteşabih ayetlerin peşine düşerek yanlış yorum yapanlar” olduğunu bunların yanlış yolda olduklarını bildirmekte ve o kişilere uyulmaması istenmektedir. O bakımdan yanlış yorumlar da bulunmak doğru değildir. 
Tabi ki biz ayet ve hadisleri değiştirelim demiyoruz. Haşa böyle bir düşüncemiz asla olamaz. Ayet ve hadislere bağlı kalmak şartı ile doğru yorumlar yapılmasını ama yapılacak yorumların da günümüze ve akıl ile mantığı da zorlamayacak yorumlar olmasını istiyoruz.
 
14 asır evvel yapılan dini yorumlar 
bugün ne derece geçerli olabilir?

Şunu kesin olarak kabul edelim ki Kuran, en son inen ve günümüzdeki yaşama, günümüz gerçeklerine diğer Semavi Dinlerin kitaplarına göre çok daha yakın olan bir kitaptır. Ancak din konusunda yorum yapan kişi ve kurumlar, 14 asır evvelki İslam ulemasının o güne göre yaptıkları yorumlardan kendilerini bir türlü kurtaramamaktalar. Bu durum da, insanların dinden yavaş yavaş kopmalarına, dinden yavaş yavaş soğumalarına neden olmaktadır.  
Tekrar söylersek, bizim istediğimiz haşa Kuran’ı, ayet ve hadisleri değiştirmek değildir. Buna zaten kimsenin gücü yetmez. Çünkü Kuran’ı korumak, Hicr Suresi 9. Ayetine göre C. Allah’tır. “Kesin olarak biliniz ki, bu kitabı kuşkusuz biz indirdik. Ve onu koruyan da mutlaka biziz” buyrulmaktadır. O bakımdan onu değiştirmeye kimsenin gücü yetmez diyoruz. Kast ettiğimiz, Kuran'a bağlı kalmak şartı ile yapılacak yorumların, bugünkü gelişkin insan zekasına, bugünkü yaşama uygun gelecek şekilde yapılmasıdır. İstenilen budur.
Böyle düşünen İslam âlimleri çıkmamış mıdır? Çıkmıştır ama o kişiler müşriklikle, sapıklıkla suçlanmış halk da yanlış yönlendirilerek, o kişilere kâfir gözü ile bakılır hale gelinmiştir. Ancak bu tutum devam ettirilirse, sanılmasınki İslamiyet yayılacak, Müslüman sayısı artacak, İslamiyet’e hizmet edilecek.Tutuculuğu ısrarla sürdüren kişiler, herhalde sadece kendi çevrelerini gördükleri için toplumdan haberdar değillerdir. Yani insanların dinden uzaklaştıklarını, bir soğumanın olduğunu, kimse ile çekişmeye, takışmaya girmemek için de sessiz kalındığını görmemektedirler.
14 asır evvel yapılan bazı yorumların bugün için geçerli olması hiç mümkün değildir. Bu konuya çözüm bulunmadıkça dinden soğuma ve uzaklaşma devam edecektir.

Günümüze uymayan 
yorumların düzeltilmesi nasıl olur?

Bu konuları öncelikle İlahiyat Fakülteleri ve onların değerli öğretim görevlileri ele almalıdır. Onların da, insanların gittikçe dinden uzaklaştıklarını, yanlış yorumlar sebebiyle dinden soğumaların olduğunu görmemelerine imkan ve ihtimal yoktur. Görüyorlar ama o belirli bir çevre tarafından suçlanmaktan korktukları için ses çıkaramıyorlar. Ama bunun  bir şekilde çaresine bakılması gerekir. Hatta bu zorunludur. Dinimizden insanların  soğutulmaması ve dinden uzaklaştırılmaması  için bizce yapılması gereken üç önemli olay vardır.

1 - Yapılacak işlerden birincisi, bu yanlış yorumlar, eğitim, öğretim yolu ile düzeltilmelidir. Bu görev de, İlahiyat fakülteleri  ile Diyanet İşleri Başkanlığına düşmektedir.Tabi ki bu düzeltmelerin bir çırpıda olması da mümkün değildir.Ama zaman içinde bu yanlış yorumlar düzeltilmelidir.Eğer bu yanlış yorumlar düzeltilemiyorsa, yanlış olduklarının  herkese duyurulması gerekir.

2- Yeni yapılacak yorumların da yine Kuran’a uygun ve bugünkü toplum yapısına uyacak şekilde yapılması gerekir.

3- Diyanet İşleri Başkanlığınca da bu yanlışlar ele alınmalı ve düzeltme yoluna  gidilmelidir. 

Bizce Yüksek Din Kurulunu bir görevi de bu olmalıdır. İlahiyat Fakülteleri de, ilgili kürsülerinde bu tür yanlış yorumların düzeltilmesinde rol almak zorundadır. Bu yolda belki de en büyük rolü İlahiyat Fakülteleri üstlenmelidir. Eğer okul kitaplarına geçen yanlış yorumlar varsa bunlar da, kitaplar geri çekilmek suretiyle düzeltme yoluna gidilmelidir. Bunu yapmak da tabi ki Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğüne düşmektedir.
Bu durumda bu yanlış yorum ve açıklamaların, Kurana bağlı kalmak şartı ile düzeltilmesi işinde başta İlahiyat Fakülteleri olmak üzere, Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı görev almalıdır. Ancak şuna da kesin inanıyorum ki, biz her ne kadar yapılması gerekenleri sıralasak da bu yapılmayacaktır. Ortamda çok aşırı tutucu olanlar var. Ve bunlar etkili yerlerde bulunanlar olduğu için, tabiri ile söylersek, köşe başlarını tuttukları için düzeltme yoluna gidilemeyecek ve yorum değişikliği isteyenler de kafirlikle suçlanacaktır. Ama bu tutum, İslam’a zarar verecek, kişileri dinden soğutacaktır. Bu da bilinmelidir. Bu konu üzerinde ülkemiz siyasi hayatında geniş bir şekilde yer alan Cumhurbaşkanlarımızdan Sayın Süleyman Demirel durmuştur. Şimdiki Cumhurbaşkanımız Sayın  Recep Tayyip Erdoğan da, yanlış yorum yapan bir ilahiyatçı sebebiyle aynı şekilde bu konu üzerinde durmuştur. Diğer pek çok yöneticinin konu üzerinde durduğu da bilinmektedir. Demek ki dini yönden, Kuran’a uymayan, bu sebeple de sırıtan bazı şeyler var ki üzerinde duruluyor. Kastettiğimiz bunlardır.

Bu yanlış yorumlar düzeltilmezse...

Önce şunu kesin bilelim, bu tutum düzeltilmezse yanlış olur, çok yanlış bir iş yapılmış olur. Bu yanlış tutum da ısrar olursa da dediğimiz gibi, dinden soğumalar, dinden uzaklaşmalar olur. Bugün toplumumuz da bu durumu çok açık ve çok net bir şekilde görüyoruz. Bu yanlış yorumların günümüze uyarlanması bizce şarttır. 
Dinden uzaklaşma, dinden soğuma denilince  ne anlaşılır? İnsanların Kuran’a uymayan bazı eylemler içinde olduğu anlaşılır. Veya Kuran’a göre yapması gerektiği halde, buna uymayarak imamların görüş ve yorumlarına tabi olduğu anlaşılır. Kuran’ın yolunda olması gerektiği halde Cemaat liderlerinin yoluna girdiği anlaşılır. Bu gibi benzeri bütün eylem ve işlemler, dinden uzaklaşmayı gösterir.
Peki dinden uzaklaşma, dinden soğuma toplumda kendini nasıl gösterir? İnsanların ne tür davranış içinde olmaları dinden uzaklaşmanın delilleri olarak gösterilebilir. Bir de ona bakalım. Biz, yapılan bazı anket ve araştırmalara dayanılarak ortaya çıkarılan somut delilleri beş maddede toplamaya çalıştık. Genelde görülen haller şunlar olur:
1) Namaz kılanların sayısı azalır.
2) Camiye gidenler gittikçe azalır.
3) Kuran okuyan azalır.
4) Oruç tutan azalır.
5) Ataist ve deizm akımları revaç bulur.
Bunu bir örnekle anlatalım. Mesela dersek ki, İslamiyet’te evlenen kadın ve erkek çiftinde, kadının boşanma hakkı yoktur, kızlarımız kadınlarımız bu yanlış ifadeden dolayı İslamiyet’e sıcak bakabilir mi? Siz kadınlara kalkar da şahitlikte, iki kadın bir erkek yerine geçer deseniz, o hanımlar dine sıcak bakar mı? Elbette bakmaz. Ve sonuç olarak, zaman geçtikçe de dinden uzaklaşmalar olur. Halbuki bu arzedilen örneklerin hepsinin, Kuran’a ters düşmeyecek şekilde günümüze göre izah tarzları vardır. Gündeme o getirilmelidir. Demek istenilen budur. Konunun devamı gelecek hafta işlenecektir.     

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün