Yenigün
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Ruhsal travma

20 Mayıs 2020 Çarşamba 01:29 Güncelleme : 20 Mayıs 2020 Çarşamba 01:29

Travma, günlük yaşantımızda stres düzeyini artıran olaylara verdiğimiz addır. Günlük rutini bozan, ani ve beklenmedik şekilde gelişen, kaygı, dehşet ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar, travmatik yaşantılar olarak tanımlanabilmektedir. Bir olayda; yaşama karşı tehdit algılama, vücudun bütünlüğüne karşı tehdit algılama, sevdiklerimize karşı tehdit algılama ve inanç sistemlerimize karşı tehdit algılama söz konusu ise, bu olay kişi için travmatik bir yaşantıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, olayın travma olup olmadığı kararının olaya maruz kalanlara ait olmasıdır. Dolayısıyla ruhsal travma, olayı yaşayan kişinin algısı ve değerlendirmesi doğrultusunda tanımlanmıştır.

Travmatik yaşantılar ne yazık ki dünyayı kabul edilebilir ve anlamlı olarak görmemizi engelliyor. Başkalarını iyi olarak algılamamızı zorlaştırıyor. Dünyayı güvensiz, tehditlerle dolu, adil olmayan, güçlünün zayıfı ezdiği ve tehlikeli bir yer olarak, insanları ise bencil, zalim, zarar verici ve çıkarcı olarak algılamamıza yol açıyor. Nitekim tüm bunlar da değersiz, önemsiz ve yalnız hissetmeye sebep oluyor.

Travmanın insanları bu denli güvensiz bir ruh haline bürümesi aynı zamanda bu durumdan kurtulmak için çareler üretmeye de sevk ediyor. Tabi bu çareler her zaman işlevsel olmayabiliyor. Bunlar; inkar, travmaya neden olan kişi/kişilerle özdeşleşme, doğaüstü güçlere yönelme ve eyleme vurma şeklinde oluyor.

İnkarda, kişi travmayı küçümsüyor. Özdeşleşmede, güçsüz hisseden kişi bu ruh halinden kurtulmak için karşı tarafa geçerek bununla baş etmeye çalışıyor. Doğaüstü güçlere yönelme, dünyanın tehlikeli ve adaletsiz olduğunu hisseden, bir çözüm de bulamayan kişi bu dünyadaki umutlarından vazgeçerek doğa ötesi ya da kutsal güçlere sığınarak kendini rahatlatmaya çalışıyor.

Eyleme vurmakta, travmatize kişi travmanın yarattığı çaresizlik ve güçsüzlük duygusundan kurtulmak için kendisinden zayıf kişilere şiddet uygulayarak kendini güçlü hissetmeye çalışıyor. Böylelikle parçalanmış benliğini yeniden bütünlemeye uğraşıyor.

Peki ne yapmalı? Herşeye rağmen insani dayanışma içinde olmak, sessiz kalmamak, travmanın yarattığı edilgenliğe ve yılgınlığa kapılmamak gerekiyor. Çünkü zedelenen benlik değerinin geri kazanılması ve geleceğe dair ümidin kaybedilmemesi çok önemlidir. Kişisel olarak sesimizi duyurmak, öz bakımımızı (uyku, beslenme vs.) ihmal etmemek, günlük rutinlerimizi devam ettirmek, her zamankinden fazla üretmek de mühimdir. Travmatik olaylarda insanların tepkileri çok farklı olabildiğinden (örneğin inkar ve şiddet gibi) suçlama, tartışmalardan kaçınmak, sevdiklerimize ve sorumluluklarımıza odaklanmak en sağlıklı davranış biçimleri olacaktır. Süreklilik ve bütünlük duygunuzu onarmak için, bilgi edinmek, küçük fakat gerçekleştirebileceğiniz sorumluluklar edinmek, sosyal bağlarınızı kaybetmemek, güvendiğiniz kişiler ile gruplaşmak, yalnız kalmamak gerekir. Verdiğiniz tepkiler normal insanların anormal olaylar karşısında verdiği tipik reaksiyonlardır. Unutmayın ki "Siz" değil, başınıza gelen "durum" anormaldir. Gerekirse profesyonel birinden destek istemekten çekinmeyin.

 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün