Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

"Anormalleşme" süreci

16 Eylül 2020 Çarşamba 09:48 Güncelleme : 16 Eylül 2020 Çarşamba 09:53

11 Mayıs tarihinde kuaförlerin ve AVM’lerin açılmasıyla ülkemizde dillerden düşmeyen yeni bir terim ile karşılaşmıştık: "Normalleşme". Bu terim, Covid-19 süreciyle beraber “anormalleşmiş” dünyamızı geride bırakacağımıza dair bir umudu temsil etmeye başlamıştı. Pandemi sürecinde en sık duyduğumuz kurgu, salgın sırasında herkesin temizlik hastası olacağı ve dışarı çıkmaktan korkar olacağı üzerineydi. Salgının bitmesi ile herkes bu sorunlarla baş etmek için psikologlara akın edecekti.

Fakat, son zamanlarda toplumumuzda bir psikolog olarak gözlemlediğim sorun tahmin edilen kurgudan çok daha farklı çıktı. Haziran ayının başından beri önlem almadan sokağa çıkanları, maske ve sosyal mesafe kurallarını hiçe sayanları, sanki o malum üç ay hiç yaşanmamış gibi davrananları gördük. Bu gördüklerimiz, temizlik ve takıntı hastası olmaktan çok daha soyut, hatta sinsi bir hastalığa işaret ediyor, o da "inkâr".

 

Psikolojide inkâr dediğimiz, büyük bir sorun ile karşılaştığımızda sorunu çözmek yerine sorundan kaçmaktır. İnkâr yoluyla karşılaşılan sorun sanki önemsizmiş gibi davranırız, gerçeği reddederiz ve dış dünyada olanları zihnimizde engelleriz. Karşılaştığımız problemleri düşünmemek için elimizden geleni yaparız. Bu cümleler, tam da normalleşme sürecinde yaşadıklarımızı betimlemiyor mu? İnkâr sinsidir çünkü biz sorunlarımızı ne kadar reddetsek de onların bizi beklediğini unutturur. Her ne kadar korona virüsünün varlığını inkar etsek de salgın hâlâ devam ediyor. Her ne kadar kısıtlamaları, yasakları, karantinaları yaşanmamış gibi davransak da bu süreci dünya çapında yaşadık.

 

Gündemde normalleşmeden bahsedildi ama bana kalırsa yaz boyunca normalleşen tek şey inkâr oldu. İnkarın normalleştirilmesi, toplumsal inşa modelinin önerdikleri ile birebir örtüştü. Dünya çapındaki mevcut kapitalist sistem tüketim olmadan işleyemez, tüketim olmadan sistemin çarkları dönemez çünkü. Normal/anormal ikilemini mevcut sistemler tarafından belirlenen bir inşa olarak tanımlarsak tüketimi engelleyen her şey anormal, tüketimi sağlayan şeyler ise normal olarak görülmelidir. Örnek verecek olursak, sokağa çıkmanın anormalden normale dönüşmesi ekonomimizin #evdekal sloganına sadece üç ay dayanmasıyla açıklanabilir. Esnafın, restoran ve kafe sahibinin, işçinin tüketim olmadan yaşayamadığı bir sistemde salgın halindeyken alışveriş merkezlerine gitmek, harcamak, tüketmek normaldir. Tatile gitmek normaldir. Düğün yapmak normaldir. Bayramda kurban kesmek normaldir. Seyahat engelinin kalkmasıyla seyahat etmek normaldir. Normaldir, çünkü sistem böyle buyurmuştur. Normalleşme sürecinde belki sormamız gereken asıl soru şuydu: “Kime göre, neye göre normal?"

Neyse yaz bitti, müziğin sesini kısalım arkadaşlar...

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün