Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

“Sahipsiz atarlar”

21 Ağustos 2019 Çarşamba 09:14 Güncelleme : 21 Ağustos 2019 Çarşamba 09:14

Sosyal medyada paylaşım ve hikayeler aracılığıyla sözde hasımlara laf sokmak trajikomik alışkanlık yarattı. Sahipsiz atarlar, yönünü bulamayan giderler, fazlaca özlü sözler, “lafımı ortaya koydum, beğenen alır, beğenmeyen gider”  modunda ardı kesilmeyen paylaşımlara sıkça rastlıyoruz. İçimizde barındırdığımız olumsuz duyguları, kendi yönettiğimiz hesaplar üzerinden kolayca başkalarının üzerine bırakıp kaçabiliyoruz. Sosyal medya sayesinde olumsuz duyguları kusmak moda oldu. Sosyal medya aslında sınırları belirsiz bir dünyadır. O dünyanın içinde hem varsınız hem yoksunuz. İnsanlar bir o kadar iç içe ama bir o kadar da uzak. Hal böyle olunca da farklı farklı ruhsal dinamikler ortaya çıkıyor. Olumsuzluk genelde daha çok ses getiren bir durum olduğu için olumsuzluk ifadeleri, kişileri daha görünür kılıyor. Dolayısıyla sosyal medya üzerinden sergilenen saldırganlık bir görünme çabası olabilir.
Peki ya yönelttiğiniz eleştiriler tam da sizi anlatıyorsa? Velev ki herkes ikiyüzlü, içten pazarlıklı, kıskanç, kibirli, egolu, kötü bir insan olsun. Ve herkes sadece size kazık atıyor, sizi kıskanıyor ve iştahla tahtanızdan düşmenizi bekliyor olsun. Esasında karanlık yüzünüzü görmezden gelip sorunun kaynağını saldırgan bir tavırla başkalarında arıyor olabilir misiniz? “Benim fikirlerim en doğrusu, en güzel benim, en iyi insan benim, en farklı olan benim, hep ben haklıyım, hep ben mağdurum” şeklindeki düşünceler aslında insanları “BEN” radyasyonuna maruz bırakmaktan başka bir şey değildir. Gözlerinizi kapatın ve kısa bir süre de olsa kendinizi diğerlerinden üstün hissettiğiniz anları düşünün. Kendinizde eksi gördüğünüz bir durumdan artı duruma geçmeye çabalamanızdaki itici gücü düşünün. Dikkat çekme arzunuzun sizi nasıl dürttüğünü, sizi nasıl başkalarını küçümseme eylemine doğru ittiğini düşünün. Bir konuda dikkatleri üzerinize toplarken ve var olduğunuzu kanıtlamaya çalışırken nasıl başkalarının kişilik haklarını ezip geçtiğinizi düşünün. Oysa kendiyle barışmış, “ben kimim?” sorusuyla yüzleşebilmiş ve kendini diğer insanlarla kıyaslamayı takıntı haline getirmemiş bireyler haline gelmek çok zor değil. Nasıl mı? Bir kere cesaretinizi toplayın ve çuvaldızı kendinize batırın. Freud amcanız sizi devasa bir aynayla karşıda bekliyor olacak. 
Ünlü Avusturyalı nörolog psikanaliz kurucusu Sigmund Freud, bireyin küçük yaşlardan itibaren kendi benliğini korumak, iç ve dış çatışmalardan en az etkilenmek için çeşitli şekillerde kendini rahatlatmaya çalışan savunma mekanizmaları geliştirdiğini ileri sürmüştür. Bunlardan narsistik savunmaların içinde yer alan yansıtma (projection), kendinde ya da kendisi ile ilgili durumlarda varolan istenmedik veya katlanılamayan bir özelliğin, karşısındaki kişiler ya da durumlarda var gibi algılanmasıdır. Bu bireyler kendi hataları olmasına karşın başkalarını suçlarlar. Özellikle paranoid bozukluklarda görülen, bireyin çevresindekilere yönelik hissettiği öfkeyi, “herkes bana karşı” şeklinde ifade etmesi bir örnek olarak verilebilir. Yansıtma düzeneğinin temeli bebekliğin ilk yıllarına dayanır. Bebekler herhangi bir uyaranın kaynağının içsel mi dışsal mı olduğunun ayrımını yapacak donanımda olmazlar. Onlar için “ben” ile “dış dünya” eşittir. İşte yansıtma dediğimiz savunma mekanizması, kaynağını, yaşamın başındaki bu “ayırt edememe” halinden alır. Yansıtma mekanizması devreye girdiğinde, kişi içsel bir uyaranı dıştan geliyormuş gibi algılar, o şekilde anlamlandırır ve tanımlar. Yansıtmayı yapan birey, kendi deneyimini başkasına yükler. Kıskandığı birinin kendisini kıskandığını düşünür, sinirliyken karşısındakini sinirli algılar, sorumluluktan kaçarken başkalarını bunu yapmakla suçlar. Bu kişiler, insanların ne kadar uyumsuz ve bencil olduğunu iddia ederken, aslında bencil olan kendi gizli yüzlerini görmezden geliyor olabilirler. 
Görüldüğü gibi yansıtma mekanizması sadece olumsuz duygulara yöneliktir. Her insan yansıtma mekanizmasına sahiptir ve çoğu zaman hiç farkında olmadan bu mekanizmayı devreye sokar. Devamlı eleştirdiğiniz veya laf soktuğunuz kişilere aslında neden kızdığınızı bir kez daha düşünün. Belki iç sesinizin yansıttığı o gerçek hislerinizi duyarsınız…  

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün