Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Başka şansımız yok!

28 Kasım 2020 Cumartesi 09:12 Güncelleme : 28 Kasım 2020 Cumartesi 09:12

İki gün sonra yani 30 Kasım pazartesi günü büyük felaketi yaşayalı tam bir ay olacak.

30 saniyelik bir süreçte canlar gitti, büyük maddi ve manevi kayıplar yaşandı.

Artçıların gölgesinde geçen onlarca günün ardından, acılar sönmeyen ateş gibi yanmaya devan ediyor.

Büyük facianın yaşandığı bölgenin dışında, ağır, orta, az hasarlı gruplara ayrılan daha binlerce bina ya yıkılmayı bekliyor ya da tehlike sinyalleri veriyor.

Çöken binalardan mucizelerle kurtulanlar yaşamlarına önce çadırlarda devam ettiler. Daha sonra bir kısmı belediyenin sağladığı imkanlarla evlere ve otellere taşındılar.

Geride kalanlar da şimdilerde oluşturulan konteyner kentlere yerleşecekleri süreci bekliyorlar.

İlk günlerde çöken ve yıkılan bina sayısı az gibi gözükse gerçek fotoğraf ve zararın ne denli büyük olduğu ilerleyen günlerde ortaya çıktı.

Yani pek çok binanın bir sonraki depremde yıkılmasına kesin gözüyle bakılırken diğerlerinin de büyük oranda aday oldukları iddia ediliyor.

Bu gelişmelerin ardından da ortaya şöyle bir görüntü çıktı.

Ağır ve orta hasarlı binalar yetkililer tarafından kontrol altına alınırken, az hasarlı binaların da büyük bölümü korku nedeniyle terk edildiler. Yaşanan 6.9'luk şoktan sonra, az hasarlı tespit edilen binalarındaki evlerine girmekten endişe duyan vatandaşlar da (özellikle kadınlar ve çocuklar) çaresizler kervanına katılmış oldular.

Sonuçta, binlerce insan bir anda sokakta kaldı ve güvenilir yeni bir ev bulma derdine düştü.

Haberler arka arkaya geldi. İkiye üçe katlanan kiralara rağmen evler kısa sürede tükenmişti. Satılıkların ise ya küçükleri (1+1 veya 2+1 ) kalmıştı ya da 25 yıllıkları. Yazlıkları olanlar da oralara göç etti. Ve daha hala dönmediklerini biliyoruz.

Anlayacağınız, ortalık toz duman. Ateş yine düştüğü yerleri yaktı.....

Tüm yaşanan olumsuzluklara karşın hayat yine de devam ediyor üstelik Korona-19 gibi bir dert ile birlikte.

Hani derler ya, "kırk katır mı kırk satır mı" diye, işte onun gibi bir şey.

Bir tarafta depremin yaralarının tedavisi ile uğraşılırken diğer yandan da ölümcül salgına yakalanmama mücadelesi veriliyor.

İkisi de ciddi boyutlarda dikkate alınması gereken hayati konular.

Biri vurdu geçti, ne zaman döner diye hesapları yapılıyor, diğeri ise acımasızca vurmaya devam ederken rekorlar kırıyor.

Aslında ikisinden de korunmak zor. Ama imkansız değil.

Korona'da tedbirleri almak bizim elimizde. Bu durumda hastalığa yakalanmama oranı yüzde 90.

Depremde ise tedbiri almakla iş bitmiyor. Çünkü bugüne dek pek çok olayda görüldü ki; afatların sınırı olmayabiliyor. Depremle yıkabiliyor, toprağı açıp içine alabiliyor veya tsunami yaratarak dev dalgalarla şehirleri yutabiliyor. Yani, depremin tuzağına düşmemek için ne mümkünse yapacağız.

"Deprem öldürmez, insan öldürmez, bina öldürür" sözüne aslında katılmıyorum.

Çünkü öldüren binayı yapan insan olduğuna göre o sözün doğrusu şöyle olmalı: "Deprem öldürmez, çürük binayı yapanlar öldürür".

O nedenle, öncelikle hatasız, hilesiz, sahte imzalardan arınmış, temeli sağlam binalara yöneleceğiz, onlara sahip olacağız.

Türkiye'nin deprem kuşaklarının kucağında olduğu gerçeği artık unutulmamalıdır. Bu nedenle vakit geçirmeden kentsel dönüşüm seferberliği başlatılmalıdır. Depremlerden korunabilmek için Kentsel Dönüşümden başka şansımız yoktur. Öyleyse, mevcut engeller kaldırılmalı hatta yeni fırsatlar yaratılarak kentsel dönüşüm cazip hale getirilmelidir.

Kentsel dönüşüm sadece devletten beklenmemeli, vatandaş da bu seferberliğe katılmalıdır. Bunun için de vatandaşın müteahhitlerle yapacağı pazarlıklarda elinin kuvvetli olma şansını da devlet yaratmalıdır. Yıllar önce çıkarılan imar yasalarının içine gömülüp kalmadan...

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün