Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Vahşet, ölüm, yaşam, hoşgörü, kin, terör, demokrasi...

23 Temmuz 2015 Perşembe 00:00 Güncelleme : 23 Temmuz 2015 Perşembe 00:00

Dünyadaki hiçbir etik konum, pek çok durumda ‘iyi’ amaçlara ulaşmak için ahlâken kuşkulu ya da en azından tehlikeli araçlar kullanmak ve bunun da bedelini ödemeye hazır olmak-dahası, kötü sonuçlarla karşılaşma riskini, hatta olasılığını göze almak-gerekebileceği gerçeğinin etrafında dolaşamaz.” Max Weber

İnsanlığa hedef alan yaşam tehditleri, şiddet, terör olayları ve savaşların yarattığı vahşi etki; insan haklarını hiçe saymaktadır.

Kesinlikle insan haklarının insandan kaynaklı tüm ayrımcılıktan arındırılması şarttır.

‘İnsani hak ve özgürlüklerin’ yoğun şekilde ihlâli, insanlığın geleceğini tehlikeye atmaktadır.

Son günlerde tüm dünyada yaşanan terör açıkça insanlığa vurulan acı bir darbe olmuştur.

İnsan haklarına geçmişe doğru baktığımızda gördüğümüz fotoğraf şöyledir:

26 Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Antlaşması yapılmış, daha sonra 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yapılan oylamayla İnsan Hakları Evrensel Bildirisi kabul edilmiştir.

İnsan haklarının tarihsel süreç içinde sistematik bir bütün yöneliminde ele alan yaklaşımlar, insan haklarının; temel hak ve özgürlükleriyle beraber sosyal haklar ve katılım haklarını odağına alan bir çerçeve içinde değerlendirilmesine karar vermiştir.

Ancak özgürlük ve hakların uygulanım olanakları ise toplumların nesnel koşullarına göre farklılık göstermektedir.

insanlık için önemli olanda, evrensel bildirgenin uygulanması için gerekli ve yeterli toplumsal koşulların yaratılmasıdır.

Tarihsel gelişim süreci içinde insan hakları üç grup içerisinde sınıflandırılmıştır:

 

Negatif Statü Hakları: Devlet karşısında birey dokunulmazlığını esas alan haklar bütününden oluşmaktadır. Daha çok temel haklar biçiminde değerlendirilmektedir.

Düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, konut dokunulmazlığı gibi haklar bu grup içerisinde gösterilir.

 

Pozitif Statü Hakları:

Sosyal haklar biçiminde sınıflandırılan bu grup, devletin yurttaşına vermekle yükümlü olduğu hizmetleri kapsamaktadır. Sosyal güvenlik, sağlık, eğitim vb. haklar bu gruba dahil edilmektedir.

 

Aktif Siyasal Haklar:

Bu grup, katılım öğesini ön planda tutar. Seçme seçilme hakları bu guruba girer.

 

İnsan hakları ve törer

“Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır.” Prusyalı General Clausewitz.

 

Neden şiddet?

Neden terör?

Şiddet farklı duruşlarla etki alanında olmaktadır. Görmekteyiz ki:

“Orta düzey rejim kuramları, sınırlı veya geniş çapta ortaya çıkan şiddetin, temelde bir devletin veya bir sosyo-ekonomik sistemin tekil, tarihsel örgütlenme ilkelerinden kaynaklandığında ısrarcıdır. Görüyoruz; şiddetin kökleri monarşide (Paine), despotizmde (Montesguieu), kapitalizmde (Marx), kapitalizm öncesi değerlerle yapılandırılmış devletlerde (Schumpeter) veya totaliter diktatörlüklerde (Arent) aranmalıdır.

Bu yüzden de şiddet, ancak bu rejim biçimleri yerine cumhuriyetin, anayasal monarşinin, sınıf savaşımının sonunda üretim güçlerinin kollektif mülkiyetinin kurulması veya aktif yurttaşlığın canlandırılması durumunda sona erdirilebilir ya da en azından hafifletilebilir.

Ve makro düzey jeopolitik kuramlarsa, şiddetin nihai köklerinin, uluslararası sistemin sürekli olarak merkezi olmayan yapısında aranması gerektiğinde ısrarlıdırlar.

Bu uluslararası sistemin anarşik dinamizmi, gerçek anlamda global düzenleyici mekanizmaların yokluğunu ve silahlı kuvvete sahip devletlerin çoğulluğunu verir.

Sivil olan yurttaşların ve devletlerin, sık sık savaşlarla sona eren ihtilaf girdaplarına sürüklenmesi görülmektedir.

Bir siyasal şiddet türü olarak terörün dinamiğini incelerken;

sözü geçen yaklaşımlara dayanarak açıklamalar yapmak şüphesiz daha gerçekçidir.

Terör; bir kesimin diğer kesimi ötekileştirmesi, ‘şeytanileştirmesi’;

kuvvet kullanarak yasal-yasadışı eylemlerle iç ve dış koşulları etkileyerek yönlendirme ve bu eylemleri siyasal amaçlara alet etme organizasyonudur.

Terörün, insan haklarına etkisi değerlendirildiğinde;

siyasal, ekonomik, kültürel, sosyal birçok sorunla karşı karşıya olunduğu görülmektedir.

Hangi siyasal sistemin insan haklarını daha az sınırlayacağı, hangi sistemin insan haklarını kısıtlayacağı ve bu süreci yerine getirirken kullanacağı araçlar veya yollar demokrasinin sorgulanması için ne değin önemliyse sınırlamalara karşı savunma yapan ya da direniş gösteren hatta mevcut rejime karşı bazı sosyal güç odaklarına sırtını dayayarak yasal ya da tanımlanabilir ölçülerde “yasadışı” faaliyetler yürüten gurupların veya halk kitlelerinin de durumunu doğru okumak şarttır.

Bazı toplumsal siyasal hareketlenmeler demokrasinin gelişimi için gerekli olabileceği, gibi demokratik gelişime engel de olabilmektedir.

Hatta; soykırıma, işgale, siyasal şiddete ve haksız savaşıma karşı geliştirilen haklı başkaldırıları da insan haklarının yeniden sorgulanması sürecine bile getirebilir durumu.

İnsan hakları; insanlığın, sorunlarını çözme konusunda ışık olacak en temel kaynaktır.

Sürekliliği için her dönem yoğun çabalar harcanmasını gerektirmiştir.

Yaşadığımız yüzyılı saran ve sarsan, neredeyse geçmiş yüzyılların yaratıcılığını da ortadan kaldırma teşebbüsü gösteren terörle en etkili mücadele yolunun, insan haklarının tüm dünya halkları için eşitsizliğin olmadığı, paylaşımın ve özgürlüğün daha adaletli olduğu bir dünya yönünde seferber edilmesiyle mümkündür.

11 Eylül günü New York’u kalbinden vuran terör, dünyanın bir çok yerinde, her günü açlıktan ölen 35 bini aşkın insanın ölmesi, canlı bombalar, rant için çıkarılan düzmece savaşlar, Suriye, Mısır, Arap baharları ve Suruç!

Hep şöyle düşünürüm;

Acaba dünya kaynakları daha adaletli paylaştırılmış olsaydı tüm bu terör, şiddet, savaşlar olur muydu?

Savaşlar ve terör olayları için koşullar oluşmayacak ve dünya bu küresel yüzyılda kanla yıkanmayacaktı bence.

İnsan olduğumuzdan utandığımız günleri yaşamamak en büyük arzumuz.

Katliamın adı ölüm!

Yürekten kınıyorum, esef duyuyorum...

Ölüme sürükleyen zihniyeti silmenin ana şart olduğunu düşünüyorum.

Savaşsız ve terörsüz, kansız bir dünya diliyorum!

 

Söz Altındır:

Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız!

Pablo Neruda

 

Üzüldüm:

Engelli park yerine araba park edenleri hiç anlayamıyorum.

Hele hele de engelli yollarına masa atanları ve o masalara oturup rahat rahat içeceğini yudumlayanları kavramam imkansız...

Bu duyarsızlıklara çok ama çok üzülüyorum.

 

Sevindim:

Bayraklı Belediyesi bünyesinde ilk kez bedensel engelliler tiyatro topluluğu kurmak için harekete geçti. Başvurular tamamlandığında engelliler tiyatro oyunları ile seyirce karşısına çıkacak. Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ, “Engellilerin sosyalleşmesi için birçok projemiz var. Şimdiden tiyatro topluluğu kuruyoruz. Sergileyecekleri oyunları sabırsızlıkla bekliyoruz” dedi.
Açtığı kurslarla her yaş grubuna hitap eden Bayraklı Belediyesi, engelli vatandaşları da unutmuyor. Tiyatro yapmak isteyen bedensel engelli vatandaşlar belediye bünyesinde çocuk ve gençlere tiyatro eğitimi veren Hasan Şahindoğan’dan eğitim alacak. “Ben de tiyatro topluluğunda yer almak istiyorum” diyenler, Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’ne ya da kültür merkezlerine başvurabilecek. Konuyla ilgili 345 90 91 ve 345 90 92 numaralı telefondan bilgi alabilecek.


“Yetenekleri ortaya çıkarıyoruz”
Bayraklı’da engellilere pozitif ayrımcılıkta bulunduklarını ve her projeye onları dahil ettiklerinden belirten Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ, “Engelliler tiyatro topluluğu da yeni projelerimizden biri. Bayraklı’da bedensel engelli nüfusumuz da hayli fazla. Belediye kurslarına da katılan birçok engelli vatandaşımız var. Engelli kardeşlerimizin bu şekilde sosyalleşmesini sağlıyoruz. Onların ömürlerini evlerinde geçirmesine izin vermiyoruz. Bünyemizde üç engelli aracı buluyor. İstedikleri yerlere onların ulaşımını sağlıyoruz” dedi.
Bu habere doğrusu çok ama çok sevindim.


Hadi Gülelim:
Temel Çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti. Gemi Liverpool Limanı’na yanaşırken, Temel iskeledeki İngiliz’e bağırdı:
-Tut şu halatı! İngiliz anlamadı bir şey.
Temel yine bağırdı:
-Tut şu halatı! İngiliz de gene hareket yok.
Temel ortaokuldaki İngilizcesi ile bağırdı:
-Do you speak English?
-Yes.. Yes.. dedi İngiliz.
Temel öfkeyle bağırdı:
-O zaman tut şu halatı.

 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün