Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Kardeşliğin kenti Antakya!

16 Şubat 2018 Cuma 09:55 Güncelleme : 16 Şubat 2018 Cuma 09:55

Kardeşliğin kenti Antakya!

 Geçen hafta Antakya'ya gittim… İnsanlığı, kardeşliği doyasıya yaşadık Antakya da. Gördük ki din, dil, renk, ırk ayırmaksızın yaşanılabiliniyormuş. Tek çözüm yaşama saygı ve sevgi ile bakabilmekte!
Antakya iklim olarak bu mevsimde aynı insanları  gibi sıcacık. İzmir'e ne kadar da benziyor diye geçirdim içimden. Doğası ise muhteşem.. Şelaleler diyarı denilebilinir.Yemyeşil bir doğa var, her yerden şırıl şırıl sular akıyor.
Ya o taş evler... Ya o taş evler!
Aman tanrım bu kadar mı güzel olur? diye çığlıklar attırıyor. Her sokaktan müzik sesleri geliyor. Türkçe, Arapça, Süryanice, Ermenice, İbranice, Kürtçe müzikler… Tınılar gökyüzüne el ele tutuşup uçuşuyor adeta. İnsanın  ruhunda her adımda dans etme isteği doğuyor. O kadar enerjisi yüksek, aurası gizemli bir şehir ki Antakya...Bir anda tüm şehre sarılmak istedim. İnanılmaz güzel peyzajı vardı.
Belediye başkanı  görsele belli ki çok önem vermiş. Toplantımızın başında geldi ve bizlerle tanıştı.
“Bizler kim?” sorusunun cevabını vereyim. Bizler, CHP'li  Belediyelerin Basın  departmanları çalışanlarıydık. Sosyal medya ile ilgili, bir çalıştaya ev  sahipliği yaptı Antakya Büyükşehir ve Samandağ Belediyesi... İnanılmaz güzel ağırladılar bizleri. Her  şeyden önce dost tavırlarına, misafirperverliklerine hayran kaldık. İlçeleri de gezdik bu arada. Samandağ sahili  alabildiğine  kumsal…Caretta carettaların  yumurtlama alanı. Son derece de güzel korumuşlar, hayran kaldım.
Türkiye'de sadece  Ermeni vatandaşlarımızın  yaşadığı çok özel bir köye gittik. Cennet gibiydi Vakıflı köyü… Her bir yakası pırıl pırıl. Harika bir kooperatif kurmuşlar. Ev ürünleri satıp hem gelir elde ediyorlar, hem de öğrencilere kooperatif olarak burs veriyorlar. Bitmedi daha; Hıdırbey Köyünde Musa ağacını gördük. Hz.Musa asasıyla yere vurunca  su  kaynağı çıkıyor ve asası çınar ağacına dönüşüyor efsanede.
Çınarın çevresi tamı tamına 20 metre…Çok güzel korunmuş. Akan suya, “ abıhayat”  diyorlar.
Ama bir de sıkıntılı durum vardı. Söz etmeden geçemeyeceğim. Simone Manastırı'na çıktık. Muhteşem bir tepede ruhsal arınma için zamanında  meydana getirilmiş özel bir alan.
Mağaralar da vardı… Aklı duruyor insanın 10 metre boyunda bu sutunlar o devirlerde nasıl yapılmış inanmak zor. Bu muhteşemliğe rüzgar güllerini dikme hoyratlığı ise gerçekten insanın içini acıtıyor. Dilerim çare bulunur.
Antakya tarihi ve iç içe yaşayan medeniyetler mozağinin yanında bence mutfağı ile de muhteşem.
Künefe,  künefe, künefe...Tek geçerim tüm tatlılar içinde. Oruk, humus,borani, tepsi kebabı , kağıt kebabı, sürk inanılmaz lezzetler…Tatları damağında kalıyor insanın. Dostluğun ve kardeşliğin tadına ise paha biçilmez Antakya da.
Savaşla ilgili en ufak bir emare yoktu tüm şehirde. Son derece güvenli bir ortam vardı.Çünkü insanlar tek gövde olmuştu. Gerçekten Antakya tam bir hoşgörü kentiydi.
Selam olsun sana Antakya!
Tüm ülkemiz günün birinde Antakya hoşgörüsünü yaşar inşallah. 
Antakyalı sevgisi ve hoşgörüsü ile kalın sevgili okurlarım!
 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün