Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Canlılığımızın devamı için su kilit noktadır!

19 Ocak 2017 Perşembe 09:36 Güncelleme : 19 Ocak 2017 Perşembe 09:36

332.5 milyon mil küp suyun yüzde 96’sını tuzlu su oluşturmakta.

 

Yani kullanabileceğimiz tatlı su yaşamsal önem taşıyor.

 

 Su aynı zamanda canlılığımızın da başlangıcı.

 

Tabii ki tatlı sudan bahsediyoruz.

 

Bilindiği gibi dünyadaki iklim değişikliği; atmosferde olumlu ya da olumsuz olarak nitelendirilebilecek değişimler sonucu meydana gelen farklılıklardır.

 

Bu farklılıklar iklim parametrelerinde meydana gelen değişmelerdir. Küresel iklim değişikliği aslında dünyanın insanoğluna uyum sağlama çabasının ürünüdür.

 

Farklı ekosistemlerdeki bazı canlılar, ortamlarındaki değişimlere uyum sağlamak için, diğer bir ifadeyle hayatta kalmak için adaptasyon yeteneği gösterirler.

Bazıları bu adaptasyonu kendilerini değişen çevre şartlarına uyum sağlatarak, bazıları da yaşamlarını tehdit eden tehlikelere karşı kamuflaj yeteneklerini sergileyerek gerçekleştirirler.

 

Dünya bu uyumu, iklim parametrelerini değişime uğratarak sağlamaya çalışmaktadır.

Bu da gelecekte iklim değişikliği neticesinde yaşanması muhtemel kötü senaryoların şiddetinin biraz daha az olmasının ve insanoğlunun çabalarıyla küresel iklim değişikliğiyle mücadelenin başarıyla sonuçlanabileceğinin ümidini vermektedir. İklim değişikliği ile birlikte su sıkıntıları da  doğal olarak gündeme geliyor.

 

WF‘nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) 2014 yılında hazırladığı Türkiye’nin Su Riskleri Su  Raporu‘na göre 2050 yılında dünya nüfusunun yüzde 40’ından fazlası su sıkıntısı çekecek.Dünya Ekonomik Forumu için 2014 yılında hazırlanan Risk Raporu’na göre su kıtlığı, dünyadaki en önemli üç riskten biri.

 

Ayrıca worldometers’ın verilerine göre bu yıl çölleşen toprak miktarı yaklaşık 6 milyon.

İçecek suya erişemeyen insan sayısı ise maalesef yaklaşık 695 milyon.

Çölleşen toprak miktarının hızla artışı ve doğal su kaynaklarının hızla azalması doğru orantılı gerçekleşiyor.

Rapordaki verilere göre; son yüzyıl içinde dünya nüfusu üç kat büyürken su kaynaklarına talep yedi kat artmıştır. Önümüzdeki 40 yılda dünya nüfusunun 2,5 milyar artacağı da göz önünde bulundurulduğu zaman yaşamsal risklerin ölçeği de ciddiyetini  görüyoruz.

Bu yaşamsal riskler yerel düzeyde sorun yaratacak gibi gözükse de küresel problemlerin de ayrıca kaynağı durumunda.

Kısıtlı su kaynakları ulusal ekonomilerde de risk yaratıyor.

Rapora göre, Türkiye su kaynakları çok gibi görünen bir ülke olsa da bu gerçek değil. Türkiye büyüyen kentleri, artan nüfusu ve gelişen ekonomisi ile “su fakiri olma” yolunda ilerliyor.

TUİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre Türkiye’nin nüfusu 2030 yılında 100 milyon olacak.

Şartlar böyle ilerlediği taktirde kişi başına düşen su miktarının 1.120 m³/yıl olması beklenmekte.

Günümüzde kişi başına düşen su miktarı 1.519 m³ iken su açısından fakir bir ülke oluşumuz 2030’da ne kadar zorlanacağımızı da açıklıyor.

Hâli hazırda devam eden su sıkıntısına bir de sürdürülebilir olmayan projeler eklendiği zaman vahamet derecesine geldiğimiz de anlaşılıyor.

 

Hidroelektrik santraller (HES), barajlar, havzalar arası su transferleri kontrolsüz ve yanlış ölçekli yapıldığı için bazı dere ve sulak alanların yok olmasına sebebiyet vermekte.

Yüzde 73’lük payla en yüksek su kullanılan sektör ise tarım.

Tarım sürdürülebilirlik açısından çok önemli ancak yine kontrolsüz ve yanlış kullanımdan dolayı doğal kaynaklar tüketiliyor.

Suyun verimli kullanılmaması da bir çok tatlı su ekosisteminin değerini kaybetmesine neden oluyor.

Kentsel büyümenin artırdığı içme suyu ihtiyacı da büyük bir sorun hâline gelmekte günümüzde.

14 tane daha büyükşehirin kurulması ile birlikte Türkiye nüfusunun yüzde 91,3’ü belediye sınırlarında yaşamakta ve bu belediyelerin büyük çoğunluğu şebeke hattına sahip bulunuyor.Bu büyük şehirlerdeki su sıkıntısını çözmek için anlık önlemler alınmakta.

Havzalar arası su aktarımı gibi anlık önlemler uzun vadede sosyal ve ekonomik büyük sorunlara yol açıyor.

 

Çok önemli sorunlardan bir tanesi de suyun kirlilik sorunu!

Türkiye’deki 3 bin 225 belediyenin yalnızca 296’sında atık su arıtma tesisi bulunmakta. Kirlenen su kaynakları ise sadece biyolojik çeşitliliği değil tüm hayatı ve hayatını suya bağlı kaynaklarla kazanan insanları da olumsuz etkiliyor.

Büyük ölçekli yatırımlar ve madencilik faaliyetleri de su kaynaklarını özellikle de sulak alan ekosistemlerini doğrudan etkilemekte.

Ayrıca bu tür yatırımlarda kullanılan su miktarı yoğun olmakla beraber çevredeki su kaynaklarının da kirlenmesine neden olmaktadır.

 

Son olarak küresel ısınma tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hem tüm canlı hayatı hem de kalkınmayı yüksek orandan etkilemekte. Kuraklık, su kıtlığı, tarımsal verim kaybı, tarım ve turizm gelirlerinin düşmesi, orman yangınlarının artması ve biyolojik çeşitlilik kaybı şeklinde ortaya çıkan sorunlar engellenmediği takdirde fakirleşmenin açık göstergesidir.

WWF tarafından 2010 yılında hazırlanan “Küresel Su Kıtlığı:

İş Dünyası İçin Zorluklar ve Riskler” Raporu, suya ilişkin risklerin farklı düzeylerde ve farklı şekillerde hissedilebileceğini ortaya koymaktadır:

• Yerel düzeyde; yeterli içme suyunun olmaması, suyu kullanan sektörler arasındaki rekabetin ve suyun maliyetinin artması,

• Havza düzeyinde; suyun dağıtımı, taşkın ve sellerle mücadele ve suyun kalitesine ilişkin riskler,

• Ulusal düzeyde; su kaynaklarının yönetilmesiyle ilgili kurumsal ve siyasi riskler,

• Bölgesel düzeyde; su ve enerji konusundaki jeopolitik anlaşmazlıklar,

• Küresel düzeyde; suyun uluslararası ticarete konu her türlü ürünün üretilmesinde bir girdi olması ve su darlığından ticaretin olumsuz etkilenme riski.

 

Unutmamalıyız SU HAYATTIR!

 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün