Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
Yenigün
PAYLAŞ

KENT VE ÖZGÜRLÜKLER

24 Eylül 2019 Salı 10:11 Güncelleme : 24 Eylül 2019 Salı 10:11

Geçen haftaki yazımı sonlandırırken, “yasalar kent yapımıdır, köylerin kendi töreleri vardır” demiştik.  Bir Alman atasözü der ki; “kent havası insanı özgür kılar”. Gerçekten de tarihsel gelişim süreci içinde de kentler özgürlüğün doyasıya yaşandığı yerler olarak algılanmışlardır. Kent tarihi gösteriyor ki, demokrasi bilincini geliştirmenin iki ön koşulundan biri, insanın kentine ait olduğunu duyumsaması, ikincisi de kentin üzerinde fiilen söz sahibi olabilmesidir. Kent, demokrasi ve özgürlük temalarını çağdaş bir yaklaşımla ele alan yerel yönetimler özerklik şartı ve kentli hakları şartı bu düşüncelerden esinlenerek hazırlanmış belgelerdir. 
Kent havası acaba gerçekten insanı özgürleştiriyor mu? Unutmamalı ki, haklar ve özgürlükler birlikte bir bütün oluştururlar. Birine saygısızlık ötekine de saygısızlıktır. Konuşması, yazması, örgütlenmesi, tepkilerini dile getirmesi yasaklanmış bir insan kentte oturuyor olsa da özgür sayılamaz. İkinci olarak, kentlinin özgürlüğü, parçası olduğu toplumun özgürlükçü ve demokratik bir toplum olmasına bağlıdır. 
Devletin hak ve özgürlükler konusunda duyarlı olmadığı bir toplumda kent insanı nasıl özgür olabilir? Küreselleşmeyle körüklenen liberalizm ve liberal mantık, kentleşmeyi ve kentlerin oluşumunu bir yandan özendirirken diğer yandan da tahrip edici sonuçlar yaratmaktadır. Kentlerin sahip olduğu tarih, mimarlık ve doğa değerlerinin tüm kentli hakları ile birlikte gelecek kuşakların hakları göz ardı edilerek gasp edilmesi bu dünya görüşünün doğrudan sonucudur. 
Bu yönden bakıldığında, Türkiye’de kent havasının insanları daha özgür kıldığı söylenebilir mi? Bu sorunun yanıtlanabilmesi için şu üç saptama önem taşımaktadır: 
Kentleşme, sanayileşme ve kapitalist gelişme, tüketimi, insanların bencilliğini, rant arayış özlemlerini kamçılar.  Bu da insanların birbirleriyle ve yaşam ortamlarıyla olan ilişkilerindeki davranışlarını etkilemekten geri kalmaz. İnsanın çevresine ve kentsel değerlerine yabancılaşmasının ardındaki temel nedenlerdeki biri budur.
Bir diğeri kent havasının insanı özgür kılması, herkesin her dilediğini serbestçe yapabileceği yolunda yanlış bir kanı vardır. İşportacıların, belediye kolluk güçlerinin gözü önünde ve çoğu kez de onların koruması altında, kaldırımları yürünemeyecek biçimde işgal etmeleri bu sorumsuzluğun çok açık bir örneğidir. Özgürlüklerin bir sınırı olması gerekir. Sınır konulamadığı içindir ki, kente karşı işlenen suçlar çok sık rastladığımız olgular arasındadır. 
Küreselleşme denilen olgu, sağladığı teknolojik olanaklar ve kolaylıklar yanında önemli sarsıntılara ve çürümelere yol açabiliyor. Köşe dönmecilik gibi kestirme yollardan zengin olmayı öngören yeni değer sistemleriyle karşılaşılıyor. Bu durum da kentlerin mafyalaşmasına ortam hazırlıyor. 

Hele hazine topraklarının satışa çıkarılması, yabancı uyruklulara toprak satışına izin verilmesi, sınırsız özelleştirme çabaları, kent yaşamını olumsuz yönde etkileyen diğer gelişmeler olarak dikkat çekiyor. Bu çerçevede siyaset adamlarının tıpkı bir tacir gibi, para, arsa, emlak, villa, otel, motel, şirket ortaklığı, vergi oyunları gibi işlere giderek daha çok merak sarmaları, devlet ormanlarına giderek daha çok el atmaları (Kaz dağları gibi), olağan durumlardan sayılır oluyor. Bu durum normalmiş gibi görülmeye başlanıyor. 
Bahsettiğim gibi kent havasının insanı özgür kıldığı gerçeğini toplum yapısının genel koşulları belirliyor. Aliağa bunu en sıcak şekilde yaşıyor. Boyutları ister yerel, ister ulusal, ister uluslararası olsun “ bir kez kültür kirlendi mi, ondan sonra her şey birbirini izliyor.” Daha açık söylemek istersek kültür kirlendiği için sular kirleniyor, hava kirleniyor, toprak kirleniyor. Böylece kent yaşanmaz hale gelebiliyor. 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün