Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

İzmir İktisat Kongreleri (2)

28 Eylül 2020 Pazartesi 23:57 Güncelleme : 28 Eylül 2020 Pazartesi 23:57

1980’li yıllar dünyamıza ekonomik ve siyasal anlamda önemli değişiklikler getirdi. Eski Sovyetler Birliği de dâhil olmak üzere doğu bloğu ülkelerinde yaşanan olaylar, dünyamızdaki dengeleri büyük ölçüde sarstı ve değiştirdi. Bu değişimler temel olarak siyasal alanda baskıcı ve merkeziyetçi rejimlerin yerine, çoğulcu ve katılımcı rejimlerin tercih edildiğini, demokrasinin daha erdemli bir rejim olduğunu gösterdi.

Ekonomik alanda ise bu ülke ekonomilerinin büyük ölçüde bütünleştiği, teknolojik gelişmelerin inanılmaz boyutlara vardığı ekonomik büyüme, rekabet ve ekolojik denge konularının ön plana çıktığı, yeni bir dönem olmuştur.

Bütün bu gelişmeler özellikle 1980’li yıllarda gerçekleşen yüksek teknolojik buluşlar sonunda ulaşılan iletişim olanaklarının bir sonucudur. Küreselleşme adı da verilen bu süreç, bir yandan toplumların bütünleşmesi ve ortak paydalarının daha bir belirginleşmesi sonucunu yaratırken, bir yandan da siyasi ve ekonomik bloklaşmalara yol açmıştır.

Bugün uluslararası ilişkilere baktığımızda üretim temelinde küreselleşmenin siyasi ve ticari alanlarda bloklaşmalar ile birlikte gittiğini görüyoruz.

İşte bu gelişmeler ışığında, sosyal demokratların savunduğu Türk toplumunun gerek siyasal, gerekse ekonomik alanlarda dünya ile bütünleşmesi gereği daha iyi anlaşılacaktır. Elbette bu bütünleşme bugün uygulamaya soktuğumuz politikalar gibi çok taraflı ilişkilerle geliştirilebilir. Ancak bu konuda gelişmiş ülkelere de düşen görevler vardır. Son yıllarda batı ülkelerinde görülen korumacılık eğilimlerinin bütün gelişmekte olan ülkeler üzerinde olduğu gibi, Türkiye üzerinde de olumsuz etkiler yarattığı gözümüzden kaçmamaktadır. Gelişmiş ülkelerin bu tutumları ekonomik gelişmeyi ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi yavaşlatmaktadır.

Örneğin, Avrupa topluluğu ile ilişkilerimiz bu çerçevede çok anlamlıdır. Türkiye son yıllarda bulunduğu siyasal ve ekonomik düzey bakımından Avrupa topluluğunun bir üyesi olmayı hak etmiştir. Oysa tam üyelik başvurusu üzerinden oldukça uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen beklediğimiz yanıtı henüz alamadık. Anlattığım bu çerçeve içinde ekonomik iş birliği bölgesi girişimi de desteklediğimiz çok önemli bir girişimdir. Böylesi bir bölgenin oluşturulması, Karadeniz’in bir barış ve ticaret gölü haline dönüştürülmesi ülkemizin dünya ile bütünleşmesinde önemli bir adım olacaktır.

Eski Sovyetler Birliği’nden kopmuş ve bağımsızlıklarını elde etmiş Türk Cumhuriyetleri ile gelişmekte olan bağlarımızı da böylesi bir yaklaşımla ele almaktayız.

Dünyanın değişen bu koşullarında Türk insanı nasıl değişmektedir?

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün