Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Bulunmaz Ankara Keçisi Tiftiği

25 Haziran 2019 Salı 08:45 Güncelleme : 25 Haziran 2019 Salı 08:45

Son bir aydır Türkiye’nin en önemli gündem maddesi 23 Haziran'da yapılacak olan belediye başkanlığı seçimi idi. Seçim yapıldı. Haklı olan Millet İttifakı adayı kazandı. Kendilerini tebrik ediyor, başarılar diliyorum. Bununla ilgili gerek yazılı, gerekse görsel basın zaten yeteri kadar yazılar yazacak yorumlar yapacaklardır. Ben geçen haftaki yazımın bitiminde not olarak belirttiğim “tiftik keçilerini ve İngiliz emperyalizmini” yazacağımı söylemiştim.
Biliyorsunuz, İngilizler, kendileri için “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak söylerler. Haklılar da… Çünkü Yeni Zelanda’dan başlayan sömürgeleri kendi ülkelerine kadar uzanınca zaten bir günü geçiyor ve yeni bir gün başlıyor. Hindistan’ı size anlatırken nasıl bir vahşet sergilediklerine de değinmiştim. Bugün de Osmanlı’yı nasıl bitirdiklerini anlatmaya çalışacağım. 
Hatırlar mısınız, 1989 – 1994 yılları arasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Murat Karayalçın, Ankara’nın değişik yerlerine, tiftik keçisi heykelleri koymuştu. Bunların niçin konulduğunu ve değerlerinin ne kadar önemli olduğunu bilmeyen, Melih Gökçek döneminde, bu anlamlı heykellerin tahrip edilerek, yok edildiğine tanık olduk. Oysa Osmanlı sporu kuran o zihniyetin bu keçileri çoğaltması beklenirdi. Ama o sığ görüşlerin bunları bilmesi hem önemsizdi hem imkânsızdı. Tiftik keçisi Ankara ve civarına özgü, tüyleri uzun ve kıymetli, kumaş üretmeye çok uygun bir hayvandı. Elle dokunan tezgâhlarda bu güzel tüyler önce iplik yapılır, sonra da eşsiz güzellikte kumaş olur ve ihraç edilirdi. Adeta devletin en önemli gelir kaynağı idi. Osmanlı bunları satar, batıyı ve batının o acımasız İngiliz’ini giydirirdi. Şimdi İngilizler bizi giydiriyor.
Nasıl mı? Orada buhar makinesi var. Bizde de ham maddesi var. Onlar seri üretime geçmek istiyor. Osmanlı kol gücü ile üretim yapıyor. Onların pazarları yok. Osmanlı’nın pazarları hazır. Emperyalizm boş durur mu? Kendi arazilerinde Ankara tiftik keçilerini, Ankara’dan alıp İngiltere’ye götürmek için, Osmanlı’nın yöneticilerinden ricada bulunurlar. Büyük paralar teklif ederler. Bazı tiftik keçisi sahiplerine çeşitli vaatlerde bulunurlar. Hatta iklim koşulları daha elverişli diye Fransızları bile devreye sokarlar. Yetmedi keçileri kaçırmaya çalışırlar (acaba keçileri kaçırmak deyimi buradan mı geliyor?). Ancak her defasında yakalanırlar. Bir ara yetkililerden birisine rüşvet verip sadece 5 tane keçi götürmek isterler. Rüşveti alan yetkili buna razı olur. Ama 4'ü dişi 1'i erkek olan keçilerin, erkek olanını iğdiş eder. Ve bundan da sonuç alamaz İngiliz misyonerleri. Zaten iklimleri de, İngiltere de bu keçilerin çoğalmasına uygun değildir. O nedenle iklimi bize uygun olan Güney Afrika’ya yönelmişlerdir. Casuslar ve Osmanlı halkının içinden buldukları satılmışlar, aralarında iş birliği yaparak belli bir miktar keçinin Güney Afrika’ya yollanmasını sağlamışlardır. Böylece Osmanlı’nın elindeki en fazla gelir getirici malzemesi/ham maddesi ellerinden uçmuş ve buhar makineleri üreten İngiliz emperyalizminin eline geçmiştir. 
İhraç eden ülke konumundan, ham maddesi kendinde olan ülke olmasına rağmen, ithal eden ülke durumuna sokulmuştur Osmanlı. 
1854 yılında Kırım savaşı sırasında Osmanlı ilk dış borç anlaşmasını Fransa ve İngiltere ile yapmış. Ve hızlı bir yıkım dönemine bu anlaşma ile girmiştir. Adı da Balta Limanı Anlaşması'dır. 
Bize de Osmanlı’dan miras, atasözünü hatırlatmak kalmıştır. 
“Asılırsan İngiliz sicimi ile asıl!” 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün