Yenigün
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

BOP, AB ve biz

28 Ocak 2020 Salı 10:25 Güncelleme : 28 Ocak 2020 Salı 10:25

Bu hafta sizlere batılı anlamda çağdaşlaşma diyebileceğimiz önemli bir kuruluşun tarihçesini hatırlatmak istedim.
Avrupa Konseyi 1949’da kuruldu. Önce 10 üyesi vardı; Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda İngiltere, İsveç, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Norveç. Sonra Türkiye ve Yunanistan için üyelik çağrısı çıkarıldı. Ardından İzlanda örgüte girdi. Almanya, Avusturya katıldı. Kıbrıs 1961’de, İsviçre 1963’de, Malta 1965’te Konsey’e üye oldular. Bir Türk’e Avrupa dediğiniz zaman aklına gelen ilk ülke İsviçre’dir. Peki nasıl oluyor da İsviçre 1963’e kadar örgütün dışında kalabiliyor.
Türkiye 1949’da Avrupa konseyine girmiştir. Ülkemizde demokratik haklar 1949’da bugünkünden daha mı ilerideydi? Fikir özgürlüğü var mıydı? Sendikal haklar ne durumdaydı? O yıllarda grev diye ortaya atılan emekçinin canına okunurdu. Sosyalizm sözcüğünü dile getirmek bile suçtu. Bırakın sosyalizmi, sosyal devlet kavramının benimsenmesi için 27 Mayıs devrimine kadar beklenecekti. 1961 anayasasıyla demokratik hak ve özgürlükler gündeme gelecekti.
1950’ler Türkiye'sindeki anti demokratik koşullara ilişkin eleştiriye geçmiş yılların Avrupa Konseyi’nde pek rastlanmaz. Oysa üyelerden birisi şöyle diyebilirdi: Türkiye’de Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir durum vardır. Türkiye’de fikir özgürlüğü yoktur. Sendikal haklar yasaktır. Batılı anlamda fikir özgürlüğüne dayanan çok partili demokratik bir rejim geçerli olmadığı için bu ülke örgütten çıkarılmalıdır.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Ağustos 1949’da yaptığı toplantıda Türkiye ve Yunanistan’ın konseye üye olmaları için çağrı çıkarmıştır. Buna karşılık İsviçre Avrupa Konseyi’ne alınmamıştır. Niçin? Çünkü İsviçre’de kadınlara oy hakkı yoktu. Kadınlarına oy hakkı tanımayan bir devlet Avrupa’nın tam göbeğinde bulunsa bile Avrupa Konseyi’ne giremezdi. İsviçre’nin Avrupalı olduğu kuşku götürür mü? Avrupalı olmak başka, Avrupa Konseyi’ne üye olmak başkadır. Bu örgüt ancak üyelik koşullarını taşıyan devletlerden oluşabilir. İsviçre daha sonraki yıllarda Avrupa Konseyi üyeliği için gereken koşulları benimseyecek, seçimlerde kadınlara oy hakkı tanıyacak ve Türkiye’den 14 yıl sonra örgüte girebilecektir.
1949’dan bu yana geçen sürede Avrupa Topluluğu’ndaki değişim, siyasal dengelere de yansımıştır.  Avrupa Konseyi,  eski Avrupa Konseyi değildir. AB eski Ortak Pazar değildir. Avrupa’da demokratikleşme süreci yoğunlaştıkça, uluslararası örgütlerde sosyal demokratlar, sosyalistler daha çok ağırlık kazanmışlardır. Bu değişimi görmek gerekir. En son İngiltere hükümetinin almış olduğu Brexit kararı bütün dengelerin yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir.
Atatürk devrimleriyle Türkiye’de kadınlara oy hakkı tanınmasaydı, 1949’da Avrupa Konseyi bizi üyeliğe çağıramazdı. 1982 yılında dünyanın, Avrupa’nın, Türkiye’nin koşulları öylesine değişmiştir ki, yeniden değerlendirme adeta zorunlu hale gelmiştir.
Biz istersek Avrupa Konsey’inden çıkarız, kimse bizi zorla tutmuyor. Ama dünyanın nereye gittiğini ve nasıl bir değişime uğradığını bilerek, gözlemleyerek kararlarımızı gözden geçirmek zorundayız. Aksi halde taa ABD’deki ikiz kulelerin yıkılmasından itibaren Türkiye’yi BOP’un adeta eş başkanlığına getirmek için ve bizi Araplaştırmak için çırpınan uluslararası sermayenin oyuncağı yaparlar. Zaten bunun ipuçları da özellikle eğitim alanında baş gösterme aşamasındadır.
 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün