Yenigün
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Aziz Nesin

7 Temmuz 2020 Salı 01:46 Güncelleme : 7 Temmuz 2020 Salı 01:46

Geçtiğimiz gün, yani 5 Temmuz onun ölüm yıl dönümüydü. Türk mizah ustası olarak bizim gurur duyacağımız hatta dünyanın gurur duyacağı bir yazardı. Başkanlık dönemimde birkaç kez Aliağa’ya da gelmişti. Onunla ilgili anıları zaman zaman gazetemiz Yenigün’de ve facebook  sayfalarında paylaşmıştım. Bu kez paylaşmadığım ve belki de çoğunuzun ilk defa duyacağı şeyleri paylaşalım. Mesela; Aziz Nesin Marko Paşa dergisini çıkarırken, bir sayısında İngiliz Kraliçesi Elizabet, İran Şahı Rıza Pehlevi ve Mısır Kralı Faruk’un aleyhinde yazdığı yazılar nedeniyle hakkında ‘krallar davası’ ismiyle dava açılmış ve 6 ay hapse mahkum edilmiştir. Politzer isimli yazarın felsefe derslerini Fransızcadan Türkçeye çevirdiği gerekçesiyle 16 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Oysa Aziz Nesin Fransızca bilmiyordu.

1955 yılında 6-7 Eylül davası olarak bilinen Atatürk’ün Selanik’deki evine bomba atıldığı söylemi ile o günkü iktidar, kışkırttığı ajanlarla, başta Rumlar olmak üzere azınlıklara, onların dükkanlarına saldırtıp İstanbul’u adeta yağmalatmışlar ve bu suretle Yunanistan’a kaçmalarını iktidarları uğruna (Demokrat Parti) sağlamışlardır. Arkasından bu işi komünistler yaptı diyerek Aziz Nesin ile beraber birçok aydını hapse atmışlar, işkenceden geçirmişlerdir.

Aziz Nesin, Bursa Cezaevinden çıktıktan sonra orada kalmayı denemiş ama başına gelen olaylardan sonra yine soluğu İstanbul’da almıştır. O olayların bir tanesini şöyle anlatır: "Açtım, param yoktu çeşitli şekillerde para bulmayı denedim. Karnımı doyurmak benim için günü kurtarmak demekti. Bir kahvehaneye gittim. İki kişi tavla oynuyordu onların yanına oturdum. Oyun bittikten sonra ben de yemeğine oynar mısınız diye ortaya bir söz söyledim. Bir tanesi tabi oynayalım dedi. Oynarken kafam hep yemekteydi. Ya kaybedersem ne yaparım diye düşünüyordum. O zamanlar her cumartesi okullar kapanırken şehirlerde ya bando ile ya da varsa hoparlör ile İstiklal Marşı okunurdu. 3-0 mağluptum. Arada çay kahve de içmiştik. Aklıma boyumun kısalığından istifade ederek marş söylenirken tuvalete doğru sıvışmak geldi. Ancak bazı görenler 'hop hop hemşerim İstiklal Marşı okunuyor duymuyor musun?' deyip arkamdan bağırıyorlardı. İkazlara rağmen yanından geçtiklerime çok sıkıştım diyordum hızla tuvalete doğru gidiyordum. Tuvalette kendimi hiç olmadığı kadar özgür hissettim. Marş bitti tuvaletin kapısı kahvehaneye giriş kapısının yanındaydı. Aradan korka korka dış kapıya doğru biraz da oyun oynadığım kişiyi gözetleyerek çıktım. Oturtuğumuz yerin aksi istikametine doğru koşmaya başladım. Bir iki sokak sonra aynı saatte ikinci özgürlüğü tattım, açlığımı bile unuttum. Çünkü adam iri yarı birisiydi koşup yakalasa ne olacağını tahmin etmek zor değil."

O zamanki güvenlik güçlerinin en önemli işi  komünist yakalamaktı. Bir gün İstanbul’da yine böyle adresleri belli olanları yakalamışlar ve çoğu kişinin bildiği Sansaryan Han’a götürmüşler. Hanın kapıları demirdendir. Aziz Nesin iki güvenlik elemanının arasında Sansaryan Han’a götürülmüştür. Hanın kapısı içerden kapanınca dışarıdaki elemanlardan bir tanesi derin bir oh çekip rahatladığını hissettirmiştir. Diğer arkadaşı "Ne oldu niye derin bir oh çektin?" diye sormuş, arkadaşı da o gün işe başlamışmış. "Nasıl oh çekmeyeyim kardeşim ben bugün işe başlamasaydım bir grup arkadaşımla kötü bir program yapmıştık. Belki de yakalanıp bu getirdiğimiz komünistle ben de bu Sansaryan Han’a tıkılacaktım" demiş.

Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün