Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Kulak çekenler

20 Kasım 2020 Cuma 08:13 Güncelleme : 20 Kasım 2020 Cuma 08:13

 

İlköğretim hayatıma seksenli yıllarda başladım. Bu yıllarda okula gittiğim her gün, Atatürk fotoğrafına bakarak her okula girişte bağıra bağıra ant içerdim.

“Türküm, Doğruyum, Çalışkanım…” diye başlayan dizeler beni inanılmaz duygulandırırdı. Hele Atamın gözlerine bakınca…

 

Sınıfa tek sıra halinde girer, ne yapıyor olursak olalım öğretmenimiz geldiği anda sıralarımızın başında, ayakta karşılardık

Sonraları ne oldu bilemiyorum. Üniversitede kimse kalkmadı sınıfa öğretmenler girdiğinde. Ben ise kendimi tutamaz, ayağa kalkıp selamlardım yine. Ama arkadaşlarım dalga geçmesinler diye de ayağa kalkacak bir bahane bulurdum kendimce.

Abartmıyorum lise sona kadar okul dışında yolda öğretmen gördüğümde, hazır ola geçer başımla konuşmadan selamlardım öğretmenimi.

Çekinirdim hep, asla rahat konuşamazdım, yanlış bir şey söyleyeceğim kaygısıyla. Öğretmen çocukları daha rahat olurdu diğer öğretmenlere karşı. Yok, torpilli olduklarından değil, anne ya da babasının arkadaşları da öğretmendi çünkü. Sık görüştüklerinden dolayı sanıyorum. Ceza ise onlar da alırdı, ayırt edilmeden.

Bizim nesil çok alemdi. Hem korkar hem yapacağımız yaramazlığı, aykırılığı yapardık. Ama asla saygısız olmadık.

O zamanlarda ben de yaramazdım ne kadar öğretmenlerden korksam da. Ama ilkokulda yediğim tokatları ve kulak çekmeleri unutamam. O yılların çocuklara yapılan en kötü uygulamasıydı “eti senin kemiği benim” cilik. Korkumuz bu anlayıştan geliyor belki. Bütün sınıfın önünde kulağımıza yapışmaları yaptıkları en kötü şeydi öğretmenlerin. Ama ne bilsinler psikoloji falan onlar da öyle yetişmişti zamanında.

 

“Öğretmenim canım benim, seni ben pek çok severim” Hayır! Hepsini değil, bazılarını çok sevdim, bazılarını umursamadım, bazılarını ise çok kızdım.

 

Hatırladıklarım ya çok sevdiğim öğretmenler ya da çok kızdığım. Umursamadıklarımı hatırlamıyorum.

Duygusal bağ kurulan öğretmenlerimi unutmadım. Söylediklerini, öğütlerini…Kızdıklarımın bile. Sevgi ya da nefret bile olsa arada bir bağ kuruluyor demek ki…

Dayağın cennetten çıkma olduğu o devirde, ele avuca sığmayan evde annemden, okulda öğretmenimden dayakla büyümüş bir kız çocuğu olarak, hiçbir hasar almadan bu yaşlara geldiğimi düşünüyorum. Tabii ki yanlış, ama başka şeklini bilmiyordu bizi eğitmeye çalışanlar…

Şimdiki eğitim beyaz yakalı kurdeleli değil. Yanlış anlamayın çok disiplin yanlısı biri değilim ama okula giydiğimiz o siyah, mavi önlükler başka bir ahenk verirdi eğitime. Sonra adil bir eşitlik sağlardı çocuklara. Herkesin aynı giyinmesi…Önlüklerin markası ve etiketi yoktu çünkü…

 

Saygılı bir nesildik. Bu “saygı” korkudan mı sevgiden mi bilinmezdi o zamanlar. Ama mezun olduktan sonra bile yolda durup selam verince, sevgiden olduğunu anladık.

 

Her şey değişti zamanla. Okullar, öğretmenler, eğitim anlayışı… Hangisi doğru hangisi yanlış bilemiyorum. Her nesil farklı…

Şimdi buradan tüm öğretmenlerime sevgilerimi ve saygılarımı yolluyorum; Okan Yüksel, Selami Şimşek, Oğuz Tümbaş, Mustafa Gökçek, Bünyamin Kütük, Hidayet Karakuş…

Okul yıllarımdaki öğretmenlerimin isimleri aklıma gelmiyor ama kalbimde resimleri duruyor. Hepsini şükranla anıyorum…

Gelecek nesillerdeki öğretmenleri de… Öyle ya;

“Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini, bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.” Mustafa Kemal Atatürk

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün