Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
Yenigün
PAYLAŞ

"Merhaba yeni dünya" diyen kuşaklar

22 Eylül 2018 Cumartesi 09:47 Güncelleme : 22 Eylül 2018 Cumartesi 09:47

Yeni güne merhaba!

Köşe yazarı olmanın, sessiz bir büyüsü vardır derler. Dünyadan geçerken, karşılaştığın her ruhu, yüz yüze olmasan da tanırsın. Tanırmış gibi hissedersin. Bilirsin o ne yaşar… Ve o bilmişlik, hayata bir artıyla başlamanı sağlar.

Size ilk yazımda nasıl merhaba desem diye düşünüp duruyordum. Daha evvel yazılmış bir yazıyla mı, bir İzmir yazısıyla mı, bir dizi, film ya da belki okuduğunuz bir kitap eleştirisiyle mi sizle buluşsa satırlarım diye düşünürken, çocukluğumdan beri keyifle takip ettiğim, pek çoğunuzun tanıdığına emin olduğum bir yazar aydınlattı yolumu. Zaten hayat böyledir, bir insan aynadır başka bir insana. Her zaman. Hiç şaşmaz kuralıdır bu yaşamın.

Değerli yazar İpek Ongun, son kitabı “Anlat Anneanne”de, yaşamını anlatırken şöyle diyor: “Çocuk anlamaz derler ama pek çok şey söylenmese de çocuk bilir. Hisseder. Evdeki mutsuzluğu da, mutluluğu da hisseder. Antenlerin vardır sanki. Kendi kendine gelişmiş antenler. Ve ilginçtir, ironiktir hatta ama sana hayatta bir artı kazandırır. Gelişmiş gözlem gücüdür bu. Kişilere ve olaylara dair derin bir anlayış, bir sezinleme kazandırır. İnsanları daha çabuk okursun. Nerede susup nerede konuşman gerektiğini öğrenmişsindir. Hem de hiç kimse sana bunu özel olarak öğretmediği halde. Ve dahası… Bu bir yazar olarak yazı hayatında ivme kazandırır. Çünkü insanlara bakarken onları “görürsün”. Konuştuklarında gerçek anlamda dinler ve onları “duyarsın”. Anlatmak istediklerini “anlarsın”.”

İnsanları ve yaşadıklarını daha iyi anlayan biri olmak… Belki de bugünün dünyasında en çok ihtiyacımız olan, en çok eksik olan şey bu. Tam olarak bu. Çünkü hepimiz, aynı dünyanın kanatları altında yaşama savaşı veren kanatsız suretleriz. Yürüyen, koşan, koşarken ayağı takılan ve zaman zaman bizi kaldıracak bir el uzanmasına ihtiyaç duyan, o eli bulamazsak kırılıp küsen küçük çocuklar gibiyiz yaşamın içinde. İlerlemeye çalışıyoruz.

Size kim olduğunuzu sorduklarında, “Anneyim”, “Öğretmenim”, “Akademisyenim”, “Gazeteciyim”, “Yazarım”, “Bankacıyım”, “Ev kadınıyım”, “Sanatçıyım”, “Mühendisim” ya da “Emekliyim” diyorsunuz. Bizi tüm bu kimliklerin ötesinde birbirimize bağlayan bir şey var ama. “İnsan olmak”. Çünkü hepimiz, gerçekten ismimizin altında saklı kalbi ortaya koymak için sayfalarca okuyor, her dizide bir parça kendimizi buluyor, her şarkıda geçmişi ya da geleceği yaşıyoruz. Arıyoruz… Umudu, acıyı, aşkı ve hatta yaşamı arıyoruz. Benliği arıyoruz hiç olabilmeye çalışırken.

İşsizlik korkusu, kaybetme acısı, yalnızlık travmalarında kaybolmamak uğruna yaşamı hangi ucundan yakalayabileceğimizi bulmaya çalışıyoruz. Buluyoruz da…

Ben sizle bazen bir kitabı, bazen bir filmi, bazen bir diziyi, bazen yaşamın can yakan taraflarını tartışırken, kendimi ortaya koyacağım. Sizde bir parçam olduğunu, her okuyucunun bir satırımda kendini bulacağını bilerek... Sizi hiç tanımadan, tanıyarak, hissederek…

Çünkü bildiğim ve hepinize hatırlatmak istediğim bir şeye inanarak yaşıyorum. İçinden geçtiğimiz dünyayı düzeltecek olan yalnızca biziz.

Y kuşağı, yani 1980-2000 yılları arasında doğanlar bugün benim yaşımda olan nesil… En küçüğümüz 18, en büyüğümüz 38 yaşında. Yani bu demek oluyor ki, üniversiteye adım atan gençlerle, kendi ekonomik özgürlüğünü çoktan sağlamış, iş hayatında istihdam sağlayanlar arasında bir döngüyü hayata aktarıyor bu nesil. Hayat böyle zaten. Döngülerle evrilmiş bir plan. Bizi, Z kuşağı takip ediyor. 2000 sonrası doğanlar. Başlı başına başka değerlerle, ruhsal kodlarla dünyaya gözlerini açan, hepimizden daha önde giden bir nesil onlar. Y kuşağının misyonu yıkmak, Z kuşağının misyonu yeniden inşaa etmek. Düzeni, sistemi, daha güzel bir dünyayı inşaa etmek.

Dünyadaki 7 milyar nüfusun 1,8 milyarını Y kuşağı oluşturuyor. Bu nesil, 2025 yılı itibariyle dünya çalışan nüfusunun %75’ini oluşturacak ve bugün itibariyle bir önceki nesilden daha fazla harcama gücüne sahip. Ülkemizin neredeyse %35’ini oluşturan, 27 milyon civarında bir genç nüfus.

Y’ler olarak biz çok zorlanıyoruz. Niye mi?

Çünkü bir önceki kuşağın kurduğu sistem çok katı. Y kuşağının dünyaya gözlerini açtığı bilgiler ne kadar şeffaf ve dürüstlük, yardımseverlik, anlayış, paylaşım merkezli ise, bugün dünyanın üzerine kurulu olduğu sistem bir o kadar katı, yürürken tosladığımız ve anlamakta zorlandığımız duvarlarla çevrili. Anlamadığımız ve tanımadığımız bir şeyi yıkamayız. Kimse yıkamaz. Ve dolayısıyla, umut bağladığınız o pırıl pırıl, bugün henüz 0-18 yaş aralığında hayatla tanışan Z kuşağı yeni ve daha güzel bir sistemi kuramaz.

Yolda yürürken gördüğüm üç insandan birinin yüzü asık, öğrencilerimden üçünden birinin gelecekle ilgili korkuları var ve sohbet ettiğim her büyük “Çocuklarımızın yarını için endişeliyiz” diyor.

Geleceği inşaa etmek diyip duruyor büyükler… İnşaa edilebilecek bir gelecek ilk önce anlayıştan geçer derdi annem. Z kuşağının çocukları, “bilerek” doğdular. Ne yapacaklarını, ne yapmaları gerektiğini bilerek geldiler bu dünyaya. Misyonları var ve her biri o misyonun ne olduğunu aslında biliyor. Y kuşağı olarak bizlerin görevi onlara o yolu açmak. Önderlik edebilmek… İşlerini kolaylaştırabilmek ki, hepinizin hayal ettiği o “daha iyi bir dünyayı” kurabilelim. Kurabilelim ki, nefes alsın dünya. Ve bunun için yardımınıza ihtiyacımız var. Her birinizin… Değişime, dönüşüme ihtiyacımız var.

Satır aralarında kendinizi bulduğunuz her bir an için, paylaştığımız tüm kaygılar için, birlikte inşaa edeceğimiz o gelecek için bir merhaba size… Her bir yazıda, yeniden başka bir şeyi keşfetmek, birlikte dönüşmek ve dönüştürmek dileğiyle…

“Anlamak” diyor ya İpek Ongun. İşte bugün en çok ihtiyacı olan şey dünyanın… Olanı, biteni, kalanı, gideni ve tüm kavgaların nedenini, gereksizliğini anlamak… İnsanı geri çeken tüm erdemsiz hallerden nasıl uzak durabileceğimizi, insanın içindeki gerçek gücü anlamak… Birlikte yapılabilecekleri anlamak. Engelleri ve çözüm yollarını anlamak. Yol açmak… Yol vermek…“Merhaba Yeni Dünya” diyen kuşaklar olabilmemiz o kadar zor değil, yeter ki biraz anlayış olsun dünyada...

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün