Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Libya ve Türkiye

3 Temmuz 2019 Çarşamba 07:10 Güncelleme : 3 Temmuz 2019 Çarşamba 07:10

Libya’da neler oluyor?
Uluslararası bir konuyu ele alırken şüphesiz emperyalizmin ikinci dünya savaşından sonraki “soğuk savaş” stratejileri ve 1989 da Sovyetlerin dağılışından sonraki süreci birlikte değerlendirmeden analiz edemeyiz. Ki bir çok köşe yazarı ve tarihçi de benzer yöntemi izliyor.
Ancak ‘her şeyi emperyalizme bağlamak’ ne kadar yeterli? O ülkelerin kendi iç dinamiklerinin ulusların kaderlerinde etkisi yok mu? İç etmenler mi belirleyici, dış etmenler mi belirleyici?
Türkiye’de de her hangi bir konu gündeme gelince işin içinden sıyrılıp, büyük tahlil yapmak için hemen “emperyalizmin oyunu” deyip işin içinden çıkılıyor. Emperyalizmin oyunu ise “bu oyuna düşme!” Bu kadar basit. Hem oyuna düşüyorsun, hem de oyuna geldik diyorsun.
Türkiye’de de geçmişte yaşanan büyük olaylarda, şüphesiz başta Amerika olmak üzere Emperyalizmin ve sosyal emperyalizmin payı büyüktü. İç gelişmeler olmasa bu dış paylar etkisiz olabilirdi. O zaman iç etmenleri doğru tahlil edip dış etmenlerin etkisini sıfıra düşürmenin yollarına bakılmalı.
                            *   *   *
Bu ön girişten sonra bir iki konu ile görüşümü açmaya çalışayım.
Emperyalizm Güneydoğu Avrupa’ya, Yugoslavya’yı parçalayarak girmeyi planladı. Sonra parçaları da ayrıca parçaladı. Bosna Hersek’te Srebrenista’da bir insanlık dramı yaşandı ve Müslüman Boşnaklara soykırım uygulandı. Biz o zaman orada görevli olan Nato’yu suçladık. Neden Nato ve üyesi Türkiye müdahale etmedi? diye söylendik. Nato uçakları katliamı önleyebilirdi, dendi ve bu tespit şimdi uluslar arası kabul gördü.
Tarihsel sıçrama ile bu kez Nato neden müdahale etti? diye sorulan bir konuya geleyim. Libya’da Kaddafi devrilmeden önce Trablus’tan askeri birlikleri harekete geçmiş ve Bingazi’yi kuşatmıştı. Neredeyse Bingazi’ye girecek ve ayaklanıyorlar diye Bingazilileri geri dönüşü olmayan ve ayrım gözetmeden Bosna Hersek katliamı benzeri bir dram yaşanacaktı. Nato bu kez Bosna Hersek’teki basiretsizliğini göstermedi ve Fransa üzerinden Bingazi’yi kuşatan birliklere savaş uçakları ile müdahale etti ve katliamı önledi.
Düz mantıkla hareket edersek, Nato emperyalizmin silahlı gücü ise emperyalizme karşı olanlar, Nato Libya’dan çekil! Dediler. Türkiye’de hükümet ve muhalefet ilk kez aynı noktada görüş birliği yaptı ve Nato’nun Libya’da ne işi var? Dediler.
Oysa Libya’daki gelişmeler sıcağı sıcağına takip edilseydi, Libya’nın tarihteki analizi doğru yapılsaydı, Libya’nın iç sesine kulak verilseydi, her şeyi emperyalizmle açıklamanın yetersiz kaldığı anlaşılacaktı.
Kuzey Afrika ülkelerinde başlayan ve Tunus’tan Libya, Cezayir, Fas vs. uzanan çiçek devrimlerinde bu ülke halklarının hiç mi istemlerinin yeri yoktu? Bu ülke halkları da gelişen ve değişen dünyada yerlerini almak istiyorlar, demokrasi ve insan hakları istiyorlardı ve artık Çağ Atığı olarak kalmış tek adam yönetimlerine, krallıklara son vermek istiyorlardı. İç ve dış etmenler birleşince bunlardan hangisi daha etkinse o yönde ilerleniyordu. Türkiye’nin Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlattığı Kurtuluş Savaşı gibi Tam Bağımsız politika izlemeyi başarsalar bugünkü karmaşa yaşanmazdı.
                                *   *   *
Bugün hala Kuzey Afrika ülkelerini, Ortadoğu ülkelerini kargaşadan kurtulmasına müsaade etmeyen ekonomik etken enerji kaynakları ve petrol ve silah ticareti ise, sosyal-siyasal etkenleri ise bağımsızlık, demokrasi, laiklik, çağdaşlık, modernlik karşıtı bağnazlık, gericilik, dinler savaşı ve masum dini inanışların savaşta kullanılmasıdır.
                               *   *   *
Yazımın başlığı Libya ve Türkiye idi. Libya ve Türkiye’nin tarihsel bağları var ve Libya’da hem Türk nüfusu çok ve hem de Türkiye’nin tarihsel çıkarları çok. Türkiye’nin bugün Libya’da iç savaşta alacağı bir yanlış tutum önümüzdeki on yılları kaybettirir. Nasıl ki Cezayir’de yıllar önce yanlış yapılmış ve bu yanlış rahmetli Turgut Özal’ın Cezayir halkından özür dilemesi ile telafi edilmeye çalışılmışsa bizim de yıllar sonra özür dileyecek hamlelerden kaçınmamız gerek. Sözcü gazetesinde Yılmaz Özdil’in Libya yazısını bir de bu bakış açısı ile okuma ve değerlendirmeye çalıştım. Libya’nın dörtte üçüne hakim ve yakında bütününe hakim olması beklenen Hafter güçleri ile Trablusgarp’taki yönetim arasında fiziki taraf tutmanın ve yarın Hafter güçlerinin Libya’daki Türklerin de desteğini alarak hakim olması karşısında Türkiye’nin çıkarlarını korumada düşülecek sıkıntıyı bugünden hesaplamak gerekir. Hafter’a Amerika’nın adamı diyerek işin içinden çıkılamaz. Savaşa ve iç savaşa karşı barışçıl çabalardır bize yakışan. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği yarın Libya’da hızlı görüş değiştirirlerse biz o zaman ne yapacağız?
Türkiye hem Libya’daki Türklerin çıkarlarını hem de Türkiye’nin çıkarlarını düşünmeli asıl olarak da ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına saygı çerçevesinde demokrasi ve insan haklarından yana tavır almalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün