Yenigün
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Korona günlerinde babamdan mektup var

1 Nisan 2020 Çarşamba 00:32 Güncelleme : 1 Nisan 2020 Çarşamba 00:32

Babam 82 yaşında. Korona günlerinden önce “Seni özledim en kısa zamanda yanına geleceğim” dedim telefonda ama korona bırakmadı, yanına gidemedim. O şimdi Bursa’da kardeşimin güvenli ellerinde.

Babam 1938 doğumlu. Atatürk’ün vefat ettiği yıl doğduğundan son şiir kitabına” Sen gidince” adını verdi.

Korona günlerinde 65 yaş ve üstündekilere sokağa çıkma yasağı getirilince önce üzüldü. Alınan karar onları korumak içindi. Ama medyada ve sosyal medyada 65 yaş ve üstündekileri hakir gören, onları gözden çıkaran, yok sayan, gençlerin dünyasında yer bırakmayan yazı ve paylaşımlar çıkınca hayli üzüldü.

Babam, bilge bir insan. Gençlere ve orta yaştakilere ve kendilerini gözden çıkaranlara ve tabii ki de koranavirüsünün insan uzantılarına bir hikâye ile cevap verdi. Bana gönderdiği mektubu aynen yayımlıyorum. Umarım bu hikâye ile yaş almış insanlarımızın bizim, çocukların ve gençlerin yaşam teminatı olduğunu anlarız.

                     *   *   *

“Bir dönemin padişahı, kralı, hükümdarı, kendini yarı tanrı yarı kral sananı, şahı, çarı, diktatörü, emiri, imparatoru artık her nesi ise estiği estik, kestiği kestik birisi, bir sabah yatağından “Vezir, vezir. Dün gece bir rüya gördüm” diye uyanır. “Rüyamda tahtımın geleceğini tehlikede gördüm. Yüzyıllardır oluşturduğum bu sistemin bir anda yerle yeksan oluşunu gördüm.”

Vezir, “Aman padişahım, ağzınızdan yel alsın. Hiç öyle şey olur mu? Siz ki yerlerin ve göklerin padişahısınız, yedi diyara hükmedersiniz, kimin haddine sizin hükümdarlığınıza son vermek?”

Padişah sakallarını sıvazlayarak vezirin teskin edici sözlerini dinler ama rüyasının sonucu gözünün önünden gitmez. Yüzyıllardır süregelen bir sistemin kağıttan kule gibi yere yığıldığı gözünün önüne gelir. Ürperir, terler ve bu sistemine son verecek akıllar hep o yaşlı insanlarda, onları yok edersem gençlerin hafızası da yok olmuş olur, en iyisi 65 yaş üstündekilerin kellesini almak” diye düşünür.

“Vezir, vezir! Derhal fermanımı duyur ki, kim ki 65 yaş ve üstündedir, derhal kellesi vurula. Bundan böyle hükümranlığımda kimse geçmişini bilmeyecek, kimsenin hafızası kalmayacak, kimsenin geleceğe ilişkin tahmini, öngörüsü ve planı olmayacak!”

Tabii hikaye bu ya o yıllarda 40 yaş üstünün kellesi vurula diye ferman çıkmış, biz şimdi bunu 65 yaşa uyarlıyoruz.

Sistemde kayıtlı ne kadar yaşlı varsa tek tek bulunup kellesi vuruluyor. Ancak babasına kıyamayan bir genç oğul, bir baba yiğit ölümü göze alarak babasını götürüp ıssız bir dağda mağaraya koyar ve gizli bir tünel kazar, evi ile mağara arası yolu yer altından mağaraya ulaşır.

Bundan sonra rutin olarak her gün babasının yiyeceğini ve ihtiyaçlarını karşılar.

Yıllar geçer padişahın veziri ölür. Padişah bir emir yayarak vezir alınacağını emreder ancak sınav yapacak bu sınavda soracağı soru şu (sabah güneşin doğuşunu ilk kim bilirse) vezir o kişi olacak.

Aklı evveller sevinir, erken kalkan güneşin doğuşunu izlemeye başlar ancak gün doğuşunu herkes aynı anında görür bir türlü sorunun doğru cevabını Padişaha götüren çıkmaz .

Mağarada saklı bulunan baba, yemek getiren oğluna sorar; “Oğlum dışarda ne var ne yok, nasıl yaşıyorsunuz?”

Oğul der ki “Baba Padişah'a bir vezir lazım, amma bir soru var, o soruyu bilen vezir olacak.”

“Nedir o soru?” diye soran babaya oğlu anlatır: “Güneşin doğuşunu ilk gören vezir olacak.”

 “Sabah güneşin doğuşunu gözlüyoruz ve hep birden görüyoruz bir türlü ilk gören çıkmıyor”

Tecrübeli, deneyimli, bilge, güngörmüş, yaşamış, yaş almış, saçını ağartmış, elleri nasırlı, alnı çizgili baba cevabı vermiş.

Oğul derhal padişaha koşmuş. Padişahım güneşin doğuşunu ilk ben size göstereceğim, demiş.

Herkes güneşe bakarken oğul padişaha “Güneşin doğduğu yöne değil, güneşin aktığı yöne, güneşin dağa vurduğu yöne yüzümüzü dönelim”, “Güneşin ışığı gözümüzü kamaştırmasın, ışığı yönümüzü aydınlatsın!” “HERKESİN BAKTIĞI YÖNE BAKMAYALIM, BELKİ GERÇEK, BELİKİ HAKİKAT BAŞKA YÖNDEDİR.”

Herkes güneşin doğduğu yöne bakarken tam karşı tepede zirveye güneşin ilk ışınları vurunca “İşte padişahım güneş doğuyor! diye haykırmış sevinçten genç oğlan.

Padişah herkesten önce güneşi görmenin ve soruyu bilmenin şaşkınlığını atlattıktan sonra gence demiş ki; “Bu soruyu bilse bilse 65 yaş üstü insanlar bilir. Oysa ben onların hepsini yok ettim. Demek ki bir kişi hala yaşıyor. Bana onu söyle yoksa kelleni vururum.”

Oğlan bunun üzerine mağarada sakladığı babasını çıkarır. Padişah, hatasını anlar ve benden sonra ülkenin böyle bilge kişilerce idare edilmesi lazım diye babayı vezir yapar.

                                  *   *   *

Günümüz padişahları, şahları, kralları, kraliçeleri bu dersi alırlar mı bilmiyorum. Babam Şerafettin Keskin her masalda olduğu gibi sözünü şöyle bitirdi: Gökten üç elma düştü, biri bana, biri sana ve biri de bizi dinleyene, okuyana!

 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün