Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
Yenigün
PAYLAŞ

İstanbul 37'inci Film festivalinden bir söyleşi

11 Nisan 2018 Çarşamba 10:28 Güncelleme : 11 Nisan 2018 Çarşamba 10:28

İstanbul 37’inci Film festivalinden bir söyleşi

Beyoğlu’ndan yazıyorum.

Yenikapı’dan bindiğim metrodan Şişhane’den çıktım. Eski -tarihi-belediye binasının önünde göğü gördüm.

Şişhane'ye yağmur yağıyordu. Ahmet Ümit’in Beyoğlu’sunda şimdi İstanbul Film Festivali heyecanı vardı. Hey gidi Beyoğlu, hey. Rahmetli Savaş abi-Ay-ile altını üstüne getirdiğimiz, trafik mırafik dinlemediğimiz, gece hayatının dibinin dibini yaşadığımız Beyoğlu!

Yenilenen İstanbul Baro binasına girdiğimde yağmur da dinmişti. Baro terasında esen rüzgar beni yine aşağıya, Beyoğlu’nun hafta sonu kalabalığına attı.

Galatasaray Lisesi'nin karşısında Yapı Kredi Kültür Merkezi binasının merdivenlerinden çıkıp dördüncü kat salonuna girdiğimde sinema söyleşisi yeni başlamıştı. Atilla Dorsay onur ödüllü sinema emekçilerini yanına oturtmuş anlattırıyordu. Sağ yanında öykü ve senaryoları ile Türk sinemasına hizmet etmiş Osman Şahin oturuyordu. Sol yanında Arif Keskiner ve Aram Gülyüz vardı.

Bu yıl, yani 37’inci İstanbul Film festivali onur ödülü öykücü Osman Şahin’e verildi. Kibar Feyzo, Adak, Fırat’ın Cinleri, Derman, Tomruk, Kurbağalar, Kızgın Toprak diyeyim de gerisini siz anlayın.

Ödül plaketini Hülya Koçyiğit’in vermesi düşünülmüş ama Türk sinemasının Fatma Girik, Türkan Şoray ve Filiz Akın’la birlikte 4 sultanından biri olan Hülya Koçyiğit’in güncel siyasete, daha doğrusu iktidara yakınlaşması nedeniyle festivale politika girmesin diye vazgeçilmiş. Atilla Dorsay, Osman Şahin’e “Onur ödülü plaketini Hülya Koçyiğit’ten almak ister miydin?” diye sordu.

Osman Şahin polemiğe girmeden genel ifadelerle ve nezaketle cevap verdi. Sanatçıların güncel politikaya fazla girmemesi gerektiğini söyledi üstü kapalı. Kurbağalar ve Derman filmlerinde olağanüstü güzel oynayan Hülya Koçyiğit’in hastalığını atlatması hayranlarını sevindiriyor ama, Ankara’ya biatı diye yorumlanan siyasi tavırları yadırganıyordu sinema dünyasında, hala kaldıysa Yeşilçam’da.

*   *   *

Yine onur ödüllü Yönetmen, yapımcı Aram Gülyüz sinemamızdaki Türk kökenli olmayıp hepimizin çok sevip bağrına bastığı sanatçıları anlattı. Kimler yoktu ki?!

Toto Karaca’nın Ermeni kökenli, Kenan Pars’ın ermeni kökenli olduğunu biliyorduk ama, Adile Naşit’in Ermeni kökenli olduğunu bilmiyorduk. Hatta son zamanlarda Ayhan Işık hakkında da böyle yazan sinema tarihçileri var denildi.

İzmir Karataş’ta Ayhan Işık’ın doğduğu ev diye bilinen bir tarihi ev var. Doğru mu değil mi, araştırmak lazım.

Kökü ne olursa olsun biz hepsini çok sevdik, öyle değil mi sevgili sinama sevenler. Hulusi Kentmen’in, Sami Hazinses’in Ermeni kökenli olduğunu o zamanlar öğrenseydik, sevgimiz, ilgimiz azalır mıydı? Yoksa bir çok tartışmayı hatta o zamanlarda, 70’li yıllarda aşmış mı olurduk. Türkan Şoray’ın Roman kökenli olması niye gizlensin ki? Sanatçı sanatçıdır. Milli kökeni ne olursa olsun sanatçıdır. Keşke o sinema sanatçıları kökenlerini gizlemek zorunda kalmasalardı.

*   *   *

Bu yıl onur ödülü alan Perihan Savaş’ın mazereti nedeniyle katılamadığı söyleşide Beyoğlu’nda ünlü Çiçek Pasajı’nın kurucu öncüsü Arif Keskiner Umut filmini nasıl Fransa’ya, Cannes Film Festivaline gizlice götürdüğünü anlattı. Filmin kaçırılması da adeta bir film öyküsü gibi.

Aydemir Akbaş ve Arzu Okay’la çevirdiği filmlerin çevriliş hikayelerini anlatan Arif Keskiner şimdi her hafta Pazartesi günü Çiçek Pasajı'nda sanatçı arkadaşları ile toplandıklarını, Çiçek Pasajı ile mülkiyet ilişkisinin olmadığını açıkladı.

*   *   *

Söyleşi sonunda kafamda merak ettiğim bir soruyu özel olarak sordum sevgili Atilla Dorsay’a. Bir yazısında acaba ben mi yanlış anlamıştım, Amerika’ya ve Amerikan sinemasına anti-emperyalizm dışı bir yaklaşım gösteriyordu. Atilla Dorsay açıkça şöyle dedi: “Yok, yanlış anlamamışsın. Ben Amerikan kültürü ile büyüdüm. Amerikayı her durumda, her şekilde, düz olarak emperyalist olarak tanımlamıyorum. Dümdüz bir Amerikan karşıtı değilim. 11 Eylül saldırısına maruz kaldıktan sonrasını, Afganistan’a girişini, genelden başka değerlendiriyorum” dedi. Maalesef ben Amerikan halkını ayrı tutarak, -halklar birbirine düşman değildir, -anlayışım gereği, Amerikan yönetim tarzını emperyalist olarak görüyordum, hem de dümdüz!

*   *   *

Türk sinemasının tarihi kişilikleri ile resim çekildik ve ben Beyoğlu’nun kalabalığına karışmadan önce bir de “Şehirlere alışamadı” adlı Sebahattin Ali sergisini gezdim. Beyoğlu anlatmakla bitmez ki. En iyisi bir dahaki yazımda Sabahattin Ali’yi, onun Cumhurbaşkanına hakaretten yargılanıp hapis cezası aldığı iddianameyi yayınlayayım…Yıl 1932.Mefkufludur, notu düşülmüş iddianame hangi şiirinden dolayıdır Sabahattin Ali’nin…(Arkası var) (Hey gidi tefrika günleri hey!)

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün