Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Bayram hikayeleri bayram masalları...

15 Ağustos 2019 Perşembe 08:10 Güncelleme : 15 Ağustos 2019 Perşembe 08:10

"Nerede o eski bayramlar" dediğinizi duyar gibiyim.

Biz çocukluğumuzda köyde nenelerimizin, dedelerimizin eteğin dibinden ayrılmaz, onlardan geceler boyu ocak başlarında otun çıtırtıları ve alev yalımları arasında masal dinlerdik. İşte size bir kaç masal.

* * *

Ülkenin birinde padişah uzak diyarlardaki küçük bir ülkenin padişahına mektup yazıyor. Diyor ki; "Sizin ülkenizdeki yağız atlar kişnediği vakit bizim burdaki kısraklar kulun tutuyor. (gebe kalıyor)  Bunu önlemediğin takdirde ülkene savaş ilan ediyorum."

Küçük ülkenin padişahı mektubu alınca kara kara düşünüyor ve bir türlü cevap veremiyor. Mecburen ülkesini harbe hazırlamaya çalışıyor. Bir taraftan da gece gündüz uyku tutmuyor, düşünüyor. Günler geçtikçe yüzü sararıp soluyor. Bunun farkına varan baş veziri "Padişahım hayırdır ne diye böyle derin düşüncelere daldınız" diye sorunca; padişah büyük ülkenin padişahının mektubunu veriyor, al oku diyor. Vezir mektubu okuyunca padişaha; bunun kolayı var, ben cevabını veririm,diyor.

Padişah merak ediyor, nasıl cevap vereceksin diyor. Vezir, "bana bir eşekle bir kızılcık sopası verin ben o ülkeye gideyim tebdili kıyafet" diyor. "Yalnız kızılcık sopasının ucu topuzlu olsun."

Ve o uzak diyarlardaki okyanus ötesindeki büyük ülkeye gidiyor, rastladığı köpeğe topuzlu kızılcık değneğini sallıyor, değneği yiyen köpek telef oluyor.

Taaa padişahın sarayın yakınlarına kadar böyle köpekleri telef ede ede geliyor. Padişahın haberi oluyor ve tebdili kıyafet halindeki veziri yakalatıp huzura getirtiyor. "Bre gafil ben ki kıtalar padişahıyım sen ne haddine benim ülkemin köpeklerini telef ediyorsun. Vezir cevap veriyor; "Padişahım sizin köpekler uyuyor, bizim ülkemizde koyunları kurt kapıyor."

Padişah bu ne biçim cevap diye haykırıyor, ne alakası var bizim ülke nere sizin ülke nere? Diye kızıyor.

Bunun üzerine vezir; Yaa padişahım, bizim ülkemizde yağız atlar kişneyince taaa uzaklarda sizin ülkenizde kısraklar nasıl kulun tutuyorsa (gebe kalıyorsa) öyle alakası var.

Büyük ülkenin padişahı bu cevap üzerine her şeyi anlıyor. Etme bulma dünyasında savaştan vazgeçiyor.

* * *

Bir masal, hikaye daha...

İmamın biri bir köyden bir köye gidiyormuş, eski devirlerde. Bir ormanlıktan geçerken ter kana batmış, korku içinde yürüyor. Arkadan dört nala bir atlı geliyor, hocaya yetişiyor. Eşkiya mı nedir. Ama selam veriyor. Birlikte yürümeye başlıyorlar. Adam at üstünde şöyle diyor:

"Hocam birden şeytan aklıma girdi." Hoca korkuyla, hayırdır ne oldu diyor. Adam, "şeytan bana diyor ki, hocayı burda soy, kıyafetlerini çukura göm, yolda bırak."

Hoca adamın eşkiya olduğunu anlıyor, "Aman ha sakın şeytana uyma!" diyor.

Yola devam ediyorlar, adam yine "hocam yine şeytan aklıma girdi", dur oğul hayırdır, şeytan ne diyor. "Hocam şeytan diyor ki, attan in hocayı ata bindir zavallı adam yoruldu" diyor.

Hoca bunun üzerine eşkiya kılıklı atlı adama dönüp, "Arada bir şeytana uy evladım!" diyor.

* * *

Şimdi bayramlarda biz köyün çocukları dedelerimizin, nenelerimzin dizi dibinde masal anlattırır dinlerdik dedim ya, şimdi siz benden masal, hikaye vs. istiyorsunuz ama emin misiniz? Bakın son bir tane daha anlatıyorum. Bir taze gazeteci, muhabir hikayesi hem de.

Genç bir muhabir bir bayram dağ başındaki bir köye gidip, köyün en yaşlısından "Nerde o eski güzel bayramlar" hikayeleri dinleyip röportaj yapmak istemiş.

Köye varıp, tripotu yerleştirmiş, kamerayı kurmuş yaşlı muhtarla röportaja başlamış. "Bize tatlı, hoş güzel bir bayram anınızı anlatır mısınız?"

Yaşlı muhtar başlamış anlatmaya. "Bir bayram arefesi köyden evlenme yaşında bir kız kayboldu. Biz köyün delikanlıları hep beraber onu aramaya çıktık. Aha şu karşı ki tepenin kuytusunda bir mağarada kızı bulduk ama biz de genciz, birden kız gözümüze çok güzel göründü!"

Genç muhabir bakıyor röportajın devamı tehlikede, bu bölümü yayınlayamıyacak, geçelim bunu başka güzel, tatlı bir anınızı anlatın, diyor.

Muhtar diğer anıya geçiyor. "Yine böyle bir bayram arefesi köyden birinin eşeği kaybolmuştu. Biz köyün gençleri aramaya çıktık, teee şu tepenin kuytusunda eşeği bulduk ama eşek birden hepimizin gözüne çok güzel görünmeye başladı."

Muhabir tam burada hemen müdahale edip röportajın devamı tehlikeli noktalara gidiyor diye konuyu değiştiriyor.

"Tamam, tamam şimdi bize kötü bir anınızı anlatın" diyor.

Muhtar kötü anım olmaz olur mu, anlatayım bak. Yine bir gün daha genciz, köyde bu kez ben kayboldum ve köyün bütün gençleri beni aramaya çıkmışlar. Beni tepenin kuytusunda buldular.

Muhabir- Tamam amca tamam, anı manı istemiyorum!

* * *

Siz siz olun her yerde ve herkesten eski anıları, hikayeleri anlatmasını istemeyin. Bakın benden istediniz, hepsi hayal ürünü dediysem de illa birine, bir yerlere benzettiniz. Hikayelerin ne Amerikayla, ne Rusyayla, ne Suriyeyle bir alakası yok.

Hadi, hepinizin Kurban Bayramı mübarek olsun, kalın sağlıcakla.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün