Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

9 Eylül’ün tarihsel önemi

9 Eylül 2020 Çarşamba 00:16 Güncelleme : 9 Eylül 2020 Çarşamba 00:16

Tarih neye yarar? Tarihi nereden başlatmak gerek? Tarihi bilmezsek ne olur?

Yazımı yazmaya koyulduğumda hepinizin cevabını bildiği bu ve benzeri sorular kafamda uçuşuyordu.

26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz'la başlayan 30 Ağustos’ta zafere ulaşan ve devamında Türk ordularının 9 Eylül’de İzmir’e girişi ile işgalcilerin kaçışı bir kez daha bağımsızlığına tutkun bir ulusun en zor şartlarda neler yapabileceğini gösteriyordu.

15 Mayıs 1919’da Yunan Orduları İzmir’e çıktı. Eğer o gün gazeteci Hasan Tahsin işgale karşı ilk kurşunu atmasaydı ve İzmir’de bulunan Türk askerleri ve halk işgale karşı direnç göstermeseydi 9 Eylül 1922’ye uzanan süreç yaşanmayabilirdi.

Biz işgalin başlangıcını 15 Mayıs olarak biliyoruz. Oysa 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması bu işgali hazırladı. Açık işgaller dönemlerini sadece savaşlarla değil o dönemin ekonomik tahlilleriyle de açıklamamız gerekir. 1900’lerin başında dünya kapitalist sistemi emperyalist aşamaya geçti. Emperyalizm de kendi ülkesi kaynakları ile yetinmeyen burjuvazinin başka ülkelerin kaynaklarına göz dikmesi sonucu savaş ve işgallerle çözümü buldu. 1914'te başlayıp 1918'de biten Birinci Dünya Savaşı dünya haritasını değiştirdi. İtilaf devletlerinin başındaki İngiltere savaştan galip çıkınca bazen kendi ordularıyla bazen de kurdurduğu küçük devletlerin ordularıyla işgal planlarını uyguladı.

İzmir’in Yunan orduları tarafından işgalinden evvel emperyalistler Londra’da toplandılar. Amerika da bunlara katıldı. Konu Anadolu’nun işgaliydi. Yunanlılara para ve silah vererek onları zaten hülyalarında yer alan Helenizm vs. duygularla şişirip Anadolu’ya asker çıkarmaya ikna ettiler. Biz görünüşte Yunan askerleri işgalini yaşarken aslında arkalarındaki emperyalizm işgalini yaşadık, biz görünüşte Yunan askerlerine direnirken aslında emperyalizme direndik.

10 Ağustos 1920'de Osmanlı’yı parçalayan Sevr Anlaşması yapıldı. Çanakkale’de savaşarak boğazlardan geçemeyenler masa başında anlaşmalarla İstanbul’u işgal ettiler.

Eğer işgal edilen her şehir Antep gibi, Maraş gibi, Hatay gibi ve İzmir gibi direnseydi, İstanbul İzmir gibi direnseydi, Anadolu Kurtuluş Savaşı başka olurdu, emperyalizm unutamayacağı bir yenilgi alırdı.

Kuşkusuz İstanbul’da da sivil halk ve devletin ve ordunun milli kesimleri direndi. Ama aynı direnç koskoca imparatorluğu temsilen merkezde gelmedi. 

Savaşlar neticede kan ve gözyaşı demektir. 9 Eylül 1922 tarihli New York Times Gazetesi savaşın başında 200 bin olan Yunan askerinin savaşta yarıdan çoğunu kaybettiğini, ancak 50 bin kadarının kaçabildiğini yazdı. Tarihçiler Yunanlıların Küçük Asya bozgununu Armageddon Savaşı boyutlarında olduğunu yazdılar.

Savaş ancak bir millet için çok zaruri olmadıkça yapılmaz. Nitekim zaferden iki yıl sonra savaş alanına “meçhul asker anıtı” dikildi. Yunanlılar Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdiler. 

Mustafa Kemal Atatürk, Başkomutan Meydan Muharebesi’ni cephede bizzat yönettiği Zafertepe’de 30 Ağustos 1924 tarihinde Büyük Zafer'in önemini şöyle belitti: "Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk Devleti'nin, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve Cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır..."

                                       *   *   *

Tarihten öğreneceğimiz çok şey var. Tarihi ve yakın tarihi ve Cumhuriyet tarihini daha ayrıntılı, daha gerçekçi, daha bugünlere ışık tutacak şekilde öğrenmeliyiz.

Bir kez daha emperyalist işgale karşı verdiği mücadele ile dünya mazlum milletlerine ilham olmuş Anadolu direnişini selamlıyor, 9 Eylül İzmir’in kurtuluşunu kutluyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün