Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

1 Mayıs: Güneşi ne zaman göreceğiz?

1 Mayıs 2018 Salı 09:39 Güncelleme : 1 Mayıs 2018 Salı 09:39

1 Mayıs: Güneşi ne zaman göreceğiz?

Türkiye ve dünyanın bugün içinde bulunduğu sosyo-ekonomik ve politik yapısı ile 1 Mayıs’ın emek, mücadele ve dayanışma bayramı olması arasındaki çelişki beni düşündürüyor. Yıllar önce ”Güneşi görmek istiyoruz!” sloganıyla direnen işçiler, hayatları pahasına 1 Mayıs’ın uluslararası emek günü olmasını sağladılar. Gün doğmadan başlayan ve gün battıktan sonra devam eden çalışma hayatları bugün o işçilerin vermiş olduğu mücadeleyle büyük kazanımlar elde etti.

Ben eskiden Türkiye’de 1 Mayıs kutlamalarında, direnişlerinde, “Bir gün 1 mayıs resmi bayram olursa her şey düzelir.” diye hayal ederdim. Eskiden 1 Mayıs Türkiye’de Bahar Bayramı olarak kabul ediliyor ve öyle kutlanıyordu. Resmi olarak adı Bahar Bayramı’ydı. Ama herkes bunun Emek Bayramı olduğunu çok iyi biliyordu. Uzun yıllar 1 Mayıs’ın resmi olarak Emek Bayramı kabul edilmesi için mücadele edildi ve 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM'de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü tatil olarak kabul edildi. Nihayet yıllardır uğruna mücadele edilen İşçi Bayramı resmileşmişti. Mücadele amacına ulaşmıştı. Ama ilginç bir şey oldu. Bu gelişme işçi ve emekçilerce aynı coşkuyla karşılanmadı, yankı bulmadı. İnsan bir ömürde ne ister? Uğruna mücadele ettiği bir şeyin gerçekleşmesi, onu mutlu etmesi gerekmez mi? 1 Mayıs için 1977’de Taksim meydanını dolduran işçiler katliama uğradılar. O günleri yaşayanlar, şimdi Taksim Kazancı yokuşunda ölen kardeşleri için saygı duruşu yapıp, karanfil bırakırken “Siz boşuna ölmediniz işçi kardeşim, bak artık senin uğruna mücadele ettiğin 1 Mayıs, kanunen Emek ve Dayanışma Günü ilan edildi” diyerek mücadelenin gelmiş olduğu noktayı tespit etmesi gerekmez mi?
* * * 

Bu soru kafamı kurcalarken 1 Mayısların sadece Türkiye’de değil, dünyada da eski coşkuyla kutlanmadığını da düşündüm. Bunun nedeni ne olabilirdi? Dünyada teknolojinin, bilimin ve kapitalizmin gelmiş olduğu aşama itibariyle işçi ve emekçilerin kazanımlarının belirli bir doygunluğa ulaşması olabilir miydi? Emek ve sermaye çelişkisi kalkmadığına göre, devam ettiğine göre, sömürü bitmediğine göre, emperyalist savaşlar bitmediğine göre, emek ve dayanışmanın görevleri de bitmeyeceğine göre bu bayrama katılım ve coşku eksikliği neden, nedendi?
Bu sorunun cevabını bir basın emekçisi olarak sadece ben değil, işçi sendikaları da şapkalarını önüne koyup düşünüp cevabını bulmak zorundalar. İşçi sendika başkanlarının milletvekilliğini kariyer olarak görüp, politikaya atılma hevesleri o sendikanın mücadele ruhuna zarar vermektedir. Yılların mücadele birikimini heba etmektedir. Yüzlerce katlı rezidanslar, otoyollar, köprüler, tüneller yapılması ne kadar kalkındığımızın göstergesi olarak sunulurken iş kazalarında ve işçi ölümlerinde dünya birincisi olmamızın çelişkisi neden vurgulanmıyor! Bence, işçi sendikalarının bugün birinci görevleri kısır ücret artışları için mücadele etmek değil, şehit kabul etmeleri gereken işçi kardeşlerinin iş güvenliği ile iş cinayetlerine son verilmesi için mücadele etmeleri gerekir. 
* * *

Sorular sorup cevapları arayınca, emek ve dayanışma bayramının neden eski coşkunluğuyla kutlanmadığını yavaş yavaş tespit edebiliyoruz. Kapitalizm bize refah vaadediyor. Refaha giden yol da daha çok paradan geçiyor ve sendikalar kapitalizmin bu tuzağıyla refahtan pay almak amacıyla Taksim 1977’de ölen emekçi kardeşlerinin amaçlarından uzaklaşıyorlar. Taksim 1977’de ölen işçiler üç kuruş daha fazla kazanmak için değil, bir toplumun, Türkiye’nin ve dünyanın bir bütün olarak eşit, özgür, mutlu yaşaması için mücadele ediyorlardı. Bu hedeften uzaklaşan her adım kapitalizmin girdabında bizi boğuyor. 
* * * 

Bu emekçi bayramında emek mücadelesinde ölen insanlara saygı adına, siyasete atılmak isteyen sendikacıların derhal bundan vazgeçmelerini öneriyorum. DİSK’in önceki başkanlarından Rıdvan BUDAK, Süleyman ÇELEBİ, ve TÜRK-İŞ’in genel başkanı Bayram MERAL siyasete atılıp milletvekili olunca emek mücadelesine ne katkıları oldu? Şimdi de DİSK Genel Başkanı Kani BEKO milletvekili olmak istiyormuş. Sendikal mücadeleyi basamak gibi görülen ve algılanan milletvekilliğine endekslemenin yanlış olduğunu kim anlatacak bunlara?

* * * 

Emek ve Dayanışma kapitalizmin sunduğu bütün bireyci istikballerden arındırılarak verilir. Soma’da ölen 301 maden işçisinin davası hala sürerken binlerce iş kazasında yaralanan ve ölen işçinin geride bıraktıkları ailelerinin ve çocuklarının acıları devam ederken, kimse bana işçi bayramından bahsetmesin. 

* * * 

Benim geçmişteki “1 Mayıs eğer resmi bayram olursa emek mücadelesi demek ki öyle bir noktaya gelecek ki, her şey çok güzel olacak.” diye beklentim meğer 1 Mayıs’ın kağıt üstünde resmi gün kabul edilmesinin hiçbir anlamı olmadığı sonucuyla bütün hayallerim yıkıldı. Şimdi gerçeklere dönme zamanı. Üreten, yöneten olana kadar boş hayallerle avunmak yerine 1886’da Amerika’da başlayan “Güneşi göreceğiz!” türküsü dilden dile söylenmeye devam edecek!

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün