Yenigün
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Vergi adı altında ocağımıza incir ağacı diktiler

27 Kasım 2019 Çarşamba 09:33 Güncelleme : 27 Kasım 2019 Çarşamba 09:33

Fransa’nın son kralı olan 16. Louis zamanın da Fransa Halkı son derece zor günler geçiriyordu.Tarım arazisi olan Fransa da halkın yüzde sekseni geçimini toprak dan temin ediyordu.
Üzüm bağlarını bin bir güçlükle yetiştiren köylü hasat zamanı gelince üzümleri kralın sarayına veriyor, kendisine sadece bir salkım üzüm kalıyordu.
Üstüne üstlük “Senin üzüm bağların var” deyip vergi de salıyordu üzerlerine. Ha babam de babam vergi yüklemeye başlamıştı yorgun halkın ve fakir köylünün üzerine. Tuz vergisi, şarap üretimi vergisi vb... Vergileme yetkisi direkt kralın tekelindeydi.
Katolik kilisesinin sadık oğlu olduğu için din adamlarından hiçbir zaman vergi almadı. Halkını sömürerek saltanat süren 16. Louis bugünün parasıyla 10 milyon lira harcayıp şaşalı bir saray yaptırmıştı.Elmas takılara düşkünlüğü şuursuzca para harcamasıyla tanınan kraliçe, "Paris
de bir sarayımız yok oraya da saray yaptırmalıyız" deyince 6 milyoncuk kadar da Paris sarayı için
harcanmıştı.
Açlıktan kırılan halk isyan çıkarmaya başladı..
Öyle ki kralın komutanına gidip "açız ekmek istiyoruz" dediklerinde komutanın cevabı “Tarlalar da otlar çoktan çıktı gidin yiyin” oldu.
Fransa'nın dört bir yanına yayılan isyanlar ve halkın vergi ödeyememesi, kralın sarayını zor duruma düşürdü. 
Yandaşlarından birisi krala akıl verdi:
-Majesteleri, akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder.
Kral, alaylı alaylı gülerek:
- Hakikatten enteresan bir. Bu buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.
Gel zaman git zaman krala öfkeli, aç ve sefil olan halkın ayaklanmaları Fransa’yı devrime sürükledi...
16. Lui günlük tutmayı severdi. 14 Temmuz 1789'da defterine “Bugün de kayda değer bir şey yok”
yazdıktan saatler sonra şehrin tam göbeğin de kellesi giyotinle kesilerek öldürüldü.
 *****
Osmanlı zamanında da vergi yüzünden halkın belinin kırıldığı bir dönem yaşandı.Bu Celal’i İsyanları'nın 110 yıl sürmesine neden oldu. 4.Murat çok küçük yaşta tahta çıktı. Her ne kadar idare onun elinde gibi görünse de bütün yönetimi annesi Kösem Sultan üstenmişti.
Dokuz yıl kadar çocuk padişahın idareye tesiri olmadığ. Halkın sorunlarını görüyor fakat çaresizce büyümeyi bekledi. İyi bir gözlemci olan Murat türlü kılıklarda halkın arasına karışır onları gözlemler, vergilerden şikayetçi olanlara “Ben size haber saldığımda meydanlara çıkın, saraya gelin nabeca (uygunsuz) vergi toplayan tayfanın hakkından birlikte gelelim” diye seslenirdi.

Sadrazamlık koltuğun da olan topal Recep zaten ağır olan vergileri iyice ağırlaştırmış, halkı sefalete sürüklemişti. Bunları gören 4 Murat annesine şikayet etse de, annesinin ambargosuna takılmaktan başka elinden bir şey gelmiyordu. Topal Recep'e sık sık hesap soramaya başlamıştı. Çocuk padişahın annesi bir gün; “Sen bu işlerle kafanı yorma aslanım, hamdolsun sadrazamın ve ağaların (dönemin generalleri) teb’anı (milletini) gül gibi idare ediyorlar.”
Kösem Sultan yönetimin iplerini yeniçeri ağalarına (general) vermiş, onlar da askerlikten başka her şeyi yapıyorlardı. Cami bahçelerin de tütün içip zevk-i sefa yapıyorlardı. Esnaflardan generaller adına haraç toplanıyordu. Ordu şirazesinden çıkmıştı. Halkın da bıçak kemiğine dayanmıştı. Sarayın kapısını zorlayıp padişahın yüzüne karşı zorbacı,haraç toplayan zevk-i Sefa yapan sadrazamın kellesini istediler. “Virmez isen vaziyet başkaca olur” deyip kendisini de öldürebileceklerinin tehditlerini savurup gitmişlerdi.

Dediklerini de yaptılar. Sadrazam Ahmet paşanın kellesini almışlardı.
Sadrazam Topal Recep iyice zıvanadan çıkıp halkı kat be kat bir böcek gibi eziyordu. Padişah kara kara düşünüyordu kolları sıvadı harekete geçti...
İlk iş annesini eski saraya göndermek oldu. Milletin iliğini sömüren topal Receb’i de cellata verdi
“Beri gel bre topal zorba başı!” diye seslenişi kayıtlara geçti.
İkinci koca vergisi 

Biz yaşananlardan dersler çıkartmayıp aynı düzeni devam ettirirsek hep tarihin tekrarını
yaşamaya mahkum kalırız.
Dünya tarihinde öyle komik ve saçma vergiler alınmışki “Hava bedava, su bedava, bedava yaşıyoruz bedava” demiş ya Orhan Veli. Hiç de öyle olmamış Viyanada gölgelenme vergisi alınmış vakti zamanında.
Bıyık vergisi, şapka vergisi, çizme giyme vergisi, baca vergisi, teker izi vergisi, ikinci koca vergisi...

Bizde de tek parti döneminde Yozgat Milletvekili Süleyman Sırrı, bekar erkeklerden vergi alınmasını istemiş.
Buna karşılık ünlü yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar “Evlenmedim evlenmeyi düşünmüyorum bekarlığın ceremesi kaç lira ise çekmeye hazırım” yanıtını vermiş.
Yine vakti zamanın da, şaka gibi ama hava çıkartma “yellenme” vergisi bile alınmış.
Demem o ki ;
Fırın dan yeni çıkmış taze vergilerimize şükretmemiz lazım.
Bir kaç maddecik konaklama vergisi, değerli konut vergisi, dijital hizmet vergisi...
Çağımız dijital çağ ne de olsa, vergi isimleri de ona göre olacak tabiki. Uzaya uydu göndermenin maliyeti ne kadar biliyor musunuz? 
Bizim yerli ve milli uzay üssümüzü kurmak kaça patladı haberiniz var mı?
****
Bir zamanlar bi kamu spotu vardı TV'lerde... Ayşegül Atik oynuyordu. 'Bir alışveriş bir fiş'
Patronu şaşkın sekereterimizi alışverişe gönderir. "Aldığın her şeyden sonra mutlaka fiş al" der. Bizim şaşkın sekreter anlam veremez ama yine de patronun sözünü dinler. Elektrik fişleri ile geri döner. 
Patron, “Kızım ben senden bunları istemedim ki satış fişi istedim” der. Sekreter de, "Ama bunu söylemenize gerek yok ki bu satış fişini almanın bir vatandaşlık görevi olduğunu herkes biliyor. Ben yapınca alışverişi zaten alıyorum satış fişi" der. 
Altında bir yazı girer:
“Harcadığınız her kuruşun fişini alın, vergi iadesinden faydalanın, vergi ülke kalkınmasında değerlensin hizmet olarak size geri dönsün.” İnternette isterseniz izleyebilirsiniz.
Ödediğimiz her vergi yol su elektrik olarak size geri dönecek Yol mu? İzmir'de yolların patates tarlasından farksız olduğunu söylememize gerek var mı? İstanbul'da eski Şişli Belediye Başkanı topuklu ayakkabı ile yürüyen kadınları düşünerek kırmızı halı döşetmişti. Güzel İzmirli kadınlarımızın topuklu ayakkabı ile yürümeye hakları yok mu? Üstelik kırmızı halı da "döşeyin" diye bir dayatmaları da yok.
*****
Halkımızın "vergi alınmasın" diye bir talebi de yok ayrıca. Sembolik bir rakam olarak durumu
olandan alınsın, durumu olmayan muhaf tutulsun. Bu paralar bi havuzda toplansın vatandaşa hizmet olarak geri dönsün. Yetkililer açıklasın: "Eyyy ahali sizden aldığımız falan vergisi ile filan köprüyü yaptık geçişler ücretsizdir. Sizden aldığımız vergiler ile şu fabrikayı kurduk"
Var mı böyle açıklamalar? Nerde...
İzmir toprağı ne verimli zeytini,inciri, üzümü. Devlet Egeli çiftçinin önünü açsa modern tarım araçları ile donatsa, yerli ve milli tohumlar ekip biçtirse, çiftçimizin beli doğrulana kadar vergi talep etmese, hasat zamanı ihraç etsek, kendi halkımıza en ucuzundan taze sebze meyve yedirsek...
Hem ülke kazansa hem halkın karnı doysa. Olmaz mı?
***
Mesela Avrupalılar'a zeytini tanıtsak ki sabah kahvaltılarında yok. Hayal etsenize, Ege’nin zeytinin
tadına vardılar mı ekmek arasına koyup yerler vallahi. Kruvasan, kahve nereye kadar...
Bir an için herşeye tersinden bakalım; Gazeteler manşet geçse:
"Avrupa'ya zeytin yetiştiremiyoruz"
Devlet harıl harıl zeytin ağacı diker. Ama yok, nerde biz de o şans?
Vergi adı altın da ocağımıza incir ağacı dikerler...
Bütçe açığını kapatmak için yeni vergi icat edip vatandaşın üzerine havale eden hükümete sözüm,
Bu vergileri almak da var alamamak da. Alıp da yol,su, elektrik olarak vatandaşa iade edememek de var.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün