Uğur Derin Dondurucu
Gazete Yenigün
Son Dakika
Gazete Yenigün
PAYLAŞ

Sevr Anlaşması’nın 100. yılı

10 Ağustos 2020 Pazartesi 00:03 Güncelleme : 10 Ağustos 2020 Pazartesi 00:03

Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri ve Osmanlı hükümeti arasında 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması'nın üzerinden 100 yıl geçti.

Sevr Anlaşması, “1. Dünya Savaşı sonrası orduları dağıtılmış, başkenti işgal edilmiş, adeta kolu kanadı kırılmış bir devlete, düşmanlarının tasfiye için reva gördüğü bir projedir” diye tanımlarsak yanılmayız aslında.

Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere Trakya'nın büyük bölümü Yunanistan'a, Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre kent merkezleri Suriye'ye bırakılacak, İstanbul ve Çanakkale Boğazı’nda deniz trafiği 10 ülkeden oluşan uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek; Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan'a verilecek, İzmir Yunanistan’a bırakılacaktı.

Egemenliğimizi elimizden alan daha birçok maddeyi saymak mümkün.

Göründüğü gibi anlaşma, Türklerin siyasi hakimiyetine son vermek üzere kurgulanmış bir oyundur.

Birinci Dünya Savaşı’nın genel sonuçlarına bakıldığında çok uluslu imparatorlukların ve savaşı kaybeden monarşilerin yıkıldığı, yerlerine ulusal devletler ile cumhuriyet rejimlerinin kurulduğu görülür.

Osmanlı Devleti de savaşı kaybeden devletlerden biri olarak benzer sonuçla karşı karşıya kalmıştır.

Osmanlı Devleti’nin sonunu hazırlayan Sevr Antlaşması’na karşı, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yürütülen mücadele, hem Osmanlı Devleti’nin yerine yeni bir Türk Devleti'nin kurulmasına hem de Sevr Antlaşması’nın yerine yeni bir barış antlaşmasının imzalanmasına yol açmıştır.

İşte bu nedenle Lozan'ı ve Atatürk'ü anlayabilmek için Sevr'i iyi bilmemiz gerekir.

Şu da var tabi.

Lozan Anlaşması, Sevr ve öncesindeki antlaşmalardan bağımsız düşünüldüğünde, bazı yönlerden eksik ve askeri üstünlük sağladığını düşünen Türk tarafı için tümüyle tatmin edici bulunmayabilir.

Lakin başta Sevr olmak üzere, Osmanlı Devleti’nin son iki yüzyılında imzaladığı antlaşmalarla mukayese edildiğinde ise Lozan Antlaşması’nı büyük bir zafer olarak telakki etmek mümkündür.

Özellikle Sevr Anlaşması Osmanlı tarihinin yıkım fermanı olarak da bilinmeli ve bu antlaşmanın Türk bağımsızlığını tamamen tehlikeye attığı net biçimde anlaşılmalıdır.

Kısacası; Sevr Antlaşması’nın 100. yıl dönümünde diyoruz ki:

Sevr, Padişah Vahdettin'in bizzat görevlendirdiği Reşat Halis, Rıza Tevfik ve Hadi Paşa'larca 10 Ağustos 1920'de imzalanmış bir antlaşmadır.

Sevr, Türk Milleti'nin idam fermanıdır.

Sevr'i hafifletme çabaları asla kabul edilmeyecektir. Bu çabalar trajikomik ve basit bir girişimden öteye geçemeyecektir.

Bakıldığında Sevr'i ‘Antlaşma değil’, ‘Belge’ olarak sunmak Türk kurtuluş tarihini açıkça çarptırmak ve tarihimize ihanettir.

Sevr imzalanmadı savsatasıyla Osmanlı aklanmaya, Mustafa Kemal ATATÜRK ve mücadelesi de küçümsenmeye çalışılmaktadır. Türk milleti bu oyunun farkındadır.

Sevr Antlaşması, bir kefen olarak Türk milletine giydirilmeye çalışılmıştır.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK liderliğinde Türk milleti bu kefeni parçalayıp, tarihin çöplüğüne atmıştır.

Lozan'la Milli Kurtuluş savaşımızı taçlandırdık. Ulusal onurumuzu, geleceğimizi ve vatanımızı güvence altına aldık. Lozan'a laf edenler Sevr'i "antlaşma değil" "belge" olarak sunanlar, unutmasınlar ki ATATÜRK' ün eşsiz liderliğini ve milletimizin kahramanlığını hiç kimse, hiçbir güç, hiçbir koşulda unutturamayacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
YAZARIN TÜM YAZILARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN
Gazete Yenigün