Zurnanın zırt dediği yer!

Yayın Tarihi 26 Haziran 2019

Mitolojik hikayelerin sonu hep yazıldığı, söylendiği, aktarıldığı gibi mi biter?

Mitolojik hikayelerin sonu hep yazıldığı, söylendiği, aktarıldığı gibi mi biter?
Meraklı bir tipim ya, mitolojik hikayeleri de kendini kral tanrı sayanların uydurduğunu düşünürüm. 
Dilden dile, ülkeden ülkeye yayılan bu hikayeler her coğrafyada kendine yepyeni bir görünüm alıyordu. Hikayeler evrenseldi. Rüzgarla estiği yerde her satırına satır ekleniyordu, ben de merak ediyordum sonlarını!
Mesela, örneğin, farz-ı misal, ağustos böceği ile karınca hikayesi. Karıncanın, kendisinden yiyecek istemeye gelen ağustos böceğine söylediği “madem bütün yaz çaldan saz şimdi de oyna biraz” sözü ile mi bitiyordu?
Bu hikaye şöyle de bitebilirdi: Kış gelmişti. Ağustos böceği karıncadan umudu kesince kovuğuna çekilmiş yazın çaldığı neşeli çalgılara karşın bu kez sazı ile ağıt yakıyordu. 
Yiyeceklerle dolu yuvasında ise karınca bir eli yağda bir eli balda keyif çatıyordu ama canı da çok sıkılıyordu. Karnı doymuştu ama ruhu, kalbi, vicdanı, maneviyatı açtı, neşesi yoktu. 
Aklına ağustosböceği geldi. Şimdi burada olsa ve müzik yapsa hep birlikte eğlensek, neşelensek ne güzel olurdu, kış daha kolay geçerdi, diye düşündü. Hemen paltosunu giyinip, yanına da biraz yiyecek alıp ağustosböceğinin kovuğunun yolunu tuttu. Kapıya vardı ve seslendi…
İşte yine bir hikayenin sonuna geldik. Peki bu hikayenin sonu nasıl biter sizce? 
Ağustos böceği kapıyı açıp, Ooooo karınca kardeş buyur gel, mi dedi; içeri girip getirdiği yiyecekleri yiyip saz çalıp müzik yapıp sohbet edip hayatı mı paylaştılar?
Yoksa ağustosböceği kapıyı çaldı çaldı ama içerden ses gelmedi, çünkü karıncanın vermediği yiyeceklerden ötürü ağustosböceği kış ve soğuğun etkisiyle de çoktan donup ölmüştü. 
Sevgili okuyucularım, siz hangi sonu istersiniz bu mitolojik hikayenin ardına. 
***
Bende hikaye bitmez. Diğer hikayemiz de “zurnayı tersinden çaldıran kral” hikayesiydi, hatırlarsınız. Olimpos dağının kralı ölümlü insanlar ile ölümsüzler arasında yarışma yaptırmış ve ölümsüz yarışmacı lir çalmış ölümlü yarışmacı da zurna çalmıştı. Yapılan oylamada zurna çalan ölümlü halktan biri birinci çıkınca ölümsüz kral sonucu kabul etmemişti. Yarışma tekrar edilsin buyurmuştu. Ama bu kez yarışmacılar çalgıları tersinden çalacaklardı!
Lir bildiğiniz gibi tersinden de çalınan telli bir sazdı ama zurna ağzı dar ardı geniş üflemeli bir çalgı idi ve tersinden nasıl çalınacaktı?
Yine aynı soruyu sorayım; sevgili okuyucularım, siz hangi sonu istersiniz bu mitolojik hikayenin ardına.
Hani yukarıda dedim ya, mitolojik hikayeler, dilden dile, ülkeden ülkeye yayılır, dolaşır durur ve biz bazen ve çoğu zaman ve her zaman bunların mitoloji değil de dün, bugün, önceki gün bizzat yaşadığımız şeyler olduğunu farkederiz. 
Kendini ölümsüz sananlarla ölümlüler arasında seçim tekrar yapılır. Sonuç?
Ben “Tarih tekerrür mü ediyor?” diye yazdığımda bir arkadaşım: “Zurnanın zırt dediği yere dikkat et” dediydi.
Zurnanın zırt dediği yer, neresiydi?
Ölümlüler bunu araştırdılar. Çünkü yeniden yapılacak seçimi kazanmanın yolu, zurnanın zırt dediği yeri bulmaktan geçiyordu.
Ve buldular!
Eğer birleşirlerse, ağız birliği yaparlarsa, ayrımcılık yapmazlarsa, sen-ben kavgasına düşmezlerse, ölümsüzler karşısında aslında kendilerinin -ölümlülerin- daha çok olduklarını görürlerse, dayanışma yaparlarsa, ölümsüzlerin tuzaklarına düşmezlerse, birlikte nefes verirlerse, birlikte üflerlerse zurnayı tersinden de çalabileceklerini gördüler.
Zurnanın zırt dediği yer burasıydı, burayı tarih içinde el yordamıyla buldular ve bu mitolojik hikayenin yaşandığı topraklarda henüz hikayelerin sonu yazılmamıştı, dinleyenler, okuyanlar, aktaranlar kendilerinden eklemeler yapmaya yeni sonları yaşamaya ve anlatmaya devam ediyorlardı…