Zavallı İzmir...

Yayın Tarihi 04 Şubat 2021

İzmir’deki yoğun yağış “afet”e dönüşüp sellere yol açınca birçok yerde su baskınları oldu (700 civarında su baskını ihbarı geldi; elbette bunlar sadece yetkililerden umudunu hala kesmeyip yardım isteyenlerin sayısı!), dereler taştı, yollar sular altında kaldı, araçlar mahvoldu, alt geçitler tıkanıp kullanılamaz hale geldi, trafik tamamen durdu, toplu ulaşım felç oldu, insanlar işlerine gidemedi ve hatta evlerinden bile çıkamadı! (esnaf sular altındaki dükkanlarını açamadı, memurlar izinli sayıldı!).

Bunların hepsi bir yana, en önemlisi ve yüreğimizi yakanı, iki vatandaşımız hayatını kaybetti.

 

Şimdi sular çekildi; güneş göründü ve hemen milletçe çok sevdiğimiz bir süreç başlatıldı: “kabahat kimde, suçlu kim?” tartışması.

 

Burada “tek sorumlu” İzmir Büyükşehir Belediyesi iken, “başka suçlu” aramak tam bir algı yönetimi… “Cambaza bak!” yöntemini kulllanarak hemen yağ gibi suyun üstüne çıkıverme gayreti.

Aynen deprem sonrası yazdığım gibi (Depremler ve Başkanlar, https://gazeteyenigun.com.tr/kose-yazisi/depremler-ve-baskanlar ) (Enkaz Başkanları, https://gazeteyenigun.com.tr/kose-yazisi/enkaz-baskanlari ) hayat günlük güneşlikken kara günlere hazırlanmazsan, felaket bir gece kapını çalıverir çünkü.

Bu konuda yapılacak şeyler selden önce yapılır, şimdi yetkililerin çaresizce ağlaştığı gibi selden sonra değil.

 

Hayal kırıklığı o kadar yaygınlaşmış, İzmir Büyükşehir’den sadece İzmirliler değil, bütün Türkiye o kadar umudunu kesmiş ki, televizyonların canlı yayınları, gazetelerin haberleri için sel ile ilgili bütün bilgiler İzmir Büyükşehir yetkililerinden değil çalışkan, sevgili ve saygıdeğer Valimiz Yavuz Selim Köşger’den alındı.

 

Şimdi günler boyunca CHP’li arkadaşlar arayacaklar; “Doğan bey o yağmuru Tunç başkan mı yağdırdı?” “Biraz ağır olmuş eleştiriler” falan filan diyecekler…

Hatta (ah benim o güzel kardeşlerim!) bir bilim adamı edasıyla, “siz de biliyorsunuz ki, 8 saatte bir aylık yağmur yağdı!” falan filan diye ahkam kesecekler…

 

Her şeyin cevabı var elbette...

Doğanın gazabını önceden hesaplayamıyorsan, beceriksiz ve başarısızsın; 8 saatte 1 aylık değil 3 aylık yağmur da yağabilir; hazırlıklı olacaksın; bütün önlemlerin mümkün olduğu en üst düzeyde çoktan alınmış olacak, kulakların meteorolojinin uyarılarında olacak...

 

Bisiklete binip poz veriyorsan, bütün bunları yapmışssın, tüm önlemleri almışsın, her felakete hazırsın, başka yapacağın bir şey kalmamış ki, artık ondan sonra topluma light mesajlar vermeye başlamışssın demektir…

 

Önlem alınmış mı?

“Evet, bütün önlemler alınmış; İzmir her koşulda her afete karşı hazır durumdaymış” diyen tek bir kişi var mı aranızda?

Pardon? Duyamıyorum?

 

Siz daha düşünedurun ben devam edeyim…

Afet önlemleri konusunda, bu kentin en çalışkan belediye başkanlarından Burhan Özfatura ve Yüksel Çakmur’a kadar gitmeyelim, son 1-2 başkana bakalım…

Ahmet Piriştina, “pratik bir çözüm olarak” tepelerden inen sular, deniz kıyılarının düzlüğünde sele yol açmasın diye, sahil şeridinin yer altına yağmur suyu ayrıştırma kanalları yapmıştı… (Aziz Kocaoğlu’nun da Girne’de yaptığı üzerine delikli kalın çelik saclarla kapalı kanallar) Onlar yapılmamış olsaydı neler olurdu acaba?

 

Aziz Kocaoğlu, Yamanlar’dan gelebilecek tehditlere karşı dereleri ıslah ettirmişti… Oralar ıslah edilince de bir daha o evlatlarımızı elimizden koparan o felaketler bir daha yaşanmadı. Aynı Kocaoğlu, Yağmur Suyu ile Kanalizasyon Suyu Ayrıştırma Projesi ile en sorunlu bölüm sahillerden başlayarak başta Çamdibi, Mersinli gibi çukur bölgelerden başlamak üzere ilerleyerek yağmur suyu ile kanalizasyonu ayrıştırmış, hem sel felaketine karşı en büyük önlemlerden birini almış, hem de Çiğli’deki büyük arıtmanın fazla yük altında kalmadan rantabl çalışması için katkı koyarak bir taşla iki kuş vurmuştu (Mavişehir ve Mersinli gibi yerlerde su tahliyesi için kurulan pompaları falan uzun uzun anlatmayayım şimdi)!

 

Peki Tunç Soyer ne yaptı?

Bilen var mı?