Yüksek yargıda köklü değişiklikler…

Yayın Tarihi 06 Temmuz 2016

Türkiye'de son 10 yıldır en büyük tahribatı hiç kuşkusuz adalet ve yargı alanı gördü. Özellikle 2010 yılında yapılan referandumun ardından büyük yara aldı.

Siyasi davaların, hesaplaşmaların arasında sıkıştı.

Bu dönemde özel yetkili mahkemeler, sulh ceza hakimlikleri kuruldu.

Özellikle siyasi davalarda masumiyet karinesi ihlal edildi, tutukluluk tedbir iken cezaya dönüştü. Terör suçluları gizli tanık oldu, delilden sanığa değil, sanıktan delile gitme yöntemine geçildi. CD'ler ve ıslak imzalar imal edildi ve birçok kişi bu sebeple hapishanede yattı. Üretilmiş ve gerçek dışı iddianameler ile birçok insan madur oldu.

Hükümette tüm bunların faturasını cemaate kesti.

Cemaatin yüksek yargıya sızdığı gerekçesiyle Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Danıştay'ın yapısını büyük ölçüde değiştirecek kanun tasarısı hazırladı.

Peki bu düzenlemeyle neler değişmekte?

Ömür boyu Yargıtay ve Danıştay üyeliği dönemi son bulacak. Üyelikler AYM'deki gibi 12 yıl ile sınırlandırılacak ve bir kişi bir kez seçilebilecek. Yargıtay daire sayısı 46’dan 24’e düşürülürken, kalan 22 daire 3 yıl içinde kademeli olarak kapatılacak. Yargıtay’ın 516 olan üye kadrosu 300’e, boşalan her iki üyelik için bir üye seçilmek suretiyle 200’e düşürülecek. Yargıtay üyeleri’nin görev süresi Anayasa Mahkemesi’nde olduğu gibi 12 yıl olacak.

Daha birçok değişiklik var bu düzenlemede…

Tüm bu değişikliklerin ardından Deniz Baykal’ın bu tasarıyla ilgili söylediği “Yargıya yönelik müdahalelerin en kabası" sözüne katılmamak elde değil.

Özellikle kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, Birinci başkanvekili, Cumhuriyet Başsavcıvekili ve daire başkanı olarak görev yapanlar hariç mevcut Yargıtay üyelerinin üyelikleri sona erecek olması hakimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı açısından endişe verici.

Bu haliyle mevcut düzenleme hukukun temel ilkelerine ve anayasaya tamamiyle aykırı. Bu yasa büyük bir ihtimalle Anayasa Mahkemesi’nden dönecek, fakat AYM karar alıncaya kadar ise "sıfırlanan üyeliklere" yeni atamaların yapılacak olması korkutucu.

 

Bu düzenlemeyi getirerek cemaatten talimat alan yüksek yargı üyelerini görevlerinden uzaklaştırmak düşüncesi çok samimi değil. Eğercemaat ile gerçekten mücadele yapılmak isteniyorsa Anayasa'nın 139.maddesindeki 'meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler' maddesine dayanarak da rahatlıkla yapılabilir.

Görünen o ki yapılan bu değişiklikle beraber 'Hukuk bir ihtiyaç varsa askıya alınabilir’ şeklinde karşımıza getirilmekte, bu durumu kabul etmemiz istenmektedir.

Anayasal hak ve güvenceler, demokrasi ve hukukun üstünlüğü bir pastanın üzerindeki mumlardır. İktidarın temel  görevlerinden biri de bu mumları muhafaza etmek ve söndürmemektedir.

Unutulmamalı ki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı tam olarak sağlanmadığı sürece söndürülen her mum gün gelip tekrar yanar ve söndürenlerden hesap sorar.