Yorgun İzmir!

Yayın Tarihi 06 Mayıs 2021

Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.” (Mustafa Kemal Atatürk) 

Bu güne kadar naçizane ben de gördüğümü, düşündüğümü ve bildiğimi samimiyetle yazmaya gayret ettim, ediyorum. Bazen zülfü yâre dokundum, bazen övgüye mazhar oldum. Yapıcı eleştiri yöntemini benimsedim. Eleştiri eleştiridir, yapıcısı yıkıcısı olmaz diyenler oldu. Eleştiri-özeleştiri ikilisini uyguladığınızda, yani iğneyi kendinize batırdığınızda çuvaldızı elinize alma imkanınız oluyor.  

Gazeteci yazmasa duramayan insan demektir. İlla yazacak. ‘Düşünme emeği’nin karşılığını alıp almayacağını düşünmeden yazacak. Bu böyle bir paradoks işte! 

Kenti için düşünecek, ülkesi için düşünecek, dünya için düşünecek, gelmiş geçmiş için düşünecek…Küresel salgını düşünecek… 

İzmir son iki yılda üst üste çok büyük felaketler yaşadı. Orman yangınları, sel, deprem ve koronavirüs salgını üst üste geldi ve İzmir’i yordu! 

İzmir bütün bu olumsuzlukları aşmayı bildi. Ama şimdilik! 

Deprem için hâlâ köklü tedbirler alınamadı, kentsel dönüşüm devam ediyor.  

Şimdi yaz geldi sayılır, önümüzdeki kış için sel olmayacağının garantisi yok. 

Önümüz yaz, yanlış bir başlık ama her gazete şöyle başlık atardı: Yaz geldi, orman yangınları mevsimi başladı. 

Ve covid-19 küresel salgın. Bütün bunlarla mücadele tek bir kişinin, tek bir kurumun işi olamaz. Bütün bu boyumuzu aşan olumsuzluklarla mücadele; herkesin ve her kurumun tam bir sinerji ile, tam bir kenetlenme ile, tam bir kollektivizm ile dört elle, elele vermesiyle, tam bir dayanışmayla üstesinden geleceğine inanması ile başarılabilir. 

Peki bu kollektif dayanışmayı kim ve nasıl sağlayacak? 

Kentler bu gibi durumlarda kendi yerel önderlerini çıkarır. Bu bazen mevcut görevdeki bir kişi olabilir bazen işin doğası gereği doğal biri yaşamını dayanışmaya adamış doğal biri çıkabilir.  

Bu tarihsel dönemde Tunç Soyer hem görevdeki kişi, yani hem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, hem de yaşamını dayanışmaya adamış bir kişi olarak doğal önder vasfıyla öne çıkıyor. 

Orman yangınlarında derhal büyük bir kampanya ile yaraların sarılmasında aktif çalışma yürütüldü. Selde, depremde ve korona salgınında ekonomik, sosyal etkilenen insanlarla büyük dayanışmalar büyük bağlar kuruldu.  

Ve geldiğimiz noktada İzmir yoruldu artık. Yeni bir heyecana, yeni bir ivmeye, yeni bir umuda ihtiyaç var. Bu umudun da kıvılcımını çakacak olan tabii ki bunca deneyimi ile Tunç Soyer olacak. 

Beni bu yazıyı yazmaya götüren geçen gün zoom uygulaması ile yapılan bir toplantı oldu.  

CHP genel başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye’nin dört bir yanından kazandıkları illerin belediye başkanları ile internet üzerinden bir toplantı yaptı. Her belediye başkanı kendi ilindeki koronavirüsle mücadelede alınan tam kapanma kararına ilişkin çalışmaları anlattı. Tunç Soyer kendisine söz verildiğinde yaptığı çalışmaları anlatırken çok ilginç bir şey söyledi: İzmir dayanışma yorgunu! 

Çok doğru ve haklı bir tespit. Üst üste yaşananlardan sonra bunun olması normal. Depremde iki ayağını kaybeden Beyaz adlı kedinin Buca belediyesi engelli kedi evinde tedavisinin yapılmasına kadar ince düşünülmüş bir dayanışma ağı övgüye değer. Yorulmak ayıp değil. İnsana mahsus, bize mahsus. Ama biz bıkmadan, yorulmadan mücadele eden bir tarihten, bağımsızlık, cumhuriyet ve demokrasi tarihinden geliyoruz. Bu öyle bir tarihtir ki; Dayanışmanın yeni heyecanını, yeni yol ve yöntemlerini, dayanışmayı tabana yaymayı, çeşitlendirmeyi, dayanışmayı yaşam biçimi yapmayı, ‘İzmir tek yürek’i her daim solumayı, her sokakta, her mahallede, her semtte, her evde yeniden, yeniden solumayı başaracak bir doğal önderle gerçekleştirmeyi başaracak bir tarihtir bu!