Yola çıkan öyküler (3)

Yayın Tarihi 15 Ocak 2020

SPOR BAKANI VE SİVRİ Spor bakanı B.Efes Otelinde resepsiyon veriyor. Sivri "Ben yazı yazmam"diyor. Yüzme antrenörü Hikmet Özün yüzme bilmiyor ve bir omuz darbesi ile kendini havuzda buluyor.

SPOR BAKANI VE SİVRİ

Spor bakanı B.Efes Otelinde resepsiyon veriyor. Sivri "Ben yazı yazmam"diyor. Yüzme antrenörü Hikmet Özün yüzme bilmiyor ve bir omuz darbesi ile kendini havuzda buluyor.

Gazetecilikte branşın "Spor"ise diğer dallarla da ister istemez ilgilenirsiniz. Zira spor dünyasından çok sayıda siyasetçi gelip geçmiştir. Bu durum da sizi daima genel ortama sokar. Neyse, Adalet Partisinin spor bakanı Ali Şevki Erek, B.Efes otelinin lobisinde resepsiyon verecekti. Tüm basın davetliydi. Kapı girişinde Bakana isimler anons ediliyordu. Önümde yürüyen  Milliyet Gazetesi'nin büro müdürü ve benim de şefim İsmail Sivri vardı. Anons da ismini duyunca Sivri bakana doğru yürürken Şevki Erek "İsmail ağabeyi tanımazmıyım yazılarını devamlı okurum"dedi. Sivri bu söze güldü ardından benim de arkasında yürüdüğümü bildiği halde "Bakanım ben hiç yazı yazmam ki".demez mi. Bakan bozuldu ama mimiklerini bozmadı siyaseyçi kimliği ile durumu ört pas etti. Sivri çok sivri zekalı bir insandı.Gerçekten de hiç yazı yazmazdı.Ama iyi bir okuyucuydu.Onun gazetedeki konumu bir ağabeylik şeklindeydi. Allah rahmet eylesin Nasrettin Hoca kitaplarıyla enazından bu evrenden yazı yazarak ayrıldı !

YÜZME BİLMEZ

Yüzme sporu bir İzmir'de bir dönem tavan yapmıştı. Eski dönemlerde Adana bölgesi yüzme sporunda tüm birincilikleri alırken İzmir'in adı bile söylenmezdi.Ne varki 1971 de Akdeniz Oyunları İzmir'de yapılınca bir çok alışkanlıklar da değişmeye başladı. Enazından yüzme sporu İzmirlilerin eline geçti. 
Yüzme havuzuna bir çok çocuk ve genç girip bilgili antrenörlerin denetiminde ciddi yerlere geldiler. Sabri Sadri Özün kardeşlerin Sebla Tanık transfer listelerinde adlarını söylettiler. Elvin Karagözcük ve bir çok yüzücü bu kentin adını gönderlere yazdırdılar. İşin bu boyutu yaşanırken meslektaşım rahmetli Sadık Narin yanıma gelip "Tayyarcım şu Hikmet Özün hoca var ya , yüzme antrenörü ama adam yüzme bilmiyormuş "demez mi...Önce şaka yapıyor sandım "Hadi git oradan"diyecektim ki, devam etti" Ben şimdi onu havuzun kenarına gelince suya iticeğim. O zaman yüzme bilip silmediği belli olur" Gülermisin bu duruma yoksa beklermisin? Onu izlemeye başladım. Gitti Hikmet Özün'ün yanında yürüyerek omuzu ile hocayı havuza itiverdi. İzleyenler ve sporcular bir anda olayı şaşkınlıkla izlerlerken Hikmet Özün yüzerek sudan çıkınca daha da komik görünüyordu. Hocayı suya iten Sadık Narin" Hocam kusura bakma ayağım takılınca..." derken hoca hızlı adımlarla soyunma odasına koşuyordu.
Yüzme antrenörleri uzun yıllar Akdeniz Oyunlarının kazanımı olan bu havuzda epeyce yüzücü yetiştirdiler ancak kulüpler bu yüzücüleri bünyelerinde barındıramadılar. Olaylar döndü dolaştı ekonomiye bağlandı. Kulüplerde bunu bir noktadan sonra kaldıramadılar. Konu İstanbul bölgesine adeta devredildi. Bu arada Adana bölgesi çok gerilerde kaldı. İstanbul bir çok alanda olduğu gibi bu alanda da liderliğini devam ettiriyor.

ALAÇATILI MEHMET

Temmuz ayının çok sıcak günlerinden biriydi.Gazetede spor olayları yavaşlamış olduğundan sadece futbolcu transfer haberleri izleniyordu. Can sıkıntısı ile kendimi Dönertaş semtindeki Altınordu kulüp binasına attım.Amacım transferde durgunluk yaşayan Altınordu'nun ne durumda olduğunu kendi gözlemlerimle yazacaktım. Neysa eski futbolculardan Muzaffer de kulübün müdürüydü.Merdivenleri birer.birer geçip "İlan tahtası"na kadar geldim. Tahtanın ortasında bir yazı  vardı ve şöyle diyordu; "Mehmet 10 liraya satışta" Bu cümle dikkatimi çekti ve hemen Muzaffer beyin odasına girdim ve bu yazının özelliğini sordum. Yanıt şuydu; 
"Yönetim Alaçatılı Mehmet ile anlaşmak istemiyor onu 10 liraya kim isterse alsın"demek isteniyormuş. Teşekkür ettim ve kulüpten ayrılırken de o ilan tahtasındaki yazıyı koparak yanıma aldım. Haber müthişti. Transfer haberi işte buydu. O zaman kavunun ve karpuzun kilosu Alaçatılı Mehmet'in satışından daha pahalıydı.Ve habere böyle girdim. Kapuz şu fiat, kavun şu fiat hatta üzüm bile daha pahalı diyerek.Ertesi günü Milliyet'te bu haber bomba gibi patladı.Rakip gazeteciler de beni arayan ve tebrik eden de etmeyenlerde oldu. Büyük bir sükse yapmıştı haber. Aradan on gün geçmişti ki Çeşme-Ilıca'ya gitmiştim. Alaçatılı Mehmet haberi hala konuşuluyordu. Neyse bir baktım ki karşımda Mehmet bana dik, dik bakıyor. Ben önce kötü düşündüm ama tam tersi oldu. Yanıma geldi"Abi helal olsun çok iyi haberdi. Ama beni üzen tek şey arkamdan bağırıyorlar ve diyorlar ki gel 10 lira biz verelim" bu durum beni çok üzüyor.. Ama amaç bu olumsuzluğu yaşamak değil tabi. Haberin etkisi ve yayılımı önemli. Biz de gazeteciyiz. Eskiden haber atlatma önemliydi şimdi haber atlama önemli.Yani herşey değişti.

OYUNCU DEĞİL KARPUZ

Yine bir ilkbahar havasında Cezmi Or atletizm yarışmaları Atatürk stadında olacağından herşey bu büyük alanda daha kolaylıkla elde ediliyordu. Akdeniz oyunlarının hemen ardından da organize edilmesi malzeme konusunu da rahatlatıyordu.Bizlerde böylesi bir organizasyonda olmayı ve olayları izlemeyi severdik.Ben o yarışları stadın içinden izlerden sanayi tarafındaki kalenin önünde ve çimlerin  arasında bir karartı görmüştüm. Merak ettim ve biraz daha  sokulup ne olduğuna baktığımda şaşkına döndüm. Neydi dersiniz; Küçük bir karpuz..Yokk canım..Şaka gibi..Ünlü Atlet Mehmet Tümkan'a seslendim "Biraz gelirmisiniz?" o da gelip karpuzu görünce şaşırdı. Karpuzu, Mehmet Tümkan'ın elini verip yemeseni rice ettim ve iki -üç kare de resim çektik. Ardından karpuzun tezeğini yerinden koparak bir başka alanda yok ettik. Ertesi günkü gazete de haber şu başlıkla verilmişti;
" Atatürk statında sporcu değil karpuz yetiştiriyoruz"
Her haberin tesirli alanı olduğu gibi bu haberin de tesiri büyük olmuştu. İl müdürü ilk fırçayı yiyen kişiydi. Ardından Atletizm ajanı geldi ve sırasıyla herkes hakkını almıştı. Ben ise manevi zevkini tatmştım.  
(Devam edecek)