Yenilik ve girişimcilik ilişkisi

Yayın Tarihi 07 Nisan 2021

Yirminci yüzyılın ikinci yarısının en belirgin özelliği giderek çerçevesi genişleyen bir globalleşme hareketi ve bunun getirdiği ezici rekabettir. Bir taraftan teknolojik imkânların olağanüstü gelişmesi, diğer taraftan uluslararası ilişkilerin genişlemesi, mal, hizmet ve paranın sınır ötesi hareketini yoğunlaştırmıştır. Bu hareketlilik doğal olarak tüm şirketleri, yeni bir rekabetin içine sokmuştur. Günümüzde pazarın artık “bütün dünya” olarak kabul edilmesi, teknolojinin hızlı gelişmesi ve rekabetin hızla artması ile işletmelerin de bu hıza ayak uydurması için gelişen ve küreselleşen ortamda, sürekli gelişimi ve değişimi kendilerine yaşam tarzı haline getirmek zorundadırlar. Hızlı büyüyen işletmelerin, girişimcilerinin yenilikçi olmaları, değişime ayak uydurma hızları, yenilikçi fikirlerini faaliyete geçirebilme yetenekleri büyüme aşamalarında etkin rol oynamaktadır. Aynı zamanda girişimcilerin proaktif olmaları ve karşılaştıkları risk ve problemleri optimal şekilde çözmebilme gereklilikleri de girişimcinin yenilikçi olması gerektiğini göstermektedir. Bu da yenilikçiliği, girişimci ve girişimciliğin tanımında kritik bir özellik yapmaktadır. Çünkü yenilikçilik sadece girişimcilerin benimsemesi gereken bir olgu değil, tüm işletmelerin, karşılaştıkları riskleri başarı ile sonuçlandırabilmeleri için, rekabet gücünü arttırabilmeleri ve her alanda gelişim hızına ayak uydurabilmeleri için sahip olmaları gereken bir niteliktir.

Teknoloji ve pazarlar o kadar hızla gelişmekte ve değişmektedir ki artık ürünlerin “son model” olarak adlandırılmaları sadece bir ya da iki ay sürmektedir.Bu yüzden sadece rekabet gücünü arttırmak bile işletmenin varlığını korumasına yetmemektedir. Rekabet ayakta kalmak için bir önkoşulken, rekabet üstü olmak başarılı olmanın temel anahtarlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Rekabet etmek demek başka işletmeler ile yarışa girmek demek; rekabet üstünlüğü ise elde ettiğinden yetinmeyip devamlı daha üstleri hedeflemektir. Piyasada ayakta kalmayı kalıcı hale getirmek ve ezici rekabette ezen taraf olabilmek için rekabet üstü olmak gerekmektedir.

“Klasik bir rekabet anlayışı çerçevesinde firmalar var olan pastadan pay almaktadırlar. Fakat rekabet üstü kavramını çok iyi anlayarak uygulayan bir firma sadece bu pastadan pay almakla kalmamakta, kendi yenilikçi çabalarıyla bu pastanın boyutlarını büyütmektedir.

Bir ülkede işletme sermayesi veya ürün geliştirmeyi destekleyen finansman kaynaklarına erişimde engeller varsa, yöneticilerin performanslarını uluslararası rakiplerinin düzeyine yükseltecek veya yeni teknolojilerde uzmanlaşabilecek yeni işgücü yaratmaya yönelik eğitim kaynakları yetersizse, Ar-Ge'yi desteklemek ve inovasyon üretimini artırmak için yapılan yatırımlar düşükse, o ülkede dinamik ve rekabetçi bir KOBİ altyapısı oluşturmak üzere gelecekten ümitli olmak pek de mümkün değildir.” Çünkü KOBİ’ler her ülke için ekonomik anlamda sağlayacakları katkılar o ülkedeki sayılarına göre farklılık göstermektedir. Türkiye’de bu oran çok yüksektir ve KOBİ’ler son derece önemli bir istihdam kaynağı olma özelliği taşıdıkları göz ardı edilmemelidir.

Türkiye’deki ekonomik aktivitelerin %99.5’inin KOBİ’ler tarafından yerine getirmekte olup, bu yüzden KOBİ’lerin ulusal ekonomi ve uluslararası ağ yapılarıyla daha sağlam bağlarla bütünleştirilebilmesi için, bilgi ve iletişim teknolojilerinin KOBİ’ler arasında daha yüksek bir yayılma oranına kavuşması hedeflenmelidir.

Özellikle KOBİ’lerin yenilikçi hareketin temel taşları ve dinamikleri olduğunu kabul edersek, onların inovasyon konusunda yönlendirilmeli tüm firmaları etkileyecektir.