Yenigün’ün 16 yılı! 

Yayın Tarihi 10 Mart 2021

Gazetem Yenigün’den aradılar, 16’ncı yıl anısına toplu resim çekileceğiz diye. Şehir dışında olduğumdan çok istememe rağmen arkadaşlarımla olamadım. Biz eskiden, eski dediysem yani normal zamanlarda yıldönümlerimizi, gazetenin yaş günlerini pasta keserek, ailelerimizle yemekli toplantılar yaparak hem kutlardık hem de geleceğe yönelik görüşlerimizi paylaşırdık.  

Sonra kimi yıldönümlerimiz terör zamanlarına denk geldi, şehitlerimiz varken biz gülemezdik, yas tutardık, şehitlerimizi bağrımıza basardık ve yıldönümümüzü sessizce geçiştirirdik.  

Bu yıldönümümüz de koronavirüs pandemi dönemine denk geldi. Yenigün’ün 7’inci yılından beri yazdığım gazetemin 11’inci yılındaki yazıma şöyle başlamışım:   

“Geçen yıl “Yenigün’ün 10 yılı” diye yazı yazmıştım. Aynı yazımı bugüne uyarlıyorum. Çünkü bazı şeyler hiç değişmiyor. Değişenler ise belki de bizim değişti zannettiklerimiz. Zaman değişiyor mu? Zaman nedir? Zaman akıyor mu? 

Şimdi bu soruyu soruyorum ama geçen yıl; “Zaman ne çabuk geçiyor. Adeta su gibi akıp gidiyor” demişim.” 

                             *   *   * 

Yenigün’de köşemin adı “Hayatın İzdüşümleri” idi. İlk köşe yazımda şöyle yazmışım: 

“Hayat benim için yolculuktu. Bana arkadaşlar kırlangıç diyorlardı. Bazıları ise karabatak, bir görünüp bir kaybolan. Ama yeniden su üstüne çıktığında hep bir ürünle görünen. Kırlangıç şimdi hayatın izdüşümlerinin peşine düştü. Yazının odalarında dolaşarak hayatı sizinle paylaşacak.” 

Köşe yazarlarının köşe adları kaldırıldı hemen hemen bütün gazetelerde. Neden anlamadım. İsimleri öne çıksın diye mi? Mesela İlhan Selçuk’un köşesi “Pencere” idi. Benim köşemin adı ne olursa olsun, isterse adsız olsun ben hep aynı içtenlikle hayatın izdüşümlerini yazmaya devam ediyorum.  

                                          * * * 

“Çok şükür, bugüne kadar hayatın izdüşümlerini paylaşmaya çalıştım. Bazen doğru bildiğimi dosdoğru yazdım. Bazen, işte burada itiraf ediyorum, tarihe de not düşülmüş olsun, dönem gereği kendime otosansür uyguladım. Beni eleştirenler hemen şimdi eleştirsin, neden otosansür uyguladın diye! 

Her gazetenin bir yayın çizgisi vardır. Yazdığım gazete ve dergilerde buna özen gösterdim. Kendime özgü edebiyat türlerinde yazdığım ürünlerde en zor koşullarda dahi asla otosansür uygulamadım. Ama kitlesel gazete ve dergilerde yazılarımda gerek yayın yönetmeninin ve gazete patronajının öngörüsü ve isteği ile yazılarıma sansür uygulandığı oldu. Sansür ve otosansür sadece bizim ülkemizin gerçeği değil, bütün dünya basın tarihinin gerçeğidir. Gerekli mi gereksiz mi tartışmalarına girmek istemiyorum. Literatüre göre elbette insanın özgürce yazacağı ortamların olması ideal olanı ve biz gazeteciler bu idealin peşinden koşan insanlarız ve öyle olmalıyız. Basın tarihi nerelerden nerelere geldi. Geri dönüş sinyalleri alsak ta, gazete yazılarının basılmadan önce devletin sansür kurulundan geçip ondan sonra basıldığı günlere dönmeyiz herhalde diye düşünüyorum. Yoksa, yoksa döner miyiz diyorsunuz o günlere?” 

                                  * * * 

“Tarihten ders alsaydık tekerrür eder miydi? Tarihte geri dönüşler yaşanmıştır. Ama sonra tarih tekrar tekerleğini hep ileriye doğru çevirmiştir. İnsan haklarından yana, basın özgülüğünden yana dönmüştür tarihin tekerleği. 

Tarihi birikimler hem kültür alanında hem de kurumsal olarak kalsa idi geri dönüşler olmayabilirdi.” 

Basında geri mi gidiyoruz? Ne oluyor bize?” 

* * * 

Yenigün 16’ncı yıl kutlamalarında herkesin söylediği gibi daha nice 16 yıllar yayında olmalı. Yüzyıllar devirmeli ve bizden sonraki kuşaklar bugünkü gazeteyi kütüphane arşivinden ellerine aldıklarında bizimle gurur duymalı. İşte gazetemin 11’inci yaşında siz sevgili okurlarımla bu vesile ile bu duygularımı paylaşmak istedim. Yaşasın gazetem! Yaşasın Yenigün!