Yenigün’ün 11 yılı!

Yayın Tarihi 08 Mart 2016

Geçen yıl “Yenigün’ün 10 yılı” diye yazı yazmıştım. Aynı yazımı bugüne uyarlıyorum. Çünkü bazı şeyler hiç değişmiyor. Değişenler ise belki de bizim değişti zannettiklerimiz. Zaman değişiyor mu? Zaman nedir? Zaman akıyor mu?

Şimdi bu soruyu soruyorum ama geçen yıl; “Zaman ne çabuk geçiyor. Adeta su gibi akıp gidiyor” demişim ve devam etmişim:

Yenigün 11 yaşında ve ben bu 11 yılın son 4 yılında Yenigün’le uyanıp Yenigün’le kalkıyorum, Yenigün’le soluklanıyor, Yenigün’le okurlarımla buluşuyorum. Şimdi Ege Haber de yazı dünyama katıldı. Egenin Ekonomi Haber gazetesi de yepyeni bir soluk oldu.

Yenigün’de köşemin adı “Hayatın İzdüşümleri” idi. İlk köşe yazımda şöyle yazmışım:

“Hayat benim için yolculuktu. Bana arkadaşlar kırlangıç diyorlardı. Bazıları ise karabatak, bir görünüp bir kaybolan. Ama yeniden su üstüne çıktığında hep bir ürünle görünen. Kırlangıç şimdi hayatın izdüşümlerinin peşine düştü. Yazının odalarında dolaşarak hayatı sizinle paylaşacak.”

* * *

Çok şükür, bugüne kadar hayatın izdüşümlerini paylaşmaya çalıştım. Bazen doğru bildiğimi dosdoğru yazdım. Bazen, işte burada itiraf ediyorum, tarihe de not düşülmüş olsun, dönem gereği kendime otosansür uyguladım. Beni eleştirenler hemen şimdi eleştirsin, neden otosansür uyguladın diye!

Her gazetenin bir yayın çizgisi vardır. Yazdığım gazete ve dergilerde buna özen gösterdim. Kendime özgü edebiyat türlerinde yazdığım ürünlerde en zor koşullarda dahi asla otosansür uygulamadım. Ama kitlesel gazete ve dergilerde yazılarımda gerek yayın yönetmeninin ve gazete patronajının öngörüsü ve isteği ile yazılarıma sansür uygulandığı oldu. Sansür ve otosansür sadece bizim ülkemizin gerçeği değil, bütün dünya basın tarihinin gerçeğidir. Gerekli mi gereksiz mi tartışmalarına girmek istemiyorum. Literatüre göre elbette insanın özgürce yazacağı ortamların olması ideal olanı ve biz gazeteciler bu idealin peşinden koşan insanlarız ve öyle olmalıyız. Basın tarihi nerelerden nerelere geldi. Geri dönüş sinyalleri alsak ta, gazete yazılarının basılmadan önce devletin sansür kurulundan geçip ondan sonra basıldığı günlere dönmeyiz herhalde diye düşünüyorum. Yoksa, yoksa döner miyiz diyorsunuz o günlere?

* * *

 

Tarihten ders alsaydık tekerrür eder miydi? Tarihte geri dönüşler yaşanmıştır. Ama sonra tarih tekrar tekerleğini hep ileriye doğru çevirmiştir. İnsan haklarından yana, basın özgülüğünden yana dönmüştür tarihin tekerleği.

Tarihi birikimler hem kültür alanında hem de kurumsal olarak kalsa idi geri dönüşler olmayabilirdi.”

Sanki bugünleri geçen yıldan öngörmüşüm gibi, değil mi?

Basında geri mi gidiyoruz?

Ne oluyor bize?

Geçen yıl, Yenigün 10’uncu yıl kutlamalarında herkesin söylediği gibi daha nice 10 yıllar yayında olmalı. Yüzyıllar devirmeli ve bizden sonraki kuşaklar bugünkü gazeteyi kütüphane arşivinden ellerine aldıklarında bizimle gurur duymalı.

* * *

Türkiye tarihi sosyolojik-toplumsal kurumlarıyla çok eskilere dayansa da herkes ve her kurum dönemi kendi ile başlattığı için bizde yüz yıllık, bin yıllık kurum ve kuruluşlar yokmuş izlenimi var. Bakın iktidar partisi bile daha 15 yıllık. Kurumların kapısına kilit vurmakla ve kurumları kapatıp yok saymakla her seferinde başa sarmakla olmuyor. Cumhuriyetin kurucu partisi CHP bile 12 Eylül 1980 de kapatıldı ve 1992 yılında tekrar açıldı. Bugünkü siyasal yapının yüzlerce yıl öncesine dair dayanakları vardır toplumsal tabanda. Cumhuriyetçilerin de, ulusalcıların da, tarikatların da, devletçi geleneğin de, sınıfsal muhalefetin de dayanakları tarihin içinde var. Biz bunları yok saymakla yok olmuyorlar.

İşte gazetemin 11’inci yaşında siz sevgili okurlarımla bu vesile ile bu duygularımı paylaşmak istedim. Yaşasın gazetem! Yaşasın Yenigün!

* * *

Yine tarihe not düşmek için, geçen yıl her şeye rağmen 10’uncu yaşımızı kutlamıştık. Bu yıl 11’inci yaşımızı kutlamaya hazırlanıyorduk. Şehit haberleri, terör, çocukların, kadınların, yaşlıların savaşın kurbanı olduğu koşullarda kutlama yapmanın bir anlamı olmayacaktı. Kutlamalar ertelendi. Biz buruk da olsa yeni yayın dönemimize girdik, haber ve yazı durmaz, devam ederdi. Bütün gazeteci arkadaşlarım görev başında. Bu yıl Oskar’da en iyi film ödülünü Spotlight filmi aldı. Filmin bizi ilgilendiren yönü zor koşullarda da olsa gazeteciliğin temel ilkelerinden taviz vermemek. Film, ABD'deki en eski sürekli olarak kullanılan araştırmacı gazete birimi The Boston Globe'un "Spotlight" takımını konu ediniyor. Darısı Yenigün’ün Spot ışığı ekibinin başarılarına! Darısı başımıza!